Acı hep acıdır Hz. Âdem’e de sorsanız, Hz. Nuh’a da. Firavun için üzülenlere de acının tarifi kendi iç dünyalarında hissettikleri şekliyle acıdır. Hz. Âdem Kabil’in Habil’i şehit etmesiyle ilk acıyı tadan olsa gerek belki de cennetten çıkarılmaktı onun için en büyük acı. Sevilen ve değere haiz olan bir şeyi kaybettiğine üzülmek olsa gerek acı. Sözlüklerin diliyle konumuz olan acı “çok sevilen yakın bir kimsenin ölümünden duyulan keder, yas: ‘Evlat acısı. Eş acısı’ “ vs.
Gözyaşı acının veya sevincin bir meyvesi. Sevinçte gözden sarkan Kaşıkçı Elmas’ı gibi dururken, hüzünde kömürden bile karadır gözyaşı. Kim ister ki gölgesini kaybedip, çöl ortasında güneşin altında yanmayı. İmtihan bu ya, mihnetten geliyor, zorluktan, dayanılmaz olana dayanmaktan. Aslında dayanılabilir olana dayanmaktan, eğer öyle olmasaydı Allah(c.c) kullarına dayanamayacağı yükü yüklemeyeceğini vaat zikrede miydi? Nefis ağır buluyor ayrılmak istemediğinden kopuşu. Oysa ölüm ayrılık değil vuslata varıştı hayatın kıymetini bilen için. Öyle diyor şair; “Mutlu adam, dünyayı bir acı gurbet bilen, Öz vatan pınarından, ölümü şerbet bilen.” Marifet ölümü şerbet bilmekte.
Sekülerleşen, birinin yaşamasını diğerinin ölmesine bağlayan kapitalist dünya ne yazık ki bir bir aldı insan olabilme kabiliyetlerimizi. Hayvanlar karşısındaki farkındalıklarımız daha çok yaşamak hırsıyla bir bir eriyip gitti karın güneş karşısında erimesi gibi. Hayvanların bile kendilerine eşlik eden bir başka hayvan öldüğünde başında saatlerce beklediğini, çıkardığı acı yüklü sesinden bir keder, bir elem hissettiğini anlıyoruz. Ya insan, asıl insanın hissetmesi gerekmez miydi insan olmak bakımından hemcinslerinin bu elem ve kederlerini. Ne kadar da katılaşmış, acımasız dünyanın değirmeninde öğütüle öğütüle kalplerimiz, oysa öğütüldükçe acılarımızla yüzleşerek un gibi yumuşacık olması gerekmez miydi yüreklerimiz?

Acının siyaseti olur mu?
Acının işçisi, aşçısı, memuru, amiri olur mu?
Acının büyüğü küçüğü olur mu?
Acının rengi ırkı olur mu?
Acının milleti, devleti olur mu?
Peki, acının insanı, hayvanı olur mu?

Eğer yüreklerimiz bir insan olarak insanın en değerlisini kaybettiğinde bile hala kaskatı ise, kaya kadar sertliğiyle hala acı sahibine dil uzatabilme alçaklığını gösterebiliyor ise nerede kaldı insanlığımız, peki nerede kaldı Müslümanlığımız. Serçesi ölen bir bir çocuğa başsağlığına giden ve onun acısını paylaştığını söyleyen bir peygamberin ümmeti olmak nerede kaldı. Hani dualarımızda Liva-ül-Hamd sancağı altında toplanmayı diliyoruz ya, nasıl Resulüllah’ın yüzüne bakabileceğiz. Diyebilecek miyiz “Ey Allah’ın Resulü sen serçesi ölen bir çocuğun gönlünü hoş etmiştin ama biz en kıymetlisini kaybeden birine sırf siyasi düşüncemiz, sırf kendimizi sınıfsal tabakalara ayırmamız, sırf rengimiz sebebiyle dilimizle zulmettik”. Peki, bu dünyada bunu yapanlar o sancağın altında gölgelenebilecek mi?

Ne acıdır ki Soma’da 301 madencimiz şehit oldu katılaşmış kalpler, insanlıktan nasibini almayan yürüyen kalbi ölü bedenler açtı ağzını yumdu gözünü, Ermenek’te 18 madenci kardeşimiz hakka yürüdü yine aynı densizler, eylem dediler körpe canlar gitti yine ortaya döküldü ikiyüzlü insanlık yoksunu haysiyetsizler. Bir siyasi lider annesini kaybetti yamyamlara rahmet okuttu insanım diye gezen yürüyen ölüler, son olarak bir siyasetçi canını(eşini) kaybetti yine ortaya döküldü insanlık yoksunları. Kan, gözyaşı üzerinden ve enötesi acı üzerinden çıkar devşirmek insanın, Müslüman’ın vasfı olamaz.

Hayatın kısa olduğu aşikâr herkes bir fazla ne kazanabilir, dünyanın nimetlerinden azami nasıl faydalanabilir, sevdiklerime bir fazla ne bırakabilirimin derdinde, “oysa hoş bir sada”dan başka ne bırakırsak bırakalım kimseye faydası olmayacaktır.

Nasipsizsen eğer insanlıktan,
Tat alamazsın hayattan,
Dünyada uçarak yaşasan da
Geçemezsin Anka ile sırattan.
Bir sevilenin göçü ne kadar da göçertiveriyor insanı; Acının ve Gözyaşının Rengi, Irkı, Dini, Dili, Siyaseti, Cinsiyeti, Partisi Olmaz... Sevdiğini kaybeden herkese;
Başınız Sağolsun, Rabbim Rahmetiyle Muamele Buyursun.
Vesselam...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.