AHLAKÎ DEĞERLERİN TAHRİP EDİLDİĞİ TOPLUMLARDA SADECE ÇEVRE DEĞİL, İNSANLAR DA KİRLENİR.

Teknolojinin girmediği yer kalmadı. İnsanla ilgili hemen her alanda tarımdan ticarete, ev hayatından seyahatlerimize kadar teknoloji kendini gösterir olmuştur. Teknoloji, hayatımızı kolaylaştırmıştır. Günlük hayat, teknoloji sayesinde daha da kolay hale dönüşmüştür. Bunda itirazım yok.

Ancak insan, hiçbir engel yok, artık arzu ettiğimiz her şey elimizde derken başka başka sorunlar ortaya çıkıvermiştir. Günümüz dünyasında Kur’an ve sünnetten beslenen, ecdadın asırlık tecrübe birikimleri ile oluşmuş ancak birileri tarafından köhnemiş, çağdışı kalmış, demode olmuş düşünülen eski değerler ve adetler terk edilip yerine zorunlu olarak yeni değerler ve değer anlayışları inşa edilmek istenmiştir. Gel gör ki insanı mutlu kılsın, huzurlu etsin diye ikame edilen bu değerler, yeni yeni sorunlara kapılar aralamıştır. İnsanın uyuyan hırsını, tamahını harekete geçirerek iştahını kabartmıştır. Adeta hakikatler karşısında insanın gözünü kör, kulağını sağır hale dönüştürmüştür. İnsanı sonucu ne olursa olsun daha fazlasına sahip olmaya, daha fazla tüketmeye sevk etmiştir. İşte bu yeni anlayışın doğurduğu pek çok hayati sorunlar ortaya çıkıvermiştir. İnsan, kendi yapıp ettikleri karşısında yeni arayışlar içerisine girmek zorunda kalmıştır.

Bunlar arasında çevre ile ilişkiler önemli bir yer işgal etmektedir. Kendini ihtiraslarına adamış insanın, çevreye de ancak “sahip olma” güdüsüyle bakacağı aşikârdır.

Sahiplenme güdüsü ise insani, dinî ve ahlakî değerlerde yeri olmayan, insanı ve toplumu içten içe çürüterek psikolojik bir ölüme götüren insaf sınırı olmayan bir duygudur.

Üzülerek ifade etmeliyim ki bu gün, insanın doyum bilmeyen ihtiraslarından çevremiz de nasibini almıştır. Çevremiz tahrip edilmiş, çevre dengesi bozulmaya başlamıştır. İnsanların bilim ve teknoloji ile elde ettikleri kazanımlarla hayatın kolaylaşacağı, daha mutlu, daha huzurlu hayat beklentileri sonuçsuz kalmıştır.

Çevreye yönelik yapılan tahribat ve bunun sonucu ortaya çıkan kirlilik, başta insan olmak üzere tüm canlıları ve canlı varlıklarla alakalı olan her şeyi tehdit eder hale gelmiştir. Maalesef insanoğlu bindiği dalı kesmiştir. Nefes almasını sağlayan ormanları yakmış, karnını doyuran toprakları çölleştirmiş, suya kandıran nehirleri kurutmuştur.

Kirlilik denilince, sadece fiziksel anlamdaki bir çevre kirliliği değil, en az çevre kirliliği kadar önemli olan hatta çevremizin kirlenmesine de yol açan düşünce, anlayış ve ahlak kirliliklerini de göz ardı etmememiz gerekir. Unutulmamalıdır ki temiz bir çevre, temiz bir toplum, ancak temiz bir düşünce ve ahlakın mahsulü olabilir. Düşünceler kirlenmiş, ahlak yozlaşmış ise siz, bırakın çevrenin kirlenmesini gönüllerin bile kirlenmesine mani olamazsınız.

Buradan bir kere daha vicdan ehli, gönül ehli kardeşlerime sormak istiyorum. Ahlakî değerlerin yozlaştığı ve kirlendiği, insanı sevgi merkezli değil, sahip olmak ve hükmetmek merkezli gören bir anlayışın egemen olmaya başladığı günümüz dünyasında fiziksel çevrenin temiz kalabilmesi, hangi anlayışla mümkün olabilir?

Ahlakî değerlerden haberdar olmayan, sorumsuz, bencil, egoist, müsrif, millî ve manevî değerlere gözünü kapamış duyarsız hale gelmiş fertlerin meydana getirdiği toplum, çevreye karşı sorumlu olma anlayışına sahip olamaz. Ahlakî değerlerin tahrip edildiği toplumlarda sadece çevre kirlenmez, insanlar da kirlenir. Bu gün yaşadığımız dünyanın haline bir bakar mısınız? Ana babalarını bakamıyoruz diyerek huzur evlerine bırakanlar evlerinde besledikleri köpekleri günde iki kere çişiye götürür oldu.

Nefsinin arzu ve isteklerini sınırsızca gerçekleştiren, tüketim hırsına mağlup olmuş, günü kurtarma anlayışında olan, sadece kendini merkeze alan, diğergâmlık, empati, özveri, sevgi ve merhamet gibi duygulardan bihaber insanları çevre konusunda duyarlı hale getirecek değerlerimiz maalesef unutulmuş gözükmektedir.

Bu sürece dur diyebilmek, insanları hakikat ve ahlak değerleri ile buluşturmak günümüzün en erdemli ve takdire şayan davranışları arasındadır. Kendimizi, ailemizi, toplumumuzu hatta bütün insanlığı sevgiyle, şefkatle ve merhametle yeniden buluşturabilmek için, ruh dünyamızda yeniden bir dönüşüme ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Ahlakı ve ondan neşet eden değerleri kişiliğimizin bir parçası yapmadıkça, çevre bilincinden tutun davranışlarımıza kadar değişiklikler oluşturmamız zordur.

Çünkü her bir  davranışın gerisinde bazı  ihtiyaç ve arzular yatar. Bunları değiştirmedikçe, güçlü bir irade oluşmayacak ve çevre konusundaki davranış değişiklikleri ancak görüntüyü kurtarmadan ibaret olacaktır.

Sonuçta insanı, diğer canlıları ve tüm doğayı âhenk içinde yaradan Yüce Yaratıcının evrene koyduğu o müthiş düzeni kendi elimizle bozduğumuz gibi, yeniden, dünyamıza çekidüzen vermek ve bu uğurda mücadele etmekten başka çaremiz yoktur. Bunu yapmak, en çok da insanı sağlıklı ve mutlu edecektir.

Selam ve dualarla….
Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol