İlk yaratılışı çamurdan[1] olan insan, ana rahminde nutfe,[2] alaka, mudğa[3] (bir çiğnem et) ve cenin safhalarından geçerek dünya sahnesinde bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık evrelerini içine alan bir yaşama erişir. Allah (cc)’ı tanımak ve ona ibadet etmekle yükümlü kılınan insanın, bu ağır mesuliyeti hayat sathına yayılmıştır.  Her ihtiyaç duyulduğunda kılavuzlar/rehberler aracılığıyla uyarılmış,[4] yaratılış gayesine uygun yaşamdan sorumlu tutulmuştur.[5]

Hiçbir varlığın yaratılmasında tesadüflere ve başıboşluğa mahal vermeyen ilahi sistem, dünya ve ahret huzuru için insanları Allah’ı tanımaya ve ona kullukta bulunmaya çağırır.[6] Kur’an, Allah’ın ve peygamberinin koymuş olduğu kurallara uymanın, isyanı çağrıştıracak şeylerden uzak durmanın gerçek başarı olduğunu bildirerek[7] insanın temel görevi belirlenmiştir. Yaratılış gayesine uygun yaşama zorunluluğu, her biri farklı özellikleri, güzellikleri ve zorlukları içinde barındıran hayatın her dönemi için geçerlidir.

Fizyolojik ve ruhsal açıdan umutları ve beklentileri doruğa ulaştıran ve her bakımdan ömrün baharını simgeleyen gençlik, Yaratanla münasebetlerin de düzenlenmesi ve geliştirilmesi gereken bir dönemdir. Ahiretin dehşetli ve hararetli gününde Allah’ın korumasına mazhar olacak yedi güzel adamdan birinin de gençliğinde dinin gereklerine sadakatle bağlılık gösteren kimsenin olduğu[8] bildirilmektedir. Ölümün en az hatırlandığı belki de hiç hesaba katılmadığı bu dönemde ibadetlere/hassasiyetlere de büyük mükâfat vaat edilmektedir.

Allah’a bağlılığı her şeyin üstünde tutan gençler Kur’an’da övmekte,[9]ölüm gelinceye kadar ömrün sahibine ibadette bulunmanın[10] zorunluluğu dile getirilmektedir. Putlarına tapmamakta ve onlara kurban kesmemekte direnen ve Allah’a ortak koşmama hassasiyetiyle yaşayan birkaç gencin, kralın baskısına maruz kalması ile mağaraya sığınmalarını konu alan ayetlerde Allah’a bağlılığın ve samimiyetin hayata yansıması ile ebedi mutluluğun müjdesi vardır.[11] Hz. Peygamber (sav) de; “Gençlerinizin en hayırlıları; ihtiyarlar gibi ölümü düşüne, gençlik heveslerine yenik düşmeyen ve gaflette boğulmayanlardır. İhtiyarlarınızın en kötüleri de; gaflet ve isteklerine uymada gençlere benzeyenlerdir”[12] buyurarak gençlerin dinin hitap kapsamında bulunduklarını haber vermektedir. Gençliğinde dinin hoş görmediği hiçbir şeye iltifat etmeyen Allah Resulü, her ana babanın çocuklarını, 7 yaşına geldiklerinde temizliğe ve namaza alıştırıp 10 yaşında uygulamalarını takip ederek[13] en güzel şekilde terbiye etmesi gerektiğini bildirmiştir. Ebeveynin çocuklarına vereceği en üstün hediyenin güzel terbiye olduğunu vurgulayan Allah Resulü, terbiyenin/eğitimin ve bireylerin inişli çıkışlı hayata hazırlanmalarının aslında ailenin ödevi olduğuna, işaret etmektedir. Bu duruşuyla hem gençlere hem de onları yetiştirmek zorunda olanlara en büyük örnek olmuştur.[14]

Dünya ve ahret mutluluğuna eriştirecek terbiyenin sevgiyle aşılanması gerektiği bilinmelidir. Çocukla yedi yaşına kadar oyun oynanması, 15 yaşına kadar arkadaşlık edilmesi, 15 yaşından sonra da görüşünün alınması; değişen yaşına göre çocuğa karşı davranış ve iletişim şeklinin de değişmesi, çocukla çocuklaşılması, gençle gençleşilmesini gerektirir. İnsan onuruna verdiği önemle bilinen İslam, söz konusu olan çocuk olsa da hiçbir bireyin onurunun rencide edilmesini hoş görmez.. Gençlerin olgunlaştırılması ve Allah’ın sevgisini kazanabilmeleri için aşağılanmaktan, küçük düşürülmekten korunmalıdırlar. Bilinmelidir ki, iyi bir çocukluk yaşamayan iyi bir genç olamaz, iyi bir gençlik yaşamayan da iyi kullukta bulunamaz.
Kur’an’dan ve onun eşsiz öğretileri ile sevgi ve ilgiden mahrum bırakılan çocuklar, gençliklerinde huzuru getirecek Allah söyleminden habersiz telefon bilgisayar ve sanal alemde sanal insanlar ve varlıklarla meşgul olmaktadır. Çocuklarının her türlü maddi ihtiyacını karşılamakta tereddüt etmeyen ve bunu sevgi ve ilginin yerine ikame eden ebeveyn, ruhun beslenmesi için inanç gücünü ve ibadet zenginliğini, Allah ve peygamber sevgisini kazandırmakta ikbal kaygıları yaşamaktadır; Kur’an ve sünnete olan ilgisizliğin ferdileşme ve dünyevileşmenin sonucu olduğu görülememektedir. Artık bugün iyi insan yetiştirme yerine iyi iş bulma, iyi maaş kazanma revaçtadır. Bundan dolayı çocuklar oyun oynayamamakta, arkadaşlarıyla nezih bir ortamda da buluşamamakta, hayatta karşılığı olmayan malumat yığınıyla nesiller heba edilmektedir. Kulluğun muhtevası beşeri münasebetlerde yoğunlaşmış olmasına rağmen gençlerimiz kalabalıklar içinde yalnızlığa, imkanlar bolluğunda huzursuzluğa gark edilmektedir. Varlığın gayesinden haberdar olmayan, şehvetinin esareti altında, başarıyı, şiddet, güç ve baskı uygulamakta arayan, kimlik bunalımı yaşayan gençlikle karşı karşıyayız.

Allah’ın ve Resulünün hayata hayat veren çağrısını ve bu çağrıdan neşet eden nebevi uygulamalar yerine getirmede gayret gösterilmeli, nesillerin yetiştirilmesinde esas alınmalıdır. Geleceğin sağlıklı bir şekilde inşası ancak bu şekilde mümkündür.

Selam ve dua ile…

[1] 23/Müminun, 12
[2] 23/Müminun, 13
[3] 23Müminun, 14
[4] 57/Hadid, 20
[5] 102/Tekâsûr, 8
[6] 51/Zâriyât, 56
[7] 24/Nur, 52
[8] Buhari, Ezan, 36
[9] 18/Kehf 13, 14
[10] 15/Nahl, 99
[11] 18/Kehf, 10, 11, 12
[12]Camiu’s-Sağir, 2120.
[13] Ebû Davut, Salât, 26/495
[14] 33/Ahzab, 21

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol