Yüce Allah yaratmış olduğu bütün varlıklar için bir süre belirlemiştir. İnsanlar da diğer tüm varlıklar da zamanı gelince yani ömürleri sona erdiğinde yok olup gideceklerdir. Varlığının ne başı ne de sonu olmayan, evvel ve âhir olan, ebedî hayat sahibi ancak Allahu Teâlâ’dır. Kur’an-ı Kerim bu hakikati şöyle haber vermektedir: “Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.”(Rahmân, 55/26-27)Bu dünyanın da bir sonu vardır. Kıyametin kopması ile dünya yok olacak, dünya hayatı son bulacak ve yeni bir hayat başlayacak. Bu yeni hayata “ahiret”  diyoruz.

Ahiret kelimesisözlükte “son, sonra olan ve son gün”manalarına gelir.Dinimizde ise, dünya hayatının sona ermesi ve bütün insanların öldükten sonra tekrar dirilmesiyle başlayan ebedî hayata ahiret denilmektedir.

İsrâfil (a.s.)’ın Allah’ın emriyle(mahiyetini ancak Allah’ın bildiği)sûra ilk defa üflemesiyle kıyamet kopacak ve dünya hayatı tamamlanacak. Allah’ın belirlediği bir zamanda İsrâfil (a.s.)’ın ikinci defa sûra üflemesiyle bütün ölüler dirilecek (Zümer, 39/68)ve ahiret hayatı başlamış olacak.Bundan sonra insanlar mahşer yerine toplanacak ve hesaba çekilecekler. Dünyadaki iman ve amellerine göre insanlardan bir kısmı cennete, bir kısmı da cehenneme gireceklerdir.

Kur’an-ı Kerim’de ahiret, son gün, diriliş günü, hesap günü,ahiret günü, ahiret yurdu, kıyamet günü, din günü, kavuşmagünü, hasret ve pişmanlık günü, ceza ve mükâfat günügibi çeşitli isimlerle de zikredilmiştir. Halk arasında öteki dünya da denilmektedir.

Kur’an’da ahiret hayatının safhalarından bahsedilmekte, sûra üfürülmesi, yeniden diriliş ve mahşer yerinde toplanma, mizan kurulması, hesaba çekilme, amel defterlerinin verilmesi, sırat, insanların cennet ve cehenneme girmeleri gibi merhaleler insanların ders almaları, kendilerini o çetin güne hazırlamaları için ibretli bir anlatımla tasvir edilmektedir.

Ahirete inanmak iman esaslarındandır

Ahirete inanmayan kimse mü’min olamaz. Çünkü ahirete inanmak mü’min olmanın olmazsa olmaz şartları olan iman esaslarındandır. Kur’an ayetleriyle sabit olan ahiret hayatını inkar etmek küfür sebebidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.”(Nisâ, 4/136)

Ancak ahirete imanın sahih olması ve kişiyi kurtuluşa ulaştırabilmesi için bunun yakîn yani tereddütsüz, kesin bir inanç olması şarttır. Kur’an-ı Kerim’de kurtuluşa eren takva sahibi mü’minlerin özellikleri sayılırken onların ahirete yakînen (kesin olarak) inandıklarıbildirilmektedir.(Bakara, 2/5)

Yüce dinimiz İslam,ahiret inancına büyük önem vermiştir. İman esaslarını kısa ve öz olarak ihtiva eden ve ilmihal kitaplarında “âmentü”diye ifadeedilen metindeahiret gününe iman beşinci sırada zikredilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, 100 küsur yerde zikredilerekinsanların kalbine ahiret inancı iyice yerleştirilmek istenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de pek çok hadis-i şerifindeahiretle ilgili özellikle de kıyamet, kabir hayatı, mahşer, hesap, mizan, sırat,cennet ve cehennemle ilgili konulardan bahsetmiştir.

Diğer hak dinlerde de ahiret inancı vardır. Bir ayette şöyle buyrulur: “Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).”(Bakara, 2/62)

Ahiret hayatına inanmak, iman esasları arasında önemli bir yer tutar. Çünkü tecrübe ve müşahedeye dayanmayan gayb âlemiyle alakalı olan ahirete inanan kimse, peygamberlere, meleklere, kitaplara,  kaza ve kadere daha kolay inanır. Bu öneminebinaen Kur’an’da Allah’a imanla birlikte zikredilmiştir:“…Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır.”(Bakara, 2/62; Ayrıca bkz. Bakara, 2/8: Tevbe, 9/44-45)

Hz. Peygamber (s.a.s.) de ahirete inanmayı iman esasları arasında saymıştır. Nitekim meşhur Cibrîl hadisinde geçtiğine göre Cebrâil(a.s.) Hz. Peygamber (s.a.s.)’e, “İman nedir?” diye sormuş, Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de; “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerriyle kadere inanmandır” cevabını vermiştir.(Müslim, İman,1; EbûDâvûd, Sünnet, 15)

Ahiret hayatının mahiyeti ve ahiretteki durumlar, duyular ötesi ve gayba ait konular olduğu için, gözlem ve deneye dayanan pozitif bilimlerle ve akılla açıklanamaz. Bu konuda tek bilgi kaynağı vahiydir. Kur’an’da ve sahih hadislerde ne haber verilmişse onunla yetinilir. Bunun ötesinde aklî bir yoruma gidilemez. Çünkü ahiretteki durumlar dünyadakine benzemez. Aralarında isim benzerliğinden başka bir benzerlik yoktur. Mesela “İsrâfilsûra üfürecek, insanların amelleri tartılacak, herkesin defteri ortaya çıkacak” denildiği zaman, hatıra dünyada bilinen bir alet, bir terazi, kağıttan yapılmış bir defter gelmemelidir. Bunların gerçek şeklini ve iç yüzünü ancak Allah bilir. Onların varlığına inanılmalı, mahiyetleri konusunda ise yorum yapılmamalıdır. (DİB. İlmihali, C. I, Sh. 119)

İslam inancına göre ölüm bir yok oluş değil, yeni bir hayata geçiştir. Ruhlar âleminde başlayan insan hayatı ana rahminden sonra dünya ile devam eder, buradan kabir ve en son olarak da ahiret âlemine kadar uzanır. Bu keyfiyet yaratılıştan ebediyet duygusuna sahip olan insanın ahirete inanmasını gerektirir.

Yine insanın boş yere ve gayesiz olarak yaratılmamış olması (Mü’minûn 23/115), dünyada bulunuş nedeninin imtihan için olması (Mülk, 67/2), ahirete iman etmeyi gerekli kılar. Çünkü insan yaratılış gayesine uygun yaşayıp yaşamadığından ahirette hesaba çekilecek ve bu hesabın sonucuna göre muamele görecektir.

İlâhî adaletin gerçekleşmesi için ahiret hayatının olması pek tabii bir durumdur. Ne yazık ki, bu dünyada haklı olan her zaman hakkını alamamakta, kötüler işledikleri suçların cezasını tam anlamıyla çekmemekte, bundan dolayı da zulüm ve haksızlıklar bir türlü önlenememektedir. İşte insandaki adalet duygusu, onun ahirete inanmasını kolaylaştırmaktadır. Her mü’min,  mutlak hüküm ve adalet sahibi Allah’ın her haklının hakkını vereceğine, iyileri mükâfatlandırıp kötüleri cezalandıracağına tereddütsüz iman eder.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de;  “Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi ameller işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar? Allah gökleri ve yeri yerli yerince yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez”(Câsiye, 45/21-22) buyrularak ilâhî adaletin gerçekleşeceği bildirilmektedir.

Akl-ı selim sahibi her insan, bu ve benzeri bilgi, duygu ve düşünceler ışığında ahiret hayatının varlığını ve gerekliliğini kolayca kabul eder.

 

Ahirete imanın fert ve toplum üzerindeki etkileri Ahiret inancı insana çok şeyler kazandırır. İnsanı imanın kemaline eriştirir, iyiliklere yöneltir, ahlâken yüceltir, ona dünya ve ahiret mutluluğunun kapılarını açar.

Ahirete inanmak insanda hesaba çekilme endişesi meydana getirir ve sorumluluk duygusunu artırarak daha iyi bir kul olmaya yöneltir. Mü’min, bu iman sayesinde her işinde doğruluktan ayrılmaz. Kazancını meşru yollardan kazanmaya ve yine meşru yerlere harcamaya çalışır. Kul haklarını gözetir, kimseye haksızlık ve kötülük etmez, başkalarıyla iyi geçinir. İşini sağlam ve zamanında yapar.
Ahirete inanan kimseler, bu dünyanın geçici olduğunu, ölümün bir son olmadığını, öldükten sonra tekrar dirilmenin gerçekleşeceğini, bu dünyada yaptıklarından hesaba çekileceğini, bütün davranışlarının iyi ya da kötü mutlaka karşılığını göreceğini peşinen kabul ederler.  Zira ahiret yurdunda, bu dünyada herkes yaptıklarının karşılığını eksiksiz görecek, kimseye hiçbir haksızlık yapılmayacaktır. Yüce Allah, bu hakikati şöyle beyan buyurmuştur: “Her kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca kötülük işlerse onun cezasını görecektir.” (Zilzal, 99/7-8)

Onlar, ahiretteki sonsuz mutluluğun, ancak bu dünyada kazanılacağı bilinciyle hareket ederler, var güçleriyle ebedî ahiret yurdu için yatırım yaparlar. Dolayısıyla ahiret inancı mü’minler için mükemmel bir kontrol sistemidir.

Hayatın yalnız bu dünyadan ibaret olduğuna inananlar ise, nefsanî arzularının, şehevî duygularının ve mal, mülk, mevki, şöhret gibi dünyevî tutkularının esiri olurlar, bu uğurda haksızlık ve zulüm yapmaktan çekinmezler.  Bunlar kendilerinin dünya ve ahiret mutluluklarını tehlikeye atmakla kalmaz diğer insanlara da hayatı zindan ederler. Zira bu gibi insanlardan oluşan bir toplumda huzur ve güvenden eser kalmaz, hayat çekilmez hale gelir.

Kıyametin kopmasıyla birlikte başlayacak olan mahşer yerinde toplanma, hesaba çekilme, amel defterlerinin verilmesi, mizanda amellerin tartılması, sırattan geçiş gibi merhaleler insan için gerçekten şiddetli ve zor bir süreçtir. Kur’an-ı Kerim’de ahiret hayatının bu dehşetli tabloları gözler önüne serilmektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “O gün (hesap için Allah’a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz. İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: “Gelin, kitabımı okuyun! Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.” Artık o, hoşnut bir hayat içindedir. Yüksek bir cennettedir. Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir). (Onlara şöyle denir:) “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.” Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: “Keşke kitabım bana verilmeseydi. Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim. Keşke ölüm her şeyi bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlamadı. Saltanatım da yok olup gitti.” (Allah şöyle der:) “Onu yakalayıp bağlayın. Sonra onu cehenneme atın.”(Hâkka, 69/18-31)

İman eden, salih amel işleyen, iyilikleri kötülüklerinden fazla olanların amel defterleri sağ taraftan verilecek, Allah’ın rahmetine mazhar olan bu bahtiyar kullar bu süreç sonunda cennete girecek, inkar edenler ile mü’min olup da kötülükleri iyiliklerinden fazla gelenlerden Allah’ın merhametine nail olamayanlar ise cehenneme gideceklerdir. İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre, iman ehli olanlar kul hakkı veya diğer günahları sebebiyle cehennemde cezalarını çektikten sonra oradan çıkarılacak ve sonunda onlar da kurtuluşa ereceklerdir. Fakat iman esaslarına inanmayanlar cehennemde ebedî kalarak hüsrana uğrayacaklardır.

İnsanların ahirette hüsrana uğramamaları için imtihan için gönderildikleri dünya hayatını iyi değerlendirmeleri gerekmektedir. Kur’an, bize dünya hayatı ile ahiret hayatı hakkında bilgiler veriyor, aralarında mukayese yapıyor ve bu ikisi arasında nasıl dengeli bir yol izlememiz gerektiğini gösteriyor.

Kur’an-ı Kerim bize dünya hayatını bir “oyun ve eğlence”, bir “süs ve övünme”; “mal, evlat ve üstünlük yarışı” olarak tasvir ediyor, dünyanın geçici bir faydalanma ve aldanış sebebi olduğunu bildiriyor. Buna karşılık ahiret, asıl hayat ve huzur yurdu olan ebedî âlem olarak tanıtılmaktadır. (Bkz. Ankebût, 29/64; Mü’min, 40/39; Hadîd, 57/20) Hz. Peygamber (s.a.s.) de, “Allah’ım! Asıl hayat sadece ahiret hayatıdır!”(Buharî, Rikâk, 1; Müslim, Cihad, 126) buyurarak bu gerçeğe işaret etmiştir.

Ahiret hazırlığı


Asıl hayatın ahiret âlemi olduğuna inananlar, ölümün yok olup gitmek olmadığını kabul ederler ve henüz hayattayken bu ebedî hayat için hazırlık yaparlar. Dünya nimetlerinden yararlanırlar, ancak onun cazibesine kapılıp ahiret yurdu için hazırlanmayı ihmal etmezler. Zaten Kur’an’da, insanın dünyadan nasibini unutmadan kendisine sunulan nimetlerle ahirete hazırlanması ve ikisi arasında dengeli bir hayat sürmesi gerektiği vurgulanmaktadır. (Bkz. Kasas, 28/77)

Hesap günü karşılaşacağı sıkıntılardan kurtulmak, Allah’ın huzuruna yüzü ak olarak çıkmak, hesabını kolayca verip O’nun azabından emin olarak ebedî sükûn ve huzur yurdu cennete kavuşmayı arzulayan insan, ömrünü yaratılış gayesine uygun olarak geçirmeye çalışmalı, sık sık nefis muhasebesi yapmalı, ahiret hayatı için neler hazırladığının hesabını yapmalıdır. Nitekim bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”(Haşr, 59/18)

Yine bir ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak, “(Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır...” (Bakara, 2/197)buyurarak, kullarından hayırlı, faydalı ameller işleyerek ahiret için hazırlığı yapmalarını istemiş, ahirette geçerli olan ve insanın en çok işine yarayacak olan azığın ise takva olduğunu beyan buyurmuştur.

Takva azığı hazırlamak demek; insanın, Allah’a ibadet etmek ve O’nun hoşnut olduğu diğer hayırlı, güzel ameller işlemek, bunun yanında her türlü kötülük ve haksız davranışıterketmek suretiyle Allah’ın gazabına sebep olacak durumlardan korunması demektir. Kısa ve öz ifadeyle; Yüce dinimiz İslam’ın ortaya koyduğuprensiplerle bağdaşmayan yaşayıştan uzak durmaktır.

O halde aklı başında her insan, dünyanın ahiretin tarlası mesabesinde olduğunun yani cennetin de cehennemin de dünyadaki inanç ve davranışlarımızın bir sonucu olduğunun bilinciyle hareket etmeli, dünyanın zevkü sefasına dalarak ömrünü heba etmemeli, ahiret hayatı için hazırlık yapmalıdır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol