ALLAH KORKUSU HAREKETE GEÇMEDEN, DÜNYEVÎ CEZALARLA ŞİDDETİ ÖNLEMEK MÜMKÜN DEĞİL

Şiddet, insanlık tarihi kadar eski ve de köklü bir olgudur. Ehl-i vicdan, hiçbir zaman şiddet ve zulmü onaylamamış olmasına rağmen Hz. Âdem’den (a.s.) bu yana nitelik ve niceliği değişse de daima varlığını sürdüre gelmiş çağımızda da değişik versiyonları ile gündeme gelmektedir.

Zulmün, şiddetin ve hiddetin varlığı, Yaratıcımızın dünyamız için koymuş olduğu temel ilkelere insanoğlunun muhalefetinin bir sonucu olsa gerek.

Oysa İslam, insanı yaratılmışların en şereflisi görür. Dirisi kadar ölüsü de saygındır, hürmete layıktır. İnsanın dirisine gösterilen saygıyı ölüsüne de istenir. Öldü diyerek ölüsünü etrafa atamadığımız gibi kedi ve köpeklere de yem edemeyiz. Bu insanın yaratılmışlar arasında müstesna bir varlık oluşunun alametidir. Tepeden tırnağa insanın her şeyi saygındır. Derisi giyilmez, eti yenmez. İnsanın dini, ırzı, aklı, malı ve canı dokunulmazdır. Bu değerleri koruma dinin öncelikli ve en temel hedeflerindendir. İnsana zulmedilmesi nasıl yasaklanmışsa sahip olduğu hakların çiğnenmesi de yasaklanmıştır. Allah (c.c.) tarafından bahşedilen bu haklar kişinin dini, inancı veya toplum hayatındaki statüsü ne olursa olsun kutsaldır, hiçbir şekilde ihlal edilemez.

Din-i Mübin-i İslam, normal hallerde olduğu kadar savaş zamanlarında bile savaşmak zorunda kaldığımız düşmanlarımıza nasıl ve ne şekilde muamele etmemiz gerektiği konusunda da savaşa bir ilke, bir ahlak koymuştur.

Mesela; Savaşta işkence ve eziyet asla kabul edilemez, müsle caiz değildir.

Müslüman olmayanlarla savaşmak zorunda kalınması halinde savaşın en kansız bir şekilde sonlandırılmasına özen gösterilmelidir.

Savaş esirlerine insanca muamele edilmelidir. Gerek savaş ortamında gerekse savaş sonrasında ırz namus güvenliğine azami özen gösterilmelidir.

Bırakın insanı savaş ortamında bile mecbur kalınmadıkça çevreye zarar verilmez, çevre tahrip edilemez. Savaşa fiilen katılmayan din adamlarına, kadınlara, çocuklara, yaşlılara dokunulamaz.

Dedim ya İslam, savaşa da bir hukuk, bir ahlak getirmiştir.

Dahasını ifade edeyim; Müslüman olsun veya olmasın her insanın cesedi ve kabri saygındır.

Dinimize göre ölmüş bir insanın kemiklerine zarar vermek, dirinin kemiklerine zarar vermek gibi kabul edilmiştir. İnsanın derisi, kerametinden dolayı debbağlansa bile kullanılamaz, haramdır. İnsanın organları saygındır alınıp satılamaz, ticarete konu edilemez.

Yine Din-i Mübin-i İslam, yenilmesi helal kılınan hayvanlara karşı bile şefkat ve merhametle muamele edilmesini emretmiştir. Kesmek istediğimiz hayvanı bile keserken, çok fazla incitmeden, acı çektirmeden kesmemizi ister. Bunun içindir ki hayvanın rahatsız olacağı endişesiyle, bıçak bileme işlemi hayvanın yanında yapılmaz. Hayvan kesileceği yere götürülürken, kesilmek üzere yere yatırılırken ona eziyet etmemeye özen gösterilmelidir.

Taşımada yahut başka bir işte kullanılan hayvanlara karşı da merhametli olunmasını ister. Onları aç susuz bırakmak, onlara taşıyamayacakları ağır yükleri yüklemek, hayvanları hedef tahtası haline getirip onlara eziyet etmek hep yasaklanmıştır.

Kur’an-ı Kerimde Enam/hayvanlar, Nahl/arı, Neml/karınca, Ankebût/ örümcek gibi surelerin hayvan adları ile yer alması boşuna ve anlamsız değildir.

Kur’an- Kerim, Hz. Süleyman’ın (a.s.) ordusuyla karınca vadisinden geçerken, askerlerin onları ezmemesi olayını anlatırken, gereksiz yere karıncayı bile incitmemenin gereğine vurgu yapar.
Bitkiler de insana emanet edilmiş önemli nimetlerdendir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, yeşili sevmekle kalmaz aynı zamanda yeşili korurdu ve korunmasını da isterdi. Efendimizin kendi elleriyle beş yüzden fazla hurma fidanını toprakla buluşturması, sizden biriniz, kıyamet kopuyorken bile elindeki fidanı toprağa diksin buyurması hep Onun yeşile ve tabiata olan saygınlık ve düşkünlüğünün bir neticesidir. Fatih Sultan Mehmet’e nispet edilen; kim benim ormanlarımdan izinsiz ve gereksiz bir ağaç keserse boynunu vururum sözü boşuna değildir ve kendiliğinden ortaya çıkmamıştır.

Mekke-i Mükerreme’nin Hz. İbrahim (a.s.) tarafından harem/ sit alanı ilan edilmesi, Medine-i Münevvere’nin ise Efendimiz (s.a.v.) tarafından harem/sit alanı ilan edilmesi gelişi güzel davranışlar değildir.

Kâinatta var olan her şey zerreden kürreye Allah’ın varlığını haykıran ve O’na şükretmeye götüren birer ayettir. Müslüman, cemadat dediğimiz cansız eşyayı da bir ayet, bir emanet ve bir nimet olarak görmelidir. Onlardan usulüne uygun olarak istifade etmelidir. İslam medeniyeti bize, deniz kenarında bile abdest alırken israf etmemeyi öğretir. Bu anlayış bizi, bir gülü, bir çiçeği dalından koparırken bile tereddüt yaşamaya götürür. Çünkü eşya da kendi diliyle Rabbimizi zikreder, O’nu tesbih eder, O’na boyun eğer, O’nun varlığını haykırır. Onu koparmak, kesmek onun bu tesbihine, zikrine engel olmaktır. Peygamber medeniyeti diye özetlediğimiz; “Yaratılmışı Severiz, Yaratandan Ötürü” kültürü tarihimizde sarıçiçekle konuşan Yunus’ları, gülü koparmaya kıyamayan Sümbül Efendileri yetiştirmiştir.

Tarihe altın harflerle adını yazdırmayı başarmış gönül insanlarını yetiştiren medeniyetin torunları bu gün kendi kendisi ile kavgalaşır hale geldi. Anasına kocakarı, babasına moruk demeyi yücelik kabul edecek kadar basit evlatlar yetiştirir oldu. Hanımı ile kavgalı, oğlu ile dargın sosyal çevre ile barışık olmayan bir tür insanlar ortaya çıkarıverdi.

Şimdi vicdan ehli bütün insanlığa bir kez daha seslenmek istiyorum. Yüce Dinimiz, yeryüzünün bir bitkisini bile gelişi güzel koparmayı yasaklarken nasıl olur da insan kendi hemcinsine şiddet uygulayabilir? Ona eza ve eziyet yapabilir? Rabbimizin emaneti olan kadına yahut çocuğa nasıl zulmedebilir?

Allah (c.c.), insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını emretmiş, zulmü, zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır. Allah'ın (c.c.) bu emrine uymayanlar, ayet-i kerimede geçen ifadeyle "şeytanın adımlarını izleyenler" olarak nitelendirilmiştir. Şiddete karşı çıkmak yetmez, dinin bu konulardaki yaptırımını harekete geçirmeliyiz. Vicdanlardaki Allah korkusu harekete geçmeden, yalnızca dünyevî ceza korkularıyla şiddeti önlemek her zaman mümkün olmayacaktır.

Selam ve dualarla…

 
Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol