Allah [Azze ve Celle] insanı en mükemmel surette yaratmakla kalmamış, ruhundan üflemek suretiyle de şereflendirmiştir. Hak ile batılı birbirinden ayırt edecek akıl vermiş, peygamberler ve vahiyle de onu eğitmiştir.
Mükemmel yaratılan insanoğlu, sahip olduğu azalarını emanet bilinci ile kullanmak zorundadır. Zira Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]  hadis-i resullerinde insanoğluna sahip olduğu azaları nerede ve nasıl kullandığından sorulacağını bildirmiştir. Elbette sahibi olduğumuz azaların hepsi birbirlerinden daha üstün ve önemlidir. Ben bu yazımda azaların üstünlük derecelerinden daha ziyade bu azaların önemlilerinden ve diğer canlılarla ayrılmamızda alamet-i farika hükmünde olan iki dudağımız arasında bulunan, adına ‘‘Dil’’  denilen organdan bahsedeceğim.
 
Dil, iç dünyamızın dışa vurulan yönüdür. Kendi hemcinslerimizle iletişim aracıdır. Düşündüklerimizi anlatma vasıtası, ilahi bir emanettir. Allah’ın [Azze ve Celle] kullarına olan nimetlerinden biridir. Rahman suresi 4.ayet-i kerimede;  ‘‘(Rahman), ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi)  öğretti.’’ Buyrulmaktadır.
 
Ayni zamanda kelam, Yüce Rabbimizin sıfatlarından biridir. İnsanoğluna düşen en önemli görev dil başta üzere sahip olduğu azaları muhafaza etmek ve vahyin ışığında kullanmaktır. Hiç şüphe yok ki insanlarla ilişkilerimizin sağlıklı yürümesi konuşma üslubumuzun güzelliği ile mümkündür. Bu gün yaşadığımız dünyada dostlukları bitiren, savaşları çıkaran, kini, nefreti körükleyen, düşmanlıkları çoğaltan dilimiz değil midir?
 
İnsan, dilinin altında gizlidir. Neye nasıl baktığını ve kim olduğunu dil aracılığıyla ortaya koyar. Dil, iyinin de kötünün de tercümanlığını yapar. Dil, hakkı söylediğinde sahibini yüceltir, yalanın dedikodunun ve boş malayanilerin sözcülüğünü yaptığında ise sahibine büyük zarar verir.
 
Dilden ölçüsüzce çıkan kimi söz ve konuşmalar lisanın afetleri olarak nitelendirilmiştir. Gerek Kur’an-ı Kerim gerekse Kur’an-ı Kerimin başöğretmeni sıfatı ile dünyamızı aydınlatan Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] bizi anlamsız ve boş konuşmadan, gıybetten, su-i zandan, iftiradan, alay etmekten, yalan söylemek ve yalan yere yemin etmekten, yapmadığını söylemekten ve ifsat edici her türlü sözden uzak durmamızı emretmişlerdir.
 
Bilinmelidir ki; böylesi fiiller, insanlar arasında huzuru bozduğu gibi ahirette de azaba neden olacaktır.  Peygamberimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]Müslümanı; “elinden ve dilinden emin olunan insan” olarak tanımlamıştır.
 
 
 
Beled suresi 8 ve 9.ayet-i kerimelerde; “Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi?” buyrulmuştur.
Anlaşılacağı üzere Allah-u Teâlâ’nın insana lütfettiği en büyük nimetlerden birisi de dil ve konuşma nimetidir. Bu nimetin önemini ancak ondan mahrum olan kimselerin zorluk ve ıstırabını gördüğümüz zaman anlarız.
 
Evet, diğer nimetler gibi bu nimetin de şükrünü yerine getirmeliyiz. İlahi nimetlerin şükrü onları Allah-u Teâlâ’nın isteği ve rızası doğrultusunda kullanmakla olur. Dil nimetinin şükrünü de ancak onu Allah’ın razı olduğu şekilde kullanıp razı olmadığı şeylerden korumakla mümkün olacaktır. Dil vücudumuzun küçük bir organı olmasına rağmen çok büyük işler gerçekleştirebilir.
 
Hazreti Mevlana mesnevisinde dilin afetlerini şöyle ifade eder:
"İnsanoğlu dilinin altında gizlidir. Şu dil, can kapısının perdesidir. Yel perdeyi kaldırdı mı, evin içinde ne var, beldirir bize.O evde inci mi var, buğday mı. Evin içi altın hazinesi mi, yoksa yılanlarla, akreplerle mi dolu?
Yoksa içeride define mi var da kıyısında yılan bekliyor? Çünkü altın definesi de bekçisiz olmaz ya."
 

SÖZÜN GÜCÜ VARDIR

Dil, doğru kullanıldığında kişinin yaşamını kolaylaştırır ve yaşanan sorunlara daha pratik çözümler getirir. Yanlış kullanıldığında ise, kişinin dünyasını da ahiretini mahvedebilir. Büyüklerimiz "insanoğlunun hayatta başına ne geldiyse dilinden gelmiştir" sözleriyle bu gerçeği ortaya koymaktadırlar. “Bana benden olur, her ne olursa, başım rahat bulur, dilim durursa.’’ Atasözümüz de bunu ifade eder. Yunus Emre ise, sözün hayatımızda ne kadar önemli olduğunu şöyle ifade eder:
"Söz ola kestire başı,
Söz ola kestire savaşı,
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ eder bir söz"
 

İNSAN DİLİNİN ALTINDA GİZLİDİR

Dil, insanın kurtuluşunu sağlayacak kadar etkili bir kılavuz da olabilir onu karanlığa saplayan büyük bir düşman da olabilir.
 
Hazret-i İbni Abdullah [Radıyallahu Anh], Kütüb-ü Sittede de yer alan bir hadis-i şerifte Efendimizin [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] bu konudaki tavsiyelerini söyle nakleder:

"Bir gün; Ey Allah'ın Resulü! dedim.
"Uyacağım bir amel tavsiye et bana"
Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şu cevabı verdi:
‘‘Rabbim Allah'tır de, sonra dosdoğru ol.’’
Tekrar Ey Allah'ın Resulü! ‘‘Benim hakkımda en korktuğunuz şey nedir?’’ Diye sordum.
 
 Efendimiz, eliyle dilini tutup; ‘‘ işte şu’’ buyurdular.
 
Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, dilin afetleri konusunda bizleri uyarıyor ve dilini doğru kullanan kişiyi müjdeliyor. Bir hadis-i şeriflerinde Allah Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] şöyle buyuruyor: "Kul bazen Allah'ın rızasına uygun olan bir kelamı ehemmiyet vermeksizin sarf eder de Allah onun sebebiyle cennetteki derecesini yükseltir. Yine kul, (Bazen) Allah'ın hoşnutsuzluğunu sebep olan bir kelimeyi ehemmiyet vermeksizin sarf eder de Allah o sebeple onu Cehennemde yetmiş yıllık aşağıya atar."
 
Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh]’den rivayet edildiğine göre Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz; "Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun." buyurarak beşerin sözünün nasıllığı konusunda ve bu söze bir kalite getirilmesi konusunda bizleri uyarmaktadır.
 
Hazret-i Muaz bin Cebel [Radıyallahu Anh] Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimize;

"Ey Allah’ın Resulü! Söylediklerimizden sorumlu tutulacak mıyız?’’ diye sorduğunda Efendimiz [Sallaallahu Aleyhi ve Sellem];  şöyle buyurdu: 

"Allah iyiliğini versin ey İbni Cebel! İnsanları yüzleri üstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin kazandığı günahtan başka ne olabilir? "
 
DİLİN SADAKASI DOĞRU SÖZDÜR

Öncelikle dilimizi doğru kullanmak ve doğruyu söylemekle sorumluyuz. Bunun için de söyleyeceğimiz her sözü kırk ölçüp bir biçeceğiz. Aksi takdirde sorumsuzca söylediğimiz sözlerin esiri olabiliriz. Hazret-i Ali [Radıyallahu Anh] Efendimize nispet edilen şu söz de ne anlamlı değil mi?; "Söz ağızdan çıkana kadar esirindir. Ağızdan çıktığında ise sen onun esirisin. "
 
Söz, en gelişmiş silahlardan daha büyük tahribata sebep olabilir. Büyüklerimiz; "Bak şu çeşmenin tası yok, kırma insan kalbini yapacak ustası yok" sözünü boşuna söylememişler.
 
Bu konuda Arap şairinin sözü ne de güzel: "Cirâhâtü's-sinan lehe't-tiyam / Ve lâ yeltâmü mâ ceraha'l-lisan" Süngü yaraları iyi olur fakat dilin yaraları ilelebet kalır gider.”
 
Yüce Rabbimiz Nahl suresi 125.ayet-i kerimede güzel üslûbun, tatlı dilin önemini şöyle anlatıyor: "Sen insanları Allah yoluna hikmetle, güzel ve makul öğütlerle davet et, gerektiği zaman da onlarla en güzel tarzda mücadele et. Rabbin, elbette, yolundan sapanları en iyi bildiği gibi kimlerin doğru yola geleceğini de pekiyi bilir. "
 
Yani Ey Habib-i Zişanım! Sen Allah’ın yoluna çağır. İnsan olmaya, mürüvvetli olmaya, merhametli ve emniyetli olmaya çağır. Müslüman’ı; elinden dilinden herkesin emin olduğu kimse demek olduğuna çağır. Demek Rabbimizin yolu bu. Unutmayalım ki Rabbimizin yolunun dışında kalan yol ise şeytanların yoludur.
 
Bazen bir sözle insan hayatının değiştiğini görürsünüz. Mekke-i Mukerreme’de öyle olmadı mı?  İnsanlar; "Lailahe İllallah" sözüyle yeniden dirilip hayatları değişmedi mi? Bu sözle yeniden hayata başlayıp yaşamlarına yeni bir pencere açmadılar mı?
 
Hazret-i Mevlana; "ağızdan çıkan söz bil ki, yaydan fırlayan ok gibidir. O ok gittiği yerden geri dönmez, seli baştan bağlamak gerek" der ve kalp kırmanın insanlığımızdan alıp götürdüklerini ifade eder.
 
Yüce Rabbimiz İsra suresi 53.ayet-i kerimede; "Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır. "
 
Bakara Suresi 263.ayet-i kerimede; “Bir tatlı söz, bir bağışlama, arkasından incitmenin geldiği sadakadan, daha hayırlıdır." buyurarak tatlı bir sözün önemi üzerinde dikkatlerimiz çekilmiştir.
 
Kaf suresi 18.ayet-i kerimede ise; "İnsan, (iyi veya kötü) her hangi bir söz söylemez ki, yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve tespit eden) hazır bir melek bulunmasın"  Buyurmaktadır.
 
Ahzab suresi 70 ve 71. ayet-i kerimelerde de doğru konuşmanın günahlarımızın bağışlanmasına bile vesile olacağını bizlere bildirmiştir. " Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır. "
Müminun suresi 3.ayet-i kerimede; "Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler."
 

Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]; "İnsanoğlu sabahladığında, bütün organları diline hitaben şöyle derler:"Ey dil! bizim hakkımızda Allah’tan kork. Zira bizim durumumuz sana bağlıdır. Sen doğru olursan biz de doğru oluruz; sen yamulursan biz de yamuluruz. "
 
Hazret-i Ebu Hüreyre [Radıyallahu Anh]’den rivayet edildiğine göre Resulullah [Sallaallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz şöyle buyurdu:
 
"Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun." 
 
Yine Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz şöyle buyurdu:"Kulun kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz, dili doğru olmadıkça kalbi doğru olmaz."
 
Lokman Hekim bizlere nasihatle oğluna diyor ki: " Ey oğul! Namazda iken kalbini, insanlar arasında iken dilini, sofrada iken elini, başkasının evinde iken gözünü muhafaza et ki kurtuluşa eresin." 
 
DİLİNİ TUTANLAR İÇİN CENNET VAR 

Sehl bin Sa’d es-Saidi [Radıyallahu Anh]’den rivayet edildiğine göre Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz şöyle buyurdu:" Kim dili ile iffeti konusunda bana garanti verirse, ben de ona cennet hakkında garanti veririm. " 
 
Lokman Hekime sormuşlar: " Hastalarımıza ne yedirelim?’’O da;‘‘ Acı söz yedirmeyin de ne yedirirseniz yedirin"  buyurmuştur. " Söz bir, Allah bir"  diye başlanırdı eskiden muhabbete ki içinde yalan dolan, gıybet vs. olmasın diye.
 
Hazreti Ömer [Radıyallahu Anh] Efendimiz bir gün Hazreti Ebu Bekir’i [Radıyallahu Anh] dilini eliyle çekerken görür. Sebebini sorunca, Hazreti Ebu Bekir[Radıyallahu Anh]Efendimiz, " Bu beni hep tehlike alanlarına sokuyor. "  diye cevap verir.
 
İbrahim suresi 24-26.ayet-i kerimelerde iyi söz ile kötü sözün önemine şöyle işaret edilmektedir.“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.”
 
Ukbe in Âmir'den [Radıyallahu Anh] rivayet edildiğine göre şöyle buyurdular. Ben: "Ey Allah'ın elçisi! Kurtuluşun sebebi nedir? "Dedim. Resulullah [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz buyurdu ki:

"Dilini tut (içinde hayır olmayan şeyden dilini koru), evinde otur (evin ile meşgul ol) ve günahlarına/hatalarına (pişmanlık duyarak) ağla."
 
Selam ve Dua ile…

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol