'Diyanet, din görevlilerinin sorununa kulak mı tıkadı?
DİNİHABERLER: Din-Bir-Sen’e göreDiyanet İşleri Başkanlığı, sendikaların eleştiri ve önerilerini dikkate almıyor mu?

GENEL BAŞKAN: Biraz öncede belirttiğim gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı yayınladığı genelge, yönetmelik v.b. çalışmalarda özellikle sendikaların eleştirilerini dikkate almıyor. Duymuyor bile. Sendikaların önerilerini küçümsüyor. Din görevlilerinin sesine kulak tıkamış durumda. Sayın Başkan ile görüşmek isteyen din görevlileri bir türlü görüşemiyor. Kendisi de vekil imamlık yapmış olan Sayın Başkan, din görevlilerini anlaması gerekirken tam tersi bir tutum ve davranış sergiliyor.


DİNİHABERLER: Din görevlilerinin iş güvenliği olmadığına inanıyor musunuz?

GENEL BAŞKAN:  Evet, kesinlikle yok. Bir köy düşünün: Sabah ve yatsı namazına giden din görevlisi hayvan saldırısına uğrayabilir. Büyük kentlerde hayvan saldırısının yanı sıra gaspçıların, tinercilerin, her türlü insanın saldırısına maruz kalma tehlikesi var. Ayrıca camii içerisinde cemaatten insanların saldırısına maruz kalma tehlikeleri de var. Bugüne kadar bu konularda önlem alınabilmiş değil.

Bu tür tehlikelere karşı savunmasız, korunmasız ve açık bir şekilde görev yapan din görevlilerinin maaşlarında iyileştirme yapılmalıdır. Özlük hakları yeniden düzenlenmelidir. Asker ve poliste olduğu gibi din görevlilerine de yıpranma payı verilmelidir.


DİNİHABERLER: Her kurumun kendine göre çalışma usulü var. Bu çalışmalar kanun ve yönetmeliklere göre uygulanır. Ancak diyanet teşkilatında bu yönetmeliklerden kaynaklanan şikâyet ve sıkıntılarda göz ardı edilemez. Din-Bir-Sen’e göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bu yönetmelikleri hazırlayan düşünce ve fikir adamaları camiayı okuyamıyor mu?

GENEL BAŞKAN:  Evet, kesinlikle… Bile bile yanlışta ısrar edilir mi? Sendika olarak yanlışları açıklıyoruz. Öneri getiriyoruz ama dikkate alan yok. Sizde biliyorsunuz yönetmelikler durmadan değişiyor. Bu, günün şartlarını önceden tespit edemeyenlerin suçu… Yönetmeliklerin taslaklarını hazırlayanlar, Sayın Başkan’a öneride bulunan, düşünce ve fikirlerini ileri sürenler camianın sorunlarını göremiyorlar.Görmeye başladıkları zaman ise iş işten geçmiş oluyor. Bu sefer yeniden yönetmelik maddesi değişiyor. Bu tür uygulamalar kurumun saygınlığına gölge düşürüyor.

DİNİHABERLER: Kur’an Kursu Öğreticilerinin maaşlarından kesinti yapılmasıyla ilgili mağduriyet söz konusu. Din-Bir-Sen olarak konuya nasıl bakıyorsunuz?

GENEL BAŞKAN:  Kesinlikle bir mağduriyet söz konusu. Sendika olarak konuyu inceledik. Diğer kurumlarda resmi görevlendirmelerde ek ders kesintisi yapılmazken, aynı nedenlerle görevi başından ayrılan Kur’an Kursu Öğreticilerinin ek ders ücretlerinden kesinti yapılmasını adil bulmuyoruz. Sadece bu değil… Bakınız, sendika olarak diyanet’i eleştirirken lâf olsun diye eleştirmiyoruz. Haklı gerekçelerle eleştiriyoruz. M.E.B.’da hafta sonu ders ücretleri yüksektir. Ama Kur’an Kursu Öğreticilerinin hafta sonu ders ücretleri normal mesai saatlerinin ders ücretleriyle aynı. M.E.B. ile diyanet’in hafta sonu ders ücretlerini karşılaştırdığınız zaman vicdanınız sızılar. Bu adil değil. Haksızlık yapılıyor. Emeğin karşılığı mutlaka verilmelidir. Buna göz yumulamaz. Buna göz yumanlardan Allah (c.c) hesap sorar.

Bilindiği gibi M.E.B. Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nda eğitimcilere verilen ek derslerin bir kısma aylık karşılığı, bir kısmı da ek ders karşılığı şeklindedir. Diyanet teşkilatı dışında, ders ve Ek derslerin nasıl verileceği, Bakanlar Kurulu’nun “Milli Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders saatlerine İlişkin Karar”’a dayanıyor.

Kur’an Kursu Öğreticilerinin ders ve ek ders saatlerinin nasıl uygulanacağı, Bakanlar Kurulu’nun;“Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Düzenlenen Eğitim Faaliyetlerinde Uygulanacak Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Karar”’a göre yapılıyor. Diyanet teşkilatının ders ve ek ders uygulanmasına ilişkin karar’a göre, ek derslerin fiilen yapılması şartı bulunuyor. M.E.B. yönetmeliğinin 16’ncı, E.G.M. yönetmeliğinin 16’ncı ve Adalet Bakanlığı yönetmeliğinin 13’ncü maddelerinde; öğretmen, resmi olarak düzenlenen toplantı, seminer veya konferans v.b. gibi toplantılara katılması halinde ek ders yapılmasa dahi yapılmış sayılıyor ve ek ders ücreti kesilmiyor. Diyanet’te ek ders ücretinden faydalanabilmek için hizmetin fiili olarak yapılması şartı arandığından, resmi toplantılar, seminer, kurs, konferans gibi toplantılara katılan öğretmen, derse katılamadığı zaman ek ders ücreti kesiliyor.

Diyanet’in uygulamasında adil olmayan, Anayasa’nın eşitlik ilkelerine aykırı bir uygulama söz konusudur. Kur’an Kursu Öğreticileri bu konudaki tepkilerinde haklıdır. Kendilerini destekliyoruz. Farklı uygulamanın giderilmesi ve Kur’an Kursu Öğreticilerinin mağduriyetlerinin önlenerek geriye dönük haklarının iade edilmesi Anayasal bir sorumluluk ve vicdani bir yükümlülüktür. Yönetmeliğin"Ek ders birim ücreti ve görevin fiilen yapılması” başlıklı 11. Maddesinde yer alan “Bu Karar kapsamındaki personele ek ders ücreti ödenebilmesi için, ek ders görevinin fiilen yapılmış olması şarttır.” İbaresinin değiştirilerek “Ek dersin yapılmış sayılacağı haller”’in yeniden düzenlenerek resmi görev halinde dersin yapılamamış olmasının ‘yapılmış sayılması’ ile bu mağduriyet giderilecektir.



DİNİHABERLER: Vekil İmam-Hatip, Müezzin-Kayyım ve Fahri Kur’an Kursu Öğreticileri aylardır kadro talebinde bulunuyorlar. Ancak İmam Hatip Liselerinden her yıl yüzlerce öğrenci mezun oluyor. Bu durumda din görevlilerinin sayısında bir artış oluyor. Din görevlilerinin tamamını bütün olarak ele aldığımızda vekillerin kadro taleplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

GENEL BAŞKAN:  Haklısınız. İmam Hatip Liseleri her yıl yüzlerce mezun veriyor. Ancak göz ardı ettiğiniz bir hususu açıklamak istiyorum: İmam Hatip Lisesi mezunlarının sayısı artarken din adamlarının sayısında bir artış olmuyor. İmam Hatip Lisesini okuyan herkesin illâki din görevlisi olacağı şartı bulunmuyor. Sosyal hayatın başka bir alanında başka bir meslek dalında geçimini temin edebilir. Nitekim buna benzer çok imam hatipli bulunuyor. Öte yandan din görevlileri açığı var. Bu açığın doldurulması gerekiyor. Din görevlileri açığının bir kısmını vekillerle kapattınız, ama açık artarak devam ediyor. Çünkü Türkiye nüfusu her yıl artıyor. Buna paralel olarak camii ve mescit ihtiyacı hızla artıyor. Hızla artan açık ise vekillerle kapatılmaya çalışılırken, görev süresi dolanı kapı dışarı ediyorsunuz. Burada bir çelişki var. İhtiyacın giderilmesi noktasında bir eksiklik var. Vekiller niye kadro istiyor? Her yıl ‘acaba görev sürem dolunca kapı dışarı edilecek miyim?’ endişesini çoluğuyla çocuğuyla yaşamamak için istiyor. İş güvencesi olsun istiyor. Kadrolu personelin tüm haklarından yararlanabilmek için istiyor. İleri demokrasilerin uygulandığı ülkelerde herhalde böyle bir mağduriyete göz yumulmazdı.

DİNİHABERLER: “Önce insan sonra sendikacılık” diyorsunuz. Bunu açar mısınız?

GENEL BAŞKAN:  Din-Bir-Sen olarak insan odaklı düşünüyoruz. İlime, bilime saygılı olan sendikamız, özellikle din görevlilerinin öğrenmesinden yanadır.

Din görevlileri arasında huzur ve kardeşlik ortamının tesis edilmesi zorunludur. Barış ve kardeşlik duyguları içinde yaşamamız gerekiyor. Adaletle hükmedilmesi gerekiyor. Özellikle yetkili sendika temsilcilerinin baskıları nedeniyle Müftülük çalışanları zor durumda bırakılıyor. Bunlar, ister istemez adaletten şaşıyorlar. Din Bir-Sen olarak, adil ve hakkaniyetli davranmayı, şeffaf sendikacılıktan yana olmayı şiar edinmiş bir sendikayız. İnsanları korkutan, sindiren, yıldıran, adil olmayan, hukuk ve hakkaniyet duygularından uzak bir sendikal anlayışa sahip değiliz.

Din görevlilerimiz görevlerini ifa ederken Peygamber Efendimizin (s.a.v.)yolunda olmalıdır. Sendikacılarda, din görevlilerinin gözyaşını akıtmamalı, aksine onların sıkıntılarını gidermelidir. Kalbi sıkıntı ve evhama sokmak yerine yarayı sarmak gerekir. Biz, böyle bir dinin mensupları olarak üzerimize aldığımız bu görevi layıkıyla yapmak zorundayız. Bunun için tabii ki, bilgi sahibi olmak, okumak, araştırmak ve incelemek gerekir.

Eksik bilgilerle yola çıkmak herkese zarar verir. Doğru ve yeterli bilgiyle yapılan hizmet ibadettir. Aksi ise insana zulümdür. Bugün içinde bulunduğumuz süreçte sendikacılık alanında din görevlilerine zulüm yapıldığına şahit oluyoruz. Bu zulüm cehaletin göstergesidir. Din-Bir-Sen olarak diyoruz ki, iyi ve güzel şeyler yapanlar kim olursa olsun yanındayız. Kötü şeyler yapanlar da kim olursa olsun karşısındayız.

Din Bir-Sen olarak, haksızlıklara son verilmesi, adil yönetim, haklının yanında yer alan sendikacılık anlayışı, din görevlilerinin her türlü güvenliğinin sağlanması, güçsüzlerin, kimsesizlerin, haklının korunması için iyi niyetli bir hareketi takip ediyoruz. Bu hareketin adı Hılful Fudul, yani ‘erdemliler hareketi’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de aralarında bulunduğu bu hareketten yola çıkarak önce insan diyoruz. Ahlakı ve ahlaklı olmayı esas alıyoruz. Temel ahlaki ilkeleri benimseyerek hareket ediyoruz. Toplumsal uzlaşmadan yanayız. Mevlâna gibi, ‘ne olursan ol yine gel’ diyoruz.


DiNiHABERLER: İslami İlimler Fakülteleri açılmasını istiyorsunuz. Bunu açar mısınız? Neden gerekli?

GENEL BAŞKAN:  Çünkü İlahiyat Fakülteleri sayısının artması bu alanda kaliteyi artırmıyor. 64 Üniversitede -bu sayı daha da artmış olabilir- İlahiyat Fakültesi var. Diğer üniversitelerde de açılması için çalışmalar yapılıyor.

İlahiyat Fakülteleri’ni de Tıp Fakülteleri gibi plansız programsız açarsanız, kalitesiz eğitim verilmesine neden olursunuz. İlahiyatçı enflasyonu yaşanır. İlahiyat Fakültelerinin kalitesi düşer. Televizyon kanallarında boy gösteren İlahiyatçı Profesörler çoğalır!

İlahiyat Fakülteleri ile eşdeğerde olan İslami İlimler Fakültelerinin açılarak bunun yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyoruz. İlahiyat Fakültesi ve İslami İlimler Fakültesi’nin amacı; dini, objektif öğretmek, öğrencilerin etkilenmeden kendi mantıklarıyla düşünebilme ve karar verme, bilginin temel kaynaklardan öğrenilmesi, edinilen bilgilerin uygulanması, bu bilgilerin İslam dünyasında yayılmasını sağlamak, bunların yanı sıra; vatanını, milletini, her şeyden önce eşref’i mahlûkat olarak insanı sevecek, bu kriterler birlikte değerlendirildiğinde mesleğine bağlı, mesleğini seven, mesleğinin gereğini yapan, bunları birlikte icra ederken ahlaki, öz kültürüne bağlı, yaşadığı toplumun değerlerine bağlı, saygılı ve ortak kültürel değerleriyle bağlı olduğu topluma faydalı olabilmek için çalışacak idealist, aynı zamanda mesleki açıdan kendisine özgüven duyacak, tam donanımlı Müslüman gençler yetiştirmek olduğuna göre, bu okullara tabii ki, ülkemizin ihtiyacı var. Ancak İslami İlimler Fakülteleri’nin açılması, bu alanda işlevsel olarak daha fonksiyonel rol oynayacaktır. İslam dünyasında, dinimizin ana kaynaklarından, hiçbir bölümünün gizlenmeden tüm gerçekliğiyle ortaya çıkarılarak öğrenilmesini, inanç, ibadet, ahlak esaslarının din gerçekliğiyle ilgisi bulunmayan kısımlarının çıkarılması, hukuk alanının ise günümüze göre yeniden açıklanması zorunluluğu vardır. Bu akademik çalışmalar hiç şüphesiz dinimizin daha anlaşılır olmasını sağlayacaktır. Dinin içine yerleşmiş yanlış öğretilerin temizlenmesini sağlayacaktır.

Komşularımızın Arapça konuşması, İslam dünyasında İslami Bilimler başta olmak üzere diğer kaynakların yüzde 95’inin Arapça olması, açılacak olan İslami İlimler Fakülteleri’nde temel eğitim ve öğretim dilinin Arapça olarak uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin Arap ülkelerinde, Arap ülkelerinin de Türkiye de İslami, felsefi, sanat tarihi ve diğer bilim dallarında akademik araştırma yapmalarına, kültürel ve ekonomik ilişkilerin yoğun şekilde kurulmasına ve ülkelerin birbirleriyle daha yakın ilişki içinde olmalarını sağlayacaktır.

İslami İlimler Fakülteleri’nden mezun olan öğrencilerin, İslami literatürde çok daha donanımlı olacakları kaçınılmaz bir gerçektir. Arapça tercüme konusunda verim artacak, ülkemize gelen Arap turistlerle iletişimin genişletilmesi, ülkemizin daha sağlıklı tanıtılmasını sağlaması, hac ve umre organizasyonlarında yaşanan dil problemlerinin giderilmesini sağlayacak, yüksek seviyede dil eğitimiyle ülke kalkınmasına yardımcı olacaklardır.

İslami İlimler Fakülteleri’nden mezun olan öğrenciler, Avrupa ve Türk Cumhuriyetlerinde, Balkanlarda ve Türklerin yaşadığı diğer ülkelerde, İslam dininin tüm gerçekliğiyle doğru bir şekilde öğretilmesini, tanıtılmasını, İslam dininin yayılmasını sağlayabileceklerdir. Bu nedenle İslami İlimler Fakülteleri’nin misyonu ve vizyonu çok farklıdır. Üniversitelerde bu fakültelerin kurulmasını önemsiyoruz.


DiNiHABERLER: Lisans Tamamlama Programı (İLİTAM)’na Din-Bir-Sen’in yaklaşımı ve düşünceleri nedir?

GENEL BAŞKAN:  Lisans Tamamlama Programı (İLİTAM)’nın yalnız din görevlileriyle sınırlı olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konudaki düşüncelerimizi 01.12.2014 tarihli yazımızla YÖK’e ilettik.


DiNiHABERLER: ABD’nin 2012 ve 2013 yıllarında yayınladığı Din Özgürlüğü Raporunda, ülkemiz, ‘Özel Kaygı duyulan Ülkeler’ listesinde gösterildi. Devletin dine baskısı var mı? Bu raporu nasıl değerlendiriyorsunuz?

GENEL BAŞKAN: Sayın Başkan Görmez’in bu rapora cevaben “Ben ve arkadaşlarım İslam dinini baskı altında tutan bir kurumda çalışmayız,” sözlerini hatırlıyorum. Doğruda söylüyor.

Dünyada dinini en iyi yaşayan ülke Türkiye’dir. Devletin İslam dinine baskı yapması söz konusu olmadığı gibi, aksine dini özgürlüklerin önünü açarak Müslümanların dinini en iyi şekilde yaşamalarını sağlamıştır. Bugün, ülkemizde kamunun her alanında dini inançlarını yaşamak isteyen Müslümanlar rahatça ibadetlerini yapabiliyor, kamusal alanlarda başlarını örtebiliyorlar. Ülkemizde din özgürlüğü çok geniş boyuttadır. Bütün dinler özgürce ve bir arada yaşayabilmektedir.

Ülkemizdeki din özgürlüğünü bilerek ve kasıtlı olarak görmeyen komisyonun bu yaklaşımını Din Bir-Sen olarak kabul etmemiz mümkün değil. Raporda yer alan haksız ve maksatlı ifadelere şiddetle karşı çıkıyoruz.

Devletin, Diyanet Kurumu aracılığıyla İslam dinini baskı altında tuttuğu ifadesi gülünç ve düşündürücüdür. Din Özgürlüğü Komisyonu, Avrupa devletlerinin sınırları içerisinde camii kapatan, ecdadımızdan kalan camileri harabeye çeviren, içkili mekânlar yapan ülkelerin din anlayışına ve din özgürlüklerine baksın. O ülkeleri incelesin. Kendini medeni göstermeye çalışan Avrupa ve onların tek taraflı komisyonlarının Türkiye’deki din özgürlüğünü kendilerine örnek almalarını beklerdik.



DiNiHABERLER: Basın açıklamalarınızda sık sık mobbing’e vurgu yapıyorsunuz. Üyelerinize baskı yapıldığına dair açıklamalarda bulunuyorsunuz. Bunu açar mısınız?

GENEL BAŞKAN:  İşyerlerinde mobbing uygulanması ciddi bir problem. Uluslararası yasalarla suç kabul edilmiş, ülkemizde bunu kabul etmiştir. Mobbing ile ilgili ülkemizde hukuki yaptırımlar söz konusudur. Bununla ilgili kanun ve yönetmelikler yayınlanmıştır. “İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi Hakkındaki Başbakanlık Genelgesi" bulunmaktadır. Mobbing, hem kamuda hem de özel sektörde mücadele edilmesi gereken önemli bir sorundur. Anayasanın 125, 128 ve 129’ncu maddeleri çalışanların haklarını düzenler. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 94’ncü maddesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417’nci maddesi ve 657 Sayılı Devlet memurları Kanunu’nun 10, 11, 17, 18 ve 21’nci maddelerinde konuyla ilgili düzenlemeler vardır. Buna rağmen mobbing’in önlenememesinin nedenleri var. Mobbing sosyal kabadayılıktır. Çalışanların, amirleri veya bir insan ya da güçlü bir grup tarafından yıldırılması, sindirilmesi, korkutulmasıdır. İşyerlerinde psikolojik terör anlamına geliyor. Sistematik baskı uygulanmasıdır. Bir araştırmaya göre okullar ve sağlık sektöründe yaygın olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak son zamanlarda diyanet teşkilatında da yaygınlaştığını görüyoruz. Mobbing organizasyon bozukluğundan kaynaklanıyor. Bu da yönetimlerin önlem almadığını gösteriyor. Mobbing, daima güçlü olma isteği içinde ve iktidar hırsı, kötü niyetli ve hileli yollara başvurmaktan çekinmeyen, düşmanca duygular içinde olan, karşısındaki insanın ruh halinden zevk alan kişiler tarafından uygulanıyor.

Din-Bir-Sen üyelerinin istifaya zorlanması, başka bir sendikaya üye olmaları için zorla ikna çalışmaları, izinlerinin askıya alınması, idari işlemlerinin geciktirilmesi, gereksiz savunma alınması, soruşturma açılması, üyelerimizin işyerlerinin sürekli olarak denetime tabii tutulması v.s. konularında üyelerimize baskı uygulanıyor.

Yetkili sendika üyesi olan bir murakıp, üyemizin işyerini sürekli olarak denetime tabii tutuyor ve denetim defterine yaptığı denetimi kaydetmiyor. Genel Başkan Yardımcılarımızdan bir arkadaşımız bilgi almak için bu murakıbı aradığında “bana baskı yapıyor” diyerek hakkında şikâyet dilekçesi verdi. Bu arkadaşımız halen soruşturma geçiriyor. Bu da bir mobbingtir.

Bu örnekte olduğu gibi sadece üyelerimiz değil, aynı zamanda yönetim kadrolarımızda yer alan arkadaşlarımıza da bu tür baskıların yapılması söz konusudur. Bunlar motivasyonu ve morali bozucu, insan ilişkilerini zedeleyici, kuruma saygınlığı yaralayan, devlete güveni yok eden psikolojik taktiklerdir. Sendika olarak basın açıklamalarımızda, Müftülüklerin tarafsız olması ve hiçbir sendika üyesine baskı yapılmaması için genelge çıkarılsın, diye çağrıda bulunmamıza rağmen diyanet bizi duymadı. Diyanet teşkilatında mobbing’in en üst seviyede uygulandığı herkesçe biliniyor. Buna rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sessiz kalması, önlem almaması da mobbing’in başka bir uygulama yöntemidir. Sizin aracılığınızla diyanet’e tekrar çağrıda bulunuyorum; hiçbir sendika üyesine baskı yapılmaması için önlem alın. Aynı zamanda bu konu hukuki bir sorumluluk ve ahlaki ve vicdani bir yükümlülüktür.


DiNiHABERLER:Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurumsal olarak nasıl görüyorsunuz? Değerlendirebilir misiniz?

GENEL BAŞKAN:  Diyanet kurumu bu ülkenin olmazsa olmazlarındandır. Diyanet, İslam âlemini birlikte tutan önemli bir kurumdur. Müslümanların dini vecibelerini doğru yaşamaları ve en doğru bilgiyi öğrenmeleri açısından bu kurumun varlığı bütün insanlık için kıymetlidir. Diyanet, bütün İslam âleminin ve milletimizin birlik mayasıdır.

Din, dil, tarih, kültür, coğrafya gibi milleti millet yapan unsurları tarih boyunca sürekli yaşatan, bugünde yaşatmaya çalışan ve ayakta tutan Diyanet kurumudur. Bu nedenle diyanet kurumu bu milletin değeridir.

Bir milleti maneviyatından uzaklaştırırsanız o millet, millet olma vasıflarını kaybeder. Hâlbuki millet olma bilinci, kardeşlik duygusuyla birlikte yaşamayı, daha ileriye gitmek için çok çalışmayı, hoşgörüyü, vatan toprağını sevmeyi, dini birlikteliği gerektirir. Tarih boyunca bu unsurları bir arada tutmaya çalışan ve yaşatan din görevlileri olmuş, onların bağlı olduğu kurum ve kuruluşlar, milleti bir arada yaşatmıştır. Bu unsurlar aynı zamanda milletin kimliğidir.

Diyanet manevi bir kurumdur. Allah (c.c.)’ın emri, Peygamber (s.a.v)’in sünneti seniyesinin izinde, bütün insanlığa dini öğreten, milletin saygı duyduğu bir kurumdur.

Kur’an-ı Kerim’in emrettiği gibi irşatta bulunan, insanların birlik ve beraberliğinden yana olan Diyanet, bugün sahip olduğumuz değerlerin temel taşıdır. Bu nedenle Diyanet’in sorumluluğu çok ağır ve zordur.

Diyanet’in geleneğinde sevgi, yardımlaşma, dayanışma, hoşgörü ve rehberlik vardır. Varoluş gerekçesi de budur. Müslüman ve gayrimüslim topluluklar arasında birliğin tesis edilmesinde Diyanet bir köprü vazifesi görür. İnsanların diline, dinine, mezhebine bakmadan yol gösterir. Diyanet toplumsal birliğin, beraberliğin sağlanmasında rehberlik yapar.

Diyanet teşkilatı kuruluşundan itibaren dinin temel kaidelerini muhafaza etmiştir. Dinin hurafelerden kurtarılarak gelecek nesle gerçek yönüyle ulaşmasını sağlamıştır. Dinin devamı sağlanırken milli ve manevi değerlerin korunarak aktarılmasını sağlamıştır. Kimi zaman siyasi ve politik değerlendirilmeye çalışılmış olsa da aslında her türlü siyasi ve politik çekişmenin üstünde kalmasını bilmiştir.

Diyanet teşkilatı her zaman milletin yanında yer almıştır. Milli ve manevi değerlerin korunması noktasında topluma rehberlik yapmış, dine gölge düşürecek her türlü söylemden uzak durmuştur.

Diyanet, adalet ve hakkaniyet dengesini kurmak zorunda olan bir kurumdur. Bu düşüncelerimizin ana kaynağı; Diyanet teşkilatının ahlaki ve manevi değerleri ayakta tutan, birlik, beraberlik ve huzur ortamını sağlayan, topluma sevgi, yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik, hoşgörü kültürünü aşılayan, İslam âlemine yakışır bir üslup ve dil ile toplumla sağlıklı iletişim kurulmasına aracılık eden bir teşkilat olarak düşünülmesidir.Diyanet teşkilatı, siyasi görüş, düşünce, din ve mezhep ayrımcılığından uzak, toplumun tüm katmanlarını kucaklayan bir yapı olarak görülmektedir. Bu nedenle ülkemizin bugün içinde bulunduğu huzur, emniyet ve kurumlarına güvenirlilik noktasında Diyanet teşkilatının şüphesiz büyük katkısı vardır.


DiNiHABERLER: Samsun Şube Başkanı olduğunuz dönem de Belediye Başkan aday adayı oldunuz. Yeniden Belediye Başkanlığı ya da Milletvekilliği adaylığını düşünüyor musunuz?

GENEL BAŞKAN:  Çevremizdeki dost ve arkadaşlarımızın ricasıyla aday adayı olmuştum. Şahsıma karşı büyük bir teveccüh vardı. O dönem çok güzel bir çalışma yapmıştık. Bir dostumuzun önünü açmak adına feragatte bulunarak aday açıklanmadan geri çekildim. Tekrar düşünüyor muyum, sorusuna gelince; önemli olan millete hizmettir. Bu çerçevede hizmet makamının yeri önemli değil. Hangi makam olursa olsun bu düşünce, bilgi ve becerimizle halka hizmet etmeye muktediriz. Şimdilik konfederasyon ve sendikamızın başındayım. Hizmetin en güzelini ve doğru olanını yapmaya çalışıyorum. Rabbimin neyi, nerede ve ne zaman nasip edeceği belli olmaz. Rabbimiz nasip ederse her şekilde hizmet ederiz.

DiNiHABERLER: Son olarak; Diyanet teşkilatı mensupları neden Din-Bir-Sen’e üye olmalıdır?

GENEL BAŞKAN:  Kısa ve net cevap vermek istiyorum: Röportajı okuyan din görevlileri neden Din-Bir-Sen’e üye olmaları gerektiğini anlayacaklardır. Din-Bir-Sen söylemlerinde, hareket tarzında farklı bir sendikadır. Diyanet camiasına hareketlilik kazandırmış, farkındalığıyla yön tayin eden bir sendika olmuştur. Haklının yanında yer almış, mağdurların sesi olmuş, mağdurların taleplerini aylarca gündemde tutmuştur. Din-Bir-Sen olarak diyanet camiasını bütün olarak ele alıyor, kimseyi ötekileştirmeden, farklı ve önyargılı düşüncelerle bakmadan, önce insan gözüyle bakıyoruz. Bu nedenle bütün diyanet camiasını Din-Bir-Sen’in çatısı altında toplanmaya çağırıyoruz.

DiNiHABERLER: Zaman ayırıp sorularımıza içtenlikle verdiğiniz cevaplar nedeniyle şahsınızda size ve sendikanız yöneticilerine, üyelerinize başarılar diliyoruz.

GENEL BAŞKAN: Din-Bir-Sen olarak, şahsım, yönetici kadromuz, temsilcilerimiz ve üyelerimiz adına ben teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum.

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol