Âlimler, toplumun ıslahında en önemli dinamik güçtür. İlim adamlığı vasfının gereğini ortaya koydukları zaman, ıslah kaynağı olurlar. İlmin ilkeleri doğrultusunda hareket etmeyip bu vasıfları ile bağdaşmayan tavır ve davranışlar ortaya koyduklarında da, fitne ve fesat kaynağı olurlar.

Rabbimiz, Hayat Kitabımızda;  "Allah, içinizden iman edenleri yüceltir. Bunlardan kendilerine ilim verilmiş olanları ise kat kat derecelere yükseltir" (Mücadele:58/11); "Kulları arasında en çok korkan âlimlerdir" (Fatır :35/28) ; "İşte misaller! Biz onları insanlar için ortaya koyuyoruz. Âlim olanlardan başkası onları anlamaz" (Ankebut:29/43);  "De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer:39/9) şeklinde buyurmak suretiyle, ilmin ve ilim adamlarının sıradanlıktan uzak olup "yücelik" derecesiyle muttasıf olduklarını ortaya koymaktadır. Kendilerine biçilmiş bu "yüce" rolü îfa etmeyen, eğen-eğilen, idarecilerin zulmüne sessiz kalan, hatta bir adım daha ileri giderek onların zulmüne çanak tutan, makamlarında mıhlanıp kalabilme uğruna yağdanlık vazifesi üstlenen, silik şahsiyetli ilim ehli, "bilgi hamalı" olmaktan öteye gidemez. Ne kendinin ne de toplumun onurunu kurtarabilir. Bunlar olsa olsa Firavûnî zulüm düzenlerinin piramitlerine taş taşıyan köleler olabilirler. Onurlu ve şahsiyet sahibi olan ilim ehli, "haksızlıklar karşısında dilsiz şeytan" olamaz. "Zalim hükümdara karşı hakkı haykırarak" gerekirse bu uğurda ölümü de göze alıp "şehitlerin efendisi" mertebesine ulaşır.

İlim ehli, gerek siyasî gerek sosyal alandaki bozuklukları tamirle mükelleftir. "İyiliği emir, kötülükten alıkoyma" birinci derecede âlimlerin görevidir. Önce nefsinde sonra da çevresinde iyiliklerin hâkim kılınması için çırpınan insandır âlim...

Birkaç gün önce Suudi Arabistan’ın, “Kitap yüklü merkeplerinden” biri (Cuma:5), bakın nasıl bir fetva vermiş: Anadolu haber ajansının aktardığı habere göre; Suudi Arabistan müftüsü ve ulema heyeti başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh, İsrail’e karşı savaşmanın caiz olmadığını ve Hamas’ın terör örgütü olduğunu iddia eden bir fetva yayınladı. Bu fetvanın yayınlanmasından sonra ise İsrail İletişim Bakanı Eyüp Kara, Al-i Şeyh’i tebrik etti. Siyonist Bakan; "İsrail'e karşı savaşmanın caiz olmadığı ve Hamas'ın terör örgütü olduğu" yönündeki fetvasından dolayı Abdülaziz Al-i Şeyh'i tebrik ederek İsrail işgali altındaki topraklara davet etti. Bakan Kara, twetter hesabından şu mesajı paylaştı:

"Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh'i Yahudilere karşı savaşmayı ve onları öldürmeyi yasaklayan fetvasından dolayı tebrik ediyoruz. Al-i Şeyh, Hamas'ın terör örgütü olduğunu ve Filistinlilere zarar verdiğini, Aksa'da yapılan gösterilerin demagojik olduğunu ve İsrail ordusu ile Hizbullah'ı yok etmek için iş birliği yapılabileceğini söyledi. Ben Müftü'yü İsrail'i ziyaret etmeye davet ediyorum; yüksek düzeyli bir saygı ile karşılanacaktır."

İşte âlimler, böyle zalimlere destek çıkıp cihad ruhunu öldüren fetvalar verdiği sürece, zillet başımızdan eksik olmayacaktır. Suudun satılmış kukla bela’mları, bunu maalesef sıkça yapıyorlar. Lavrens'in yerli kalıntıları bunlar. Kutsal topraklar bu bela’mlara bırakılamayacak kadar önemli. Kahrolasılar.

Bakın, Kur’an-ı Kerim, “dine karşı dini kullanan” bu gibi zavallıları nasıl tasvir ediyor: “Onlara, kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. Dileseydik elbette onu âyetlerle yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı ve hevâ/hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Eğer üstüne varsan, dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu budur. Bu kıssayı anlat, umulur ki düşünür, ibret alırlar.(A’raf: 7/175-176)

Bu tür bela’mlar, dünyalığı Allah'a tercih edip, Allah'ın verdiği âyetleri, menfaat temininde kullanınca, Allah da ona verdiği ayetleri, o ayetlerle gelen tüm meziyet ve faziletleri alıyor. Adam şahsiyetini kaybederek, "köpek gibi", bir çanak yal uğruna her türlü zillete eyvallah eder hale geliyor. Kovsan da, sevsen de, dövsen de onun için fark etmiyor. Tabiatı köpekleştiğinden, kendisini tutanla kendisini iten arasındaki farkı göremeyip, her ikisine de dilini sarkıtıp soluyor. Âyette yapılan bu keskin tasvir, "İşte âyetlerimizi yalanlayanların hali budur" cümlesiyle tamamlanıyor. Hz. Peygamber'e de bu kıssayı anlatması emrediliyor ki, tıpkı bu adam gibi bilgi ve hikmet sahibi olup da ilmini şeytana satan kimseler "belki düşünür, öğüt alırlar" diye...(Ahmet Kalkan, Bel’am-Kitap Bilgisine Göre Azgınlaşan Kimse,  ahmedkalkan.org,)

Orta doğunun siyasî şuurdan yoksun bela’m kılıklı âlimleri bunu hep yapıyor. Mısır’da Sisi, Muhammed Mursî’ye darbe yapınca, yıllarca El-Ezher Üniversitesinde hocalık yapmış, Ezher'den sonra da çağdaş Firavun Hüsnü Mübarek'in talimatıyla iş başına getirilen, “Mısır ordusunun, kıyamete kadar Allah yolunda nöbette olacağına dair” hadis bile uyduran, Mısır eski müftüsü Prof. Dr. Ali Cuma'nın ülkeyi kan gölüne çeviren cuntacılara fetva vererek toplumsal barışı nasıl dinamitlediğini de hatırlatmak istiyorum. Adı geçen Bel’am kılıklı eski Ezher Şeyhi; Mısır cuntasının başı Sisi, Savaş Bakanı, Genel Komutan ve Savunma Bakanı, içişleri bakanı ve diğer komutanların da hazır olduğu toplantıda söz alarak, -Sisi ve içişleri bakanına hitaben- "Sabredin, sebat gösterin çünkü Allah sizinledir. Hak üzerine olduğunuzu bilin. Başlattığınız yoldan kimse sizi engellemesin. Sizler Allah yolunda yürüyorsunuz" demişti.

Sisi ve takımının, “Rasulullah ve veliler tarafından” desteklendiğini iddia eden Ali Cuma, polis güçlerine dönerek "Onları (ihvanı) öldüren veya onların kendisini öldürdüğü kişilere ne mutlu. Savaşmak kahramanlık işidir. Darbeyi reddedenler ise ayak takımıdırlar" ifadesini kullanmıştı.

Müslüman kanını dökmenin haramlığına binaen göstericileri öldürmekten çekinen subay ve askerlere de bakın ne demişti Ali Cuma: "Onlar sizden bin kişiyi öldürmeden, siz onlardan yüz kişiyi öldürün. Mısır ordusunu eleştirenler de kâfirlerdir."

Müslüman Kardeşlerin “tağut ve Haricî” olduklarını söyleyen Ali Cuma, bunların Mısır'da yaşama hakkının olmadığını, polis ve askerlerin onlara ateş açmaktan tereddüt etmemesi gerektiğini ifade etmişti. (Bakın: 24 Ağustos 2013 tarihli gazete ve internet siteleri)

İşte Ali Cuma denen bu “kitap yüklü merkebin” (Cuma:5) çılgın ve kışkırtıcı fetvası neticesinde cuntacılar daha da azgınlaşarak gönül rahatlığı ile binlerce muhalif sivil halkı katletmişti.

Dünya İslam Âlimleri Birliği başkanı Yusuf el-Karadavi de, yaptığı açıklamada; “Ali Cuma, Kuran ve hadis nasslarını tahrif edip, ümmetin icma ettiği konulara muhalif beyanlar vererek, insanlığa ve İslam'a sığmayacak tutum sergiledi. Hak sahibine karşı güç sahibini, âlimlere karşı askerleri, halka karşı orduyu, kaleme karşı kılıcı, Kuran'a karşı yönetimi ve dine karşı devleti destekledi. Şeyh ya da general Ali Cuma, meşruiyeti olmayan bir yönetime meşruiyet tevdi etmeye çalışıyor. 'Öldür' diyor, zehirli fetvalar, kuşkulu ve tiksindirici ifadeler kullanıyor, ortalığa politize olmuş hükümler saçıyor. Şeyh Cuma, asla silah taşımayan ve darbeye karşı direnişi sürdüren insanları 'hariciler' olarak tanımlıyor. Hariciler silahla baskı kuranlardır, asıl hariciler itaat edilmesi ve emirlerine uyulması gereken halkın seçtiği meşru başkana karşı çıkanlardır. Siyonist devletin korumasında Mescid-i Aksa'ya giren Mübarek dönemi müftüsünün, nefretini Siyonistlere değil de dindaşlarını öldürmeleri için askeri kışkırtarak kullanması utanç vericidir(Yeni Şafak- 11 Ekim 2013) diyerek toplumu ifsad eden bir bela’mın, dini nasıl çarpıttığını gözler önüne seriyordu.

Pensilvanya’da mukim, Amerikan beslemesi, hoşgörü âbidesi (!) meczub âlimimizin de dini çarpıtarak toplumsal ifsada nasıl katkı verdiğini bilmem anlatmaya gerek var mı?

Dün Mısırlı Ali Cuma ve bizim Fethullah, bugün Suudi Arabistanlı Abdülaziz Al-i Şeyh, yarın başkaları, İslam’a karşı İslam’ı kullanarak bela’mlıklarını yapacaklardır. Önemli olan şeytanın bu askerlerine karşı, gerçek âlimlerin sessiz kalmamalarıdır. Yusuf el-Karadâvî’lerin sayısının çoğalması ve seslerinin yükselmesidir.

Sonuç olarak deriz ki, âlimler çıldırırsa toplum da çıldırır. Yarabbi! Hocalarımıza iz’an ver. Onlar çıldırmasın ki, biz de çıldırmayalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
dost 2017-11-17 02:23:15

seytanin yeryuzu temsilcileri alim sifatiyla etrafta dolanirken bu toplum dogruya ve gercege ancak mevlanin rahmetiyle ulasabilir.dogrulari soyleyince kapinin onune konulsak da hakki soylemekten asla vazgecmeyecegiz.muslumanlar riyakarliktan kurtulmadan,alimlerimiz ilimleriyle amil olmadan ,dunyanin susunu ,makam ve mevki hirsini bir kenara itmeden zilletden kurtulamazlar...ey diyanet mensubu,sorumluluk makaminda olan kardeslerimiz !!!" biriktirdiginiz dunyaliklar sizi kurtarmiyacak...hergun avuclarimizdan kayip giden gencligi ve din adina birseyler ogrenebilmek arzusuyla peslerine takildiklari cuhela takiminin temiz anadolu insanina verdigi zararin hesabini nasil vereceksiniz?..."mevla yardimcimiz olsun ...hakki hak oldugu icin soyleyen ve yazan insanimiz ne kadar da az...yardim et ya rabbi...bizleri gaflet uykusundan uyandir...hakka tercuman oldugunuz icin sizleri tebrik ediyorum...kaleminize saglik...

banner274

banner273