Âdemoğlu, kâinatın en güzide misafiridir. Ağırlanmakta olduğu dünyada ihtiyaç duyduğu her şey hazırlanmış, yeryüzünün imarını gerçekleştirmesi için kendisine akli melekeler bahşedilmiştir. Hayatın gayesini yerine getirebilmesi için göklerde ve yerde bulunan her şey emrine amade kılınmıştır.
           
Bedeni ve nefsi, ruhu ve iradesiyle güçlendirilerek seçme özgürlüğüne kavuşturulan insan; diğer canlılardan farklı kılındığı iradesini eğitmekle, nefsini de terbiye etmekle mükellef kılınmıştır. İlahi vahiy bu eğitimin ilkelerini ilan etmiş, peygamberlerin uygulamaları da nasıl yapılacağını göstermiştir. Kâinatta tesis edilmiş düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi de kul olma bilincine yerleştirilen itaat eğitiminin ferdi ruhen ve cismen yükseltmesiyle mümkün olabilir. Tüm canlıların ortak özelliği olan eşleşme ve çoğalma da dâhil hayatın bütünü bu seçkin canlı türünde kutlu mesajın ilkelerine, nebevi uygulamanın özüne uygun olmalıdır.
           
Kur’an, dünyanın sermayesi olduğunu bildirdiği varlık ve neslin, Allah katında değer taşıyan amellere dönüştürülmesi,[i] aile fertlerine, birlikte yaşamın kurallarının öğretilmesi,[ii] bahşedilen bu nimetlerin Yüce Allah’ı unutturmasına, ibadetlerden uzaklaştırmasına ve muhasebe şuurunun yok olmasına izin verilmemesi gerektiğini tembih eder.[iii] İlahi sevgiyi elde etmek için sürdürülen mücadelede Yüce Allah’ın yardımını dilemenin[iv] gerekli olduğunu haber verir.
           
Kur’an eşe, çocuğa, ana babaya ve bütün dünyalıklara olan düşkünlüğün Allah ve Resulüne beslenen sevgiden daha baskın olmaması gerektiğini keskin ifadelerle dile getirir. Dünyalıkların sorumluluğu gölgelememesi gerektiğini telkin eder. Lütuf ve ikramların sahibini her türlü taatle yüceltmenin sevginin zirvesini teşkil ettiğine dikkat çeker. O nedenle ibadetlerin, yaşam tarzına dönüştürülmesi ve bilinçli bir sürekliliğe kavuşturulması için 6-7 yaşından itibaren öğretilmesi gerektiği üzerinde ısrarla durulur. Ebeveyn odasına ve başkasının evine izinsiz girilemeyeceğini bildiren buyruk, bu sürekliliğin zorunluluğunu dile getirmektedir.

Kur’an’ın rehberliğinde, Hz. Peygamber (sav)’in muhataplarını hoş tutan, tedriciliği gözeten ve sabrı esas alan uygulamaları; insanın şefkate, bakıma, istikbale hazırlanmaya ve sorumluluk bilinciyle yetiştirilmeye, ilgiye, güzel muameleye ve istikamet telkin edilmeye muhtaç bir varlık olduğunu göstermektedir. Allah Resulü (sav)’nün, çocukların ihtiyaçlarını karşılarken isteğini daha önce bildirene öncelik vermesi, çocukların arasının eşit tutulması gerektiğini mutlaka pozitif ayrımcılık yapılacaksa bunun kız çocukların lehinde kullanmayı tercih edeceğini bildirmesi, görüşlerine önem verdiği için biatlerini/onaylarını kabul etmiş olması, yarışlarına katılarak kazananı Medine sokaklarında gezdirmesi, onlarla şakalaşması, hurma ağaçlarını açlık sebebiyle taşladığını söyleyen çocuğa sadece yere düşenlerden yemesi gerektiğini söyleyerek ona dua etmesi, ezanla alay eden çocuğa ezan okutarak onu mükâfatlandırması, 7 yaşına gelen çocukların namaza alıştırılmaları gerektiğini bildirmesi ve daha nicesi, ruhen ve bedenen sağlıklı nesillerin, ilgi merkezli ve hayat boyu eğitimle yetiştirilebileceklerini göstermektedir. Çünkü dinin hayat veren ölçüleri hayatın bütününü ilgilendirmektedir. Farklı yaş gruplarındaki ilk dönem Müslümanları, kutlu nebinin gözetiminde bu anlayışla eğitilmiş, onların himayesindeki nesiller de bu ilkelerle şehirlere ruh vererek medeniyet kurmuştur. 

Kuşkusuz eğitimin en tesirli yolu; model davranışları bilginin desteğinde aslına benzeterek yapmaya çalışmaktır. Zaten insan tabiatı taklit ederek öğrenmeye son derece yatkındır. Sahabeden İbni Abbas’ın, çocukluğunda, Allah Elçisinin, abdest alışını, Enes ve arkadaşlarının onun namaz kılışını aynen yapmaya çağrılmaları, çocukların hal eğitiminde bilinçli taklidin nasıl uygulanması gerektiği göstermektedir. Hazin olan şudur ki, istikbale dair umut ve beklentilere rağmen modern eğitimin özüne hayatın bütününe ilişkin eğitim anlayışını telkin eden vahyin belirlemiş olduğu ilkelerle bütün olumsuzlukların sabır ve tahammül eksenli mücadeleyle aşılabileceği esasına dayanan peygamberin prensipleri yerleştirilmiş değildir.

Aile fertlerinin dünya felaketlerine karşı korunması ne kadar zorunlu ise ahiret hayatının üzüntülerine karşı korunması da o derece zarurettir. İman ve ibadet başta olmak üzere helalin, haramın, sabrın, teenninin, empatinin, hoşgörünün, kanaatin, tevazuun, ölçülü harcamanın, taşkınlık yapmamanın, yerinde ve zamanında konuşmanın… dünyanın ve ahretin felaketlerine karşı koruma sağladığı içselleştirilerek öğretilmeli, konuşurken, yapıp ederken, yapılıp edilenlere tepki gösterirken bu içselleştirmenin sonuçları kişide karşılık bulmalıdır. Bunu yaparken aile bağlarının kopmasına, iletişimin ve huzurun kaybolmasına sebep olan şiddetin her türlüsünden de uzak durulmalıdır.

Hayatın sahibine olan minnet ve şükran duygusu, ferdi ve içtimai hayatın düzenlenmesini vahyin ilkelerine göre yapılamasını gerekli kılar.

Dualarda buluşmak dileğiyle…



[i] 18/Kehf, 46
[ii] 24/Nur, 59
[iii] 63/Munafikun, 9
[iv] 2/Bakara, 128
[iv] 64/Teğabun, 15; 8/Enfal, 28
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol