Camiler vatanın kalbi gençler ise şah damarlarımızdır

Mensubu bulunduğumuz dinimiz İslâm’ın ulvi gayesi: İnsan varlığını dünya ve ahiret saadetine kavuşturmaktır. Bu nedenle Allah’a iman ve itaatten tutun da insan ve hayvanlara varıncaya kadar gösterilen sevgi ve merhamette bu mutlu hedef vardır. En güzel ve en mükemmel biçimde yarattığı ve sevdiği insanı, Allah, yeryüzünde kendisinin şahidi kılmıştır. Bu insan varlığına o kadar önem vermiş ki bu yetmemiş gibi her şeyi onun emrine vermiş, her şey ona hizmet etmeye başlamıştır. İşte, bu yüce varlığın bir ciğer-pâresi, dünyasının süsü vardır!

Gençlik, Allah’a teslimiyetle madde ve manalarını her çeşit hastalıktan koruyup, temiz yaşantılarını muhafaza ederek gönlünü Allah’a bağlamış, sıhhatli vücutları, yılmayan azimleri ile Allah ve Rasûlü’nün takdirine mazhar olmuş gençler...

Çiftçinin ekip yetiştirdiği mahsulü, gelen yıl için ne kadar lüzumlu ise, fabrikaların depo edilen hammaddesi o fabrika için ne kadar önemli ise, ordunun yedek harp malzemesi ne kadar mühim ise, milletlerin hayatiyetleri ve gelecekleri için de gençlik o kadar mühim ve değerlidir. Zira genç, günlerin sabahı, mevsimlerin baharı, arazilerin en münbiti, yuvaların ve cemiyetin fidanı, yarınların ümididir.

Genç, tertemiz kalbi, sıhhatli vücudu, taptaze dünyası ile dolmaya hazır bir beyin, yapım ve yaptırım gücü dolu bir potansiyel, hayat ve enerji dolu bir barajdır...

Genç, iki büyük değerin (boş vakit ve beden sağlığının) sultanı, Allah’ın müstesnâ bir emaneti. Kötü niyet ve emeller için amansız bir silah, iyi idealler için ölümsüz bir istikbal, yuvalar ve milletlerin geleceğini cennet veya cehenneme çevirecek bir varlıktır...

Gençlik, insan hayatının en kıymetli dönemidir. Lakin pek çok insan bu kıymetli dönemin farkında değildir. Geçip gittikten sonra, ah vahlar arasında anılır ancak nafile!

Akarsuyun tekrar kaynağına dönmediği gibi gençlik de geri dönmez. Gençlik insanın kendisi için önemli olduğu kadar, ailesi ve toplumu için de çok önemlidir.

Uygarlık kervanına katılarak yaşamaya azimli olan ideal sahibi büyük cemiyetlerde gençlik, memleket hizmetlerinde büyük bir role sahiptir. Bu rol, cemiyetin heyecan mihrakı olmak ve ideal coşkunluğu yaşamaktır. Denilebilir ki gençlik, bir milletin yarınının yapıcısı ya da yıkıcısıdır. Gençlik, milletin varlık devamının garantisidir. Bir düşünürün dediği gibi ‘’Gençliği ayakta olmayan cemiyet yataktadır’’. Ayakta olan gençlikten amaç, her türlü olaylar ve durumlar karşısında adaletin yanında yer alan, kalbindeki insanla kafasındaki iz’anı daimi olarak dayanışma halinde bulunduran gençliktir. Yoksa kararsızlık içinde ne yaptığını bilmeden, bilinçsiz, yetersiz, sokaklara dökülen, ideoloji oyuncağı olarak kötü kişi ve zümrelerin kuklası olan gençlik değildir.

Bir milletin geleceği iyi eğitim almış, iyi yetişmiş ve ahlâki değerlere sahip, çalışkan ve idealist gençlerin varlığına bağlıdır. Gençlerin her alanda eğitim görmeleri ve tahsil seviyelerinin yükselmesi o ülkenin iyi yolda olduğunun göstergesidir. Ancak gençlere yeterince din ve Ahlak eğitimi verilmediği zaman bir boşluk meydana gelir. Bu boşluk diğer alanları da etkiler. Allah’ı peygamberi ve Kitabı tanıyan, sürekli ilahi murakabe altında olduğunun bilincinde olan, her iş ve davranışında dürüst olan, insan haklarına saygıyı ve onlara hizmeti ibadet kabul eden, topluma ve ortak değerlere zarar vermeyi günah sayan bir gençliğe sahip ülkeler, geleceklerini garanti altına almış demektir.

Bu meyanda unutmayalım ki;

Camiler bu kutsal değerlerimizin neşv-ü nema bulduğu vatanın kalbi, “Ciğer-parelerimiz” Gençlerimiz ise nabzımızın attığı Şahdamarımızdır.

Camiler toplumumuzun nefes alan akciğerleri, gençlerimiz ise alıp verdiğimiz hayat kaynağımız nefesimizdir...

Millet olarak istikbal ve istiklalimizin bekası için bu iki varlığımızı; yani Cami ile Gençliğimizi buluşturmak hayatî önem arz etmektedir.

Gençleri, her yolu meşru görerek para kazanmayı ilke edinen bu konuda helal haram gözetmeyen, rüşveti, adi veya nitelikli hırsızlığı, aldatma, hile ve sahtekârlığı sömürüyü, kumarı, şans oyunlarını, yağmayı servet edinmenin vasıtaları gören bir zihniyette yetiştiren bir ülke, varlığının temellerine dinamit koymuş demektir.

Bu bağlamda her birimize ayrı ayrı; Başta anne-baba, okul, çevre, idareceler olmak üzere toplumun her kesimine büyük görevler düşmektedir. Geleceğimizin teminatı olan gençleri, dinine, vatanına milletine bağlı bireyler olarak yetiştirmek hepimizin boynuna borçtur. Onları, yakıtı insanlar ve taşalar olan cehennem ateşinden korumak bizim görevimizdir:

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emrettikleri şeyi yapan melekler vardır.” ( Tahrim, 66/6)

Evlatlarımızın bizler için birer imtihan olduğunu unutmayalım:

“Mallarınız ve çocuklarınızın da bir sınav olduğunu, büyük ödülün Allah katında bulunduğunu bilin.” (Enfal/8/28)

Ve hepimiz şu şekilde dua edelim:

“Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl.” (Furkan, 25/74)

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol