Toplumların tarihinde unutulmaz, iz bırakan darbe günleri vardır. Mesela bizim tarihimizde 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbeleri meşhurdur. 27 Mayıs 1960 darbesinde üç yaşında bir çocuk olduğumuz için hatırlamıyoruz. O gün yaşananları; okuyarak ve o gün çekilen görüntülerden edindiklerimizle öğreniyoruz. 12 Eylül darbesinde üniversite öğrencisi olduğumuz için bugünkü gibi hatırlıyoruz. Ama o darbelerde 15 Temmuz kalkışması gibi görüntüler ve halkın taranması, meclisin bombalanması gibi akla ziyan eylemler yoktu. Üstelik gerek 27 Mayıs, gerekse 12 Eylül darbelerini yapanlar, laik ve Kemalist idiler. “Laiklik elden gidiyor, Atatürkçülük can çekişiyor” diye, halkın oylarıyla seçilmiş iktidara darbe yapmışlardı. Ama 15 Temmuz kalkışmasını yapanlar; bizleri dinle, imanla, Allah’la aldatanlardı. Şeytan sizi Allah’la aldatmasın” (35Fatır:5) ayetini 15 Temmuzda dahi iyi anladık. İki ayaklı şeytan türünden olan Fetö, en büyük darbeyi İslamî camialara vurmuştur. Artık İslamî camialara güven zayıflamış ve İslam adına hareket eden herkese şüpheli gözü ile bakılır olmuştur. Daeş ve Fetö örgütleri, dinî değerleri istismar ederek maalesef ümmetin “güven” duygusunu tahrip etmişlerdir.

Geçtiğimiz Cuma günü (14.07.2017)  Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanıp bütün camilerde okunan hutbenin şu kısmı, dini sömürerek semiren bu vahşî örgütün iç yüzünü ortaya koyması açısından hislerimize tercüman olmaktadır.

“Zihinlerimizden asla çıkartmamamız gereken bir husus da, o gece maruz kaldığımız ihanet ve işgal teşebbüsünün din kisvesi altında yapılmasıdır. 15 Temmuz gecesinde şahit olduk ki suret-i haktan görünerek 40 yıl boyunca bu milletin dinini, imanını, değerlerini, duygularını, zekât, sadaka ve yardımlarını istismar eden bir ihanet şebekesi, milletimizin varlığına kast etti. Milletin çocuklarını çalarak birkaç nesli heba eden bir nifak hareketi, müstevlilerin emelleri doğrultusunda ülkemizin bekasını hedef aldı. Bu ihanet girişimi bir kez daha gösterdi ki, bizlere düşen vazife, yüce dinimizi sahih kaynaklardan öğrenmektir. İslâm’ı Kur’an ve sünnetin rehberliğinde en güzel şekilde yaşamaktır. Tarih boyunca medeniyetler kuran ana yoldan sapmamaktır. Din gibi yüce bir hakikati şahıslar üzerine bina etmemektir. Bu tür ihanet ve kötülüklere bir daha maruz kalmamak, maslahat rengine bürünmüş mefsedet hareketlerine boyun eğmemek için bilgi ve hikmet yolundan ayrılmamaktadır.”

15 Temmuzun seneyi devriyesini yaşadığımız şu günlerde, melun Fetö örgütünü hala "Alttakiler ibadet, ortadakiler ticaret, üsttekiler ihanet peşinde idi" şeklinde kategorize ediyorsak, aldanıyoruz. İlk günlerde bu tahlili doğru kabul etsek bile, şu anda her şey ayan beyan iken "İbadet ve ticaret ehli" ayrıştırmasını sürdürmüş olmak, güneşi balçıkla sıvamak demektir. Bu kadar da saf dil olmayalım. Artık Fetö örgütü ile ilişkiyi -ister kalben ister fiilen- sürdüren herkes haindir. Onlara acımak ve mağdur edebiyatları yapmak, ihanete çanak tutmaktır. Atalar "Merhametten maraz doğar" diye boşuna söylememişlerdir. “Acırsak, acınacak hale düşeriz.” Allah korusun, darbe teşebbüsü ya başarılı olsaydı ne yapardık? Kenan Evren’den daha zalim ve gaddar olacaklarından hiç şüphem yok. Yalan, iftira ve her türlü entrika ile kendilerinin dışındaki Müslümanlara en acımasız uygulamaları yapacağından da hiç şüpheniz olmasın. Devleti ellerine tamamen geçiremedikleri; polis, yargı ve askerî teşkilatların kilit noktalarına hâkim oldukları kalkışma öncesi dönemde bile yardımı kesen zenginlerin iş yerlerine maliyeden adamlarını gönderip polis ve yargıyla da işbirliği yaparak hapse attırmadılar mı? Selçuk Üniversitesi rektörü hakkında uydurdukları yolsuzluk iftiraları ile onu hapishaneye göndermediler mi? Hanefi Avcı ile ilgili kurdukları tezgâhı devreye sokarak onu da hapsetmediler mi?

Hedefe varmak için her türlü yolu mubah gören bu Makyevelist din simsarlarının yaptıklarını sıralayacak olsak, yazımızın kapasitesi yetmez. Kamuoyu tarafından bunlar bilinen şeylerdir. Bizimkisi sadece zihinlerde olanının bir kaçını tazeleyerek konuya dikkatleri çekmektir.

İnsan hata eder. Hatadan dönmek ise fazilettir. "Ben, melun Fetullah’ın hain ve gizli papaz olduğunu bilmiyordum. Yanılmışım. Anladım ki o, hainin başta gideni. Allah'tan af, mümin kardeşlerimden de özür diliyorum" diyerek takiyye yapmadan samimi itirafta bulunanlar, başımızın tacıdır, müslüman kardeşimizdir. Onun mağduriyeti, bizim mağduriyetimizdir. Derdiyle dertlenir, sevinciyle seviniriz. Sinsice uyuyan takiyyeci hücreler, hasmımızdır, hiç acımayız ve layık oldukları ceza ile cezalandırılmalarını isteriz. Peşinden gittikleri hainlerin mahkemelerde sergiledikleri utanmazlıklara ve pişkinliklere bir bakar mısınız? Ülkeler fethetmiş kral edası sergilemektedir, şerefsiz adiler. Unutmayalım ki, küfre rıza küfür, zulme rıza zulüm olduğu gibi, ihanete rıza göstermek de ihanettir. Önceki tahlillerde "ibadet ehli" olarak nitelendirdiğimiz kesim hâlâ hainlere öykünüyor ve kalplerinde muhabbet duyuyorlarsa, ihanet içindedirler, cezalarını bulsunlar.

15 Temmuzun birinci yılı dolayısıyla tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize de mutlu ve sıhhatli gelecekler diliyorum. Allah yar ve yardımcıları olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner274

banner273