Akıl, insan için en mühim fark, büyük varlık ve nimettir. Düşünme, anlama ve kavrama, mukayese yapma ve doğruya ulaşma kabiliyetlerinin asıl dayanağıdır. Ferde kimlik, saygınlık ve değer katan ilahi armağandır.

Hakikatte insanın en mümeyyiz vasfı akli yeteneklerini kullanmasıdır. O nedenle Kur'an, birçok ayette aklın mutlak ameliyesinden söz eder. Bu hususta tembellik yapanları ikaz eder, ilgisiz kalanları da kınar. Diğer canlıları saf dışı bırakan farklılığın külfetine katlanmayı zorunlu kılar. Sahip olunan imkan ve yeteneklerin kendi alanında istimalini ve değerlendirmesini ister.

Akıl sahiplerine yüklenen ilk görev şüphesiz ki, tefekkürde bulunmaktır. Kişi, düşünce dünyasını gözün tanıklık ettiği, kulağın işittiği hakikatler etrafında örgüleyerek asıl hakikate, varlığın sahibine ulaşmaya çalışmalıdır. İçinde birçok hayrı barındıran hikmet dolu bilginin kaynağı Kur'an'ın yol göstericiliğinde istikameti yakalama ve sürdürme, iç dünyayı ve dış dünyadaki varlıkları ve onların üstündeki ilahi kudret ve sanatın inceliklerini anlamaya özen gösterme, vukû bulan her durumun hayır ve hikmet cihetiyle değerlendirilmesi gerektiğini kabullenme, Allah'ı unutmaktan kurtulmak için zihinsel ataletten kurtulma, varlık alemi üzerindeki ilahi rahmetin engin tecellisi olan Kur'an'ın öğrettiği şekilde Allah'ı tanıma, harici unsurların müessir olmasına mani olmaya çalışma anlayışını sahiplenmelidir.

Görme ve işitme gibi görünen, kalp ve vicdan gibi görünmeyen duyuların her birinin kendine özgü görevi ve gayesi vardır. Akıl bunların hepsinin fevkinde kıymeti haiz ve onlara değer ve mana kazandıranı, onların görevlerini yapmaları için zorunlu olanıdır. Akıl nimetinden yoksun olanın sorumluluktan muaf tutulmasının nedeni de budur.

İnsan olmanın en belirgin vasfı olan akıl, Kur'an'ın ve Hz. Peygamber'in rehberliği olmadan hafızayı, iradeyi, idraki, şuuru, dikkati, duyguyu, muhakemeyi ve zekâyı... idare etme ve yönlendirme görevini yerine getirmesi mümkün değildir. Peygamberliğin insanlık tarihiyle eş zamanlı olması, her ümmet için bir peygamber gönderilmiş olması, ceza ve mükafat dengesinin peygamber uyarılarına bağlanmış olması, dinden bağımsız bir aklın doğruya erişme imkanının olmadığını göstermektedir. Aklın doğruyu bularak görevini yapıp arınabilmesi ancak imanla imkan bulabilir.

Aklın en önemli işlevi, vahyin rehberliğinde iç ve dış alemdeki delilleri tefekkür dünyasında değerlendirerek kulluğu güçlendiren sonuçlar çıkarmak; Allah'ı tanımak/iman etmek, her şeyin kaynağını O'ndan bilmek, bu sebeple ibadetleri şükran duygusuyla yerine getirme gereğini kavramaktır. Bu vasıftaki akıl, doğruyu bulabilme istikametine girdiği için Yüce Allah'ın övdüğü selamete erişmiş olur.

Bilinçli bilinçsiz şirk kalıntılarından arındırılmakla birlikte güzel davranışlarla beslenmeyen imanın dünya ve ahiret azizliği için yeterli olmadığını, her türlü azgınlık ve taşkınlığa ve bunların öncülerine iltifat etmeden dinin elverişli saydığı davranışlarda bulunmanın, Allah ve elçisinin bir konudaki kararına boyun eğmenin gerekliliğini ancak İlahi otoriteye boyun eğen Akıl idrak edebilir.

Aklın yönlendirdiği tefekkür, kulluk hassasiyetinin ortaya çıkmasını ve onun olgunlaştırılmasını temin eder. İman da böyle bir sürecin ürünü olarak ortaya çıkar. Her ne kadar Müslüman toplumda doğup büyüyenler farkında olmasalar da sonradan İslam'ı seçen insanların hidayete erme hikayeleri bu hakikati ispatlar niteliktedir.

İnsanın yaratılışı, ruh dünyası ve eğilimleri; kainattaki diğer varlıkların farklı fıtrat ve yaşayışları aklın fikir işçiliğini zorunlu kılar. Sonsuza uzanan mutlu ve huzurlu hayat bu tefekkürü gerçekleştiren akıl sahipleri için müjdelenir. Akli fonksiyonların icrasını engelleyenlerin karakter zafiyeti ve karşılaşacakları sonuç uyarı ve tehdit tonuyla haber verilir. Dinde samimiyet, toplumda hoşgörü, kullukta ihsan bilinci ve düşüncede ufuk zenginliği, vahyin ihata alanına girerek itidali benimseyen akılla imkan bulur.

İslam, aklın, canın, dinin, neslin ve malın korunmasını insan onurunun teminatı saymıştır. Akıl, bu sayılanlar başta olmak üzere bütün değerlerin, yetenek ve görevlerin esası konumundadır. Huzurlu bir yaşamın devamında zorunluluk arz eden bu beş esasın muhafazası hem ferdî hem de toplumsal bir sorumluluktur. Bunların hepsine birden zarar veren alkollü içeceklerle uyuşturucudan uzak durarak aklî melekelerin işletilmesini temin etmek, en güzel şekilde yaratılmış olmanın gereğidir. İlahî lütuf ve ikramlara duyarsız kalmak ise nankörlüğün ifadesi ve Allah katındaki değerin kaybedilmesidir.Y

Yüce Allah'ın insana, varlıkların üstünde saygınlık atfetmesinin ifadesi ve gerekçesi olan akıl, bedene ait bütün hisleri ve uzuvları, ilahi öğretilerin rehberliğinde peygamber uygulamalarına göre sevk ve idare etmekle mükellef kılınmıştır.

Sorumluluk bilinciyle yaşamak ve dualarda buluşmak dileğiyle...

_______________

[1] 4/Nisa, 123

[1] Ankebut, 1

[1] 2/Bakara, 213; 33/Ahzab, 36

[1] 2/Bakara, 118; Al-i İmran, 7; Araf, 179; Hud, 114; Mülk, 10, 11; Enfal, 21
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.