7. yüzyılda gelen İslam hukukunun günümüz toplumunda uygulanma imkanı var mı?
İslam'ın had cezaları tarihsel gelişime göre miadını doldurdu mu? İslam ceza hukuku Araplara mahsus olarak geldi? İslam hukuku uygulanmaya kalkışılsa Müslümanların kendi aralarında anlaşma durumu nasıl olacak?... gibi sorularda Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.  Dr. Orhan  Çeker dinihaberler.com'a açıklamalar yaptı.

Dinihaberler.com - İslam’da el kesme, kadının şahitliği, kadının mirasta payı, alkol alana uygulanan ceza, zina cezası gibi had cezalarının artık çağa uygun olmadığı ve uygulanmasının mümkün olmadığı görüşünü dinlendirenler var. Bunun hükmünün kalktığını iddia eden en azından çağa göre hukukun  değiştiğini ve o dönem Arap toplumu için bu hükümlerin geldiğini söyleyen din adamları da eksik değil. Bu hükümler kalkabilir ya da değiştirilebilir mi? Veya bu hükümler genel geçer hükümler midir?

Orhan Çeker - Bir kanunu ancak koyan makam kaldırır. İslami hükümleri Allah koyduğuna ve Peygamberlerin risaletiyle bu hükümler vazedildiğine göre kaldırılması için de ancak yeni bir peygamberin gelmesi gerekir.

Bu din kıyamete kadar baki bir dindir. Ve dinin emrettiği tüm hükümler de kıyamete kadar bakidir ve uygulanmaz diye bir görüşte olamaz.

Bu görüşü savunanlar masa başında insanları idare etmeyi ve piyasayı şekillendirmeyi çok sevdikleri için bu kanaate sahip oluyorlar.

İslami yani fıkhi hükümlerin hicri 7. asır Araplara ait olan ve o zamanlardaki insanların kabul edeceği hükümler şeklinde yorumlamak yanlıştır.

Bunları değiştirelim demek son derece yanlıştır.

Bunları artık değiştirelim demek dini değiştirelim demektir ki çok tehlikeli bir iddiadır. 

Önce bu iddainın mantıksızlığını şöyle ifade edeyim. Mesela meclisten çıkan kanunun ben vatandaş olarak değiştirebilir miyim?

Değiştiremem…

Bu kanununu kim değiştirir.

Meclis değiştirir.

Önceki kanunu iptal eden daire yeni bir kanun çıkarır ve yeni bir kanun böylece yürürlüğe girer.

Peki hicri 7. asırda bu hükümleri kim koymuştur?

Allah Teala koymuştur.

Öylese bu hükümleri ancak Allah teala değiştirir. Başka hiç kimse bunu değiştirmeye hakkı ve yetkisi yoktur. 

Az önce meclis olayını bunu anlayalım diye verdim.

Peki Allah nasıl değiştirir.

Peygamber göndererek değiştirir.

Yani yeni vahiyle değiştirir. Yeni vahiy de gelmeyeceğine göre bu hükümler de değişmeyecektir, demektir.

Bu hükümler, bizim vicdanımıza ters düşüyorsa bizim vicdanımız bozulmuş demektir.

Vicdanımız gelişmiştir değil.

Kaldı ki vicdanımıza aykırı düşen bir şey de yok. Vicdanımız bunu kabul etmiyor demek dolayısıyla vicdanımız gelişti diye bir iddia da bulunmak yanlış bir yorumdur. İnsan olanın vicdanı doğduğu tarihten bu yana değişmez. Hz. Adem’in zamanındaki insanın vicdanı ne ise şu an ki insanın vicdanı da böyledir.

Bu neden bize tuhaf geliyor.

Empati yapmadığımız için tuhaf geliyor. 

Şimdi hırsızlıkla ilgili el kesmeyi tuhaf bulan bir insanın evine hırsız girse evde ne var ne yok çalıp çırpıp götürse ya da o ev sahibinin yıllar yılı biriktirdiği altınlarını alıp götürse…

Veya hırsız tam evinin içinde altınlarını çantasına koymuşken ev sahibi o hırsızı yakalasa o hırsıza ne yapar?

İslami hükümleri tenkit eden insanlar olayın içerisine girerek kendi başına gelmiş gibi empati yaparak düşündükleri zaman vicdanın değişmediğini hatta Allah’ın koyduğu sınırdan daha ağır bir ceza uygulaması gerektiğini söylerler.

Allah Teala burada diyor ki "burada fazla bir ceza uygulamayın en fazla yapacağınız şey şudur..."

Ya hakkını helal edersin.

Ya da henüz evden çıkarmadıysa cezayı haketmemiştir.

Hırsızın çaldığı şeyi alıp götürmesi ve kendi kontrolü altına alması gerekir. Evden dışarı çıkması gerekir. Malı çalan kişinin şikayetçi olması gerekir. Hakkını helal etmemesi gerekir. Bütün bu şartlarda eğer son karar olarak mal sahibi cezasını versin diyorsa o takdirde cezası verilir.

Bu konuda biz İslami hükmü düşündüğümüz zaman ne kadar insani olduğunu anlarız da masa başında empati yapmadan bu olayı dğerlendirenler bu olayı tuhaf görüyor. 
Dinihaberler.com – Roma Hukuku ile İslam Hukukunu kıyas edip İslam Hukukunun geçerliliğini kaybettiğini, uygulama imkanının olmadığını savunanlar var.

Orhan Çeker - Peygamberimizin getirmiş olduğu hukuk, 1400 yıl öncenin kanunları denilip küçümsenirken daha öncesindeki Roma hukuku yüceltiliyor.

Roma Hukuku ile İslam’ın geldiği zamana bakarsanız arada bin yıl fark olduğunu görürsünüz. Şimdi 1400 öncekini yadırgayıp 2500 sene öncesini kutsamak mantık dışı olduğu kadar din düşmanlığıdır.

Bu mantığın başka bir gerekçesi de yoktur. Hem de Roma Hukuku tüm hukuk fakültelerinde okutulur. Öğrenciler en çok bu dersten zorlanır. Kelime kelime ezberletirler. Çağlar üstü bir hukuk diye tanıtırlar. Ama asla bu hukukun 2500 sene önceki bir hukuk olduğunuz söylemezler. 1400 sene öncekine olmadık laflar söyleyip 2500 sene önceki hukuku yüceltmek, İslam düşmanlığından başka bir şey değildir.

Dinihaberler.com – Laiklik yeni anayasada olmalı mı olmamalı mı, tartışmalarının başladığı günlerde Tamam laikliği kaldıralım. Haydi İslam şeriatını uygulayın, diyelim. Ama İslamcılar var olan hukuku nasıl düzenleyecek. Tarikatçıya göre mi, mealciye göre mi, Şafiye göre mi Hanefiye göre mi Malikiye göre mi yoksa günümüz cemaatlerinde göre mi, kime göre nasıl hukuku düzenleyecek. Bunlar daha bir araya dahi gelemezken ortak hukukta nasıl anlaşacak görüşü var.  

Orhan Çeker - İşte bunu yine masa başında düşündükleri için böyle bir söylemde bulunuyorlar. Hukuk Fakültelerinde kaç ceza hukukçusu vardır. 300, 400, bilemediniz 500 kadar ceza hukukçusu var.

Bunların hepsinin görüşleri aynı mı?

Mümkün değil ki aynı olsun.

Peki, bu kadar farklı görüşe rağmen bu ceza hukukçuları nasıl birleştiriliyor.

Devlet eliyle…

Devlet bunlardan bir kısmının görüşünü alıyor. Kanunlaştırılıyor ve o kanun olarak kabul görüyor.

Dinihaberler.com – Şöyle bir görüşte ileri sürüyorlar. Pakistan’da Ziyaü’l-Hak “kanunları İslamileştirelim” deyip hukukçuları çağırır. Oturur çalışırlar. Her şey yolunda gider. Ama bazı konularda farklı mezhebi görüşte olan hukukçular ve halk ayrışır. Mesela Zekat konusunda Şia, sünni bir devlete zekat vermenin caiz olmadığını söyleyip zekat vermeyeceklerini beyanla itiraz ederler. Ve benzeri kanunlarda çıkan anlaşmazlık sonucunda kanunların İslamileştirilmesi işlemi rafa kaldırılır. Pakistan, laik kanunlarla yola devam etmek zorunda kalır, diyorlar.

Orhan Çeker - Fıkhi hükümlerde içtihatlar zenginliktir. Devlet bunlardan istifade eder. Devlet bunlardan bir tanesini alır. Uygulamaya koyar. Vatandaşların uyacağı şey devletin uygulayacağı hükümdür. Yoksa birbirlerine muhalif olan sivil görüşler kanun değildir.

“Siz kendi aranızda dahi birleşemiyorsunuz” diyenler bunu gözden kaçırıyorlar. Halkın uyacağı şey mezhep değil Ulu’l-Emr’in emridir. Ulu’l-Emr de bir birine ters iki emir vermiş olamaz. Böylece birlik sağlanmış olur.

Şimdi bu mezhepler Osmanlı zamanında yok muydu?

Vardı.

Tek şey uygulandı. Padişah dedi ki “şu hükmü uygun görüyorum” dedi. Ve o uygulandı. Hepsi bu kadar. Bunu düşünemiyor masa başında düşünenler.

Masanın dışına çıkıp devlet nasıl birliği sağlıyor diye bakmıyorlar. Bunu düşünebilseler çözecekler.
İsterseniz ceza hukukçularını bir dolaşın. Bir olay tespit edin ve fikirlerini alın. Ne kadar farklı fikir ortaya çıkacaktır. Ama farklı fikir var diye ceza kanunu farklı farklı değildir. Tek bir ceza kanunu vardır. Meclis onu kabul etmiştir ve bitmiştir.
 

 

Bunlar da Dikkatinizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sahur 9 ay önce

Helal olsun orhan hocamıza.keske bütün profesorler sizin gibi olabilse

banner205