Dünya hayatı insanların bir arada yaşamalarını, ihtiyaçlarını bu birlikten doğan enerji ile gidermelerini dolayısıyla bireylerin farklı uğraşlarla meşgul olmalarını zorunlu kılmaktadır. Bayi-müşteri ilişkisinin şekillendirdiği kolektif hareket olan ticaret, bu uğraş alanlarından biridir. Hemen her bireyi ilgilendirmesi cihetiyle hayatın merkezini işgal eder; onsuz hayat sürdürülemez.

İslam, ticarette satıcı ve müşteri ilişkisini, her iki tarafın da insan olması cihetiyle kul hakları kapsamında değerlendirir. Bu sebeple cinsiyet ve ırk farkı gözetmeksizin en küçüğünden en büyüğüne bütün fertlerin haklarını kutsal saymış, her türlü tecavüze karşı korunmasını emretmiştir. İslam'ın büyük değer atfettiği emeğin, çalışmanın ve didinmenin en somut göstergesi olan ticaret, kul haklarının söz konusu olduğu toplumsal bir faaliyettir. İlkelerine uyularak icra edildiğinde en helal kazanç kapısı olarak değerlendirilmesinin sebebi de dürüstlüğü esas almasındandır. Ticaretin geçim kaynağı haline getirilmesi bu alanda İslam'ın getirmiş olduğu kuralların da yaşam tarzına dönüştürülmesini gerektirir. Hak ve adalet ölçülerinde kenetlenmenin sağlanması için hiç kimsenin mağdur edilmediği bir alış verişte, ticaret erbabı  yeryüzünde helal kazancın getirdiği mutluluğu yaşayacağı gibi ahirette

Peygamberlerle, sıdıklarla, şehitlerle beraber olma payesiyle ödüllendirilecektir.
İslam ilk prensip olarak, hiç kimsenin malından birazını, yetki kullanma durumunda olanlara hangi kılıf altında olursa olsun rüşvet olarak verilmesini ve kararın yönünün değişmesine sebep kılınmasını, bundan doğan fayda ve gelirin tüketilmesini, haksız sebeplere dayalı kazanç ve haram işlem olarak değerlendirir. Ticarette anlamsız fazlalığın ilave edilmesine mahal vermeden riba (faiz) ile alış veriş birbirinden ayrılmalıdır. Çünkü Allah alış verişi helal, ribayı da haram kılmıştır. Alış verişlerde borçların her iki taraf cihetiyle kayıt altına alınması, akitlerin gereğinin yerine getirilmesi sonradan ortaya çıkması muhtemel sorunların önünün alınması için önemli tedbirler olarak emredilmiştir.
Hiçbir ticari kaygı ve refah düzeyi, kişiyi Allah'ı anmaktan ve sorumluluklarını yerine getirmekten uzaklaştırmamalıdır. Her işin onun adına ve hoşnutluğu için yapılması gerektiği, bu anlayışın bütün davranışları ibadet kapsamında değerlendirileceği, dünya güzelliklerinin tutkusuna aldanılmaması gerektiği, ahiretteki zorlu muhasebenin kolaylaştırılması için önem arz etmektedir.
           
Ayet ve hadislerin ışığında İslam Alimlerinin bilgi birikiminin öngürüsüyle ortaya çıkan İslam Kültür ve Medeniyeti, her türlü samimiyetsizliği, iki yüzlülüğü, sadakatsizliği, yalanı ve aldatmayı; yalanın iştiraki ile kısa süreli kazancı, doğruluğun egemen kılındığı ahiretteki ebedi kazanca tercih etmeyi reddeder. Bu bilinç ve hassasiyetin yoğunlukla hissedildiği hatta yaşam tarzına dönüştürüldüğü İslam toplumlarında esnaf birlikleri bu titizlik üzerine bina edilmiştir.
           
Bireyin hamlığını, fevriliğini ve bencilliğini ortadan kaldırmak, mesleki ahlak ilkeleriyle onu buluşturmak ve  eğitmek, halka hizmetin Hakka ibadet anlamı taşıdığı anlayışını aşılamak ve müreffeh ve huzurlu bir toplum oluşturmak amacıyla kurulan Ahilik teşkilatı da geçmişten bugüne İslam Kültür mirasının tesiriyle ortaya çıkmış erdemliler hareketidir. İyi huyluluğu, güzel ahlâkı, işte ve yaşamda kin gütmemeyi, sosyal hayatın tadını kaçıran her türlü olumsuzluğu ortadan kaldırmayı, ahde ve sevgide vefayı, gözü, gönlü   ve kalbi tok tutmayı, şefkatli, merhametli, adaletli, faziletli, iffetli ve   dürüst olmayı, cömertliği, herkese ve her kesime sevgi ve saygıyı, edeple muameleyi, tevazuu, büyüklük taslamamayı, ayıp ve kusurlarını örtmeyi, affetmeyi, hataları yüze vurmamayı, tatlı sözlü, içten, güler yüzlü ve güvenilir olmayı, gelmeyene gitmeyi, dost ve akrabayı   ziyaret etmeyi, herkese iyilik yapmayı, başa kakmamayı, hakka, hukuka, ölçü ve tartıya riayet etmeyi, komşuyla iyi ilişkide bulunmayı, yaratılanı yaratan hakkı ve hatırı için hoş görmeyi, hata ve kusurları birinci şahıslarda aramayı, iyilerle dost olmayı, kötülerden uzak durmayı, fakirlerin meclisinde bulunmayı, zenginliğin itibar kaynağı olmadığını, Allah için sevmeyi, Allah için kızmayı, gerçeği hak için söylemeyi, çalışanın hakkını alın teri kurumadan vermeyi, açıkta ve gizlide   Allah´ın emir ve yasaklarına uymayı, kötü söz ve hareketlerden sakınmayı, içi, dışı, özü, sözü bir olmayı, haksızlığı önlemeyi, her çeşit olumsuzluğa sabır ve tahammül göstermeyi, inanç ve ibadetlerde samimi olmayı, dünyaya ait şeylerle   öğünmemeyi, kayıtsız şartsız yalnız Allah´a güvenmeyi, sırları açığa vurmamayı, feragat ve fedakarlığı ilke edinmeyi mensuplarına telkin etmiş, iç disiplini de sağlama yönünde gerekli tedbirleri almıştır. 1200 lü yılların başında kurulmuş olan bu kardeşlik dayanışması, ecdadın bütün uygulamalarında esas alınmıştır. Fetih hareketlerinden irşat ve tebliğ hareketlerine, aile ilişkilerinden bireysel tercihlere varıncaya kadar hayatın her alanında bu kurum kendini hissettirmiştir.
           
Günümüz dünyasında çağdaş insanın, özellikle de müslümanların dini aidiyet hissiyatı ve temel görev bilinciyle ahilik ruhunu anlayıp yaşamaya ihtiyacı var. Kazancın ve sermayenin gücüne göre itibar anlayışının ortadan kaldırılarak Allah'tan gelen itibarın yüceltilmeli ve geliştirilmeli, her biri bir ayet ve hadisin yorumu olan ahilik ilkeleri sahiplenilmelidir. Bugünü kurtarmak ve geleceği inşa etmek bu şekilde mümkün olabilecektir.
           
Huzur ve mutluluğun hayatın gerçek kaynağında arandığı bir dünyada yaşamak ve dualarda buluşmak dileğiyle...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol