Yüce Rabbimiz tüm varlıkları bir sebebe, bir hikmete binaen yaratmıştır. Âl-i İmrân suresi 191. ayetinde Yüce Rabbimizin hiçbir şeyiboş yere yaratmadığına vurgu yapılarak bu gerçeğe işaret edilmiştir.İnsanın yaratılışının ve dünyaya gönderilişinin gayesi de hiç şüphesiz Allah’a kulluktur. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zariyât, 51/56)ayetibu gerçeği çok net bir ifade ile beyan etmektedir.Yine “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder”(Kıyâme, 75/ 36)ayetinde insanın sorumlu bir varlık olduğu belirtilmektedir.
 
Kulluk, dinimizde “ubudiyyet” kelimesi ile ifade edilmektedir.Kulluğu, insanın her zaman Allah’ın murakabesi (gözetimi) altında olduğunun bilincinde olarak Allah’ın yüceliği, azameti karşısında saygı duyması, O’nun buyruklarına boyun eğmesi, O’na tam bir samimiyetle itaat edip teslimiyet göstermesi, Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla O’nun hoşnut olduğu işleri yapıp, hoşnut olmadığı şeylerden sakınması olarak tarif edebiliriz.Kulluk görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışankimseyaratılış gayesini gerçekleştirmiş olur ve insanlığın kemaline ulaşır. İyi bir Müslüman olarakAllah’ın rızasını elde eder,ahiret hayatında daebedî kurtuluşa erer ve cennete girmeye hak kazanır.
 
Kulluk etmek insanın fıtratında vardır, çünkü insan kul olacak kıvamda yaratılmıştır. Bu özelliğinden dolayı insan kendisinden daha güçlü yüce bir varlığa inanma ve ibadet etme ihtiyacı duyar ve bir arayış içerisine girer. Her insan kendisine verilen akıl nimeti sayesinde tabiattaki varlıklar ve olaylar üzerinde düşünerek Allah’ın varlığını ve O’na kulluk etmesi gerektiğini kavrayabilir. Buna rağmen kullarına karşı çok merhametli olan Yüce Allah (c.c.) insanlara inanç ve ibadet konularında rehberlik etmeleri için peygamberler ve onlar aracılığıyla kitaplar göndermiştir.
 
Bu kutlu elçiler insanları Yüce Allah’a kulluk etmeye çağırmışlar, Allah’tan başka şeyleri ilâh edinmekten sakındırmışlardır. Kur’an’da bu durum şöyle haber verilmektedir: “Andolsunbiz, her ümmete,‘Allah’a kulluk edin,tağuttan kaçının’diye (emretmeleri için) bir peygamber gönderdik...” (Nahl, 16/36)
 
Yine Kur’an bize peygamberlerin gönderildikleri kavimlere“Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur” şeklinde tebliğde bulunarak yalnızca Allah’a kulluk etmeye davet ettiklerini, bu davete uymadıkları takdirde karşılaşacakları azap konusunda uyardıklarını bildirmektedir. (Mesela bkz.En’âm, 6/61;A’râf,7/59, 65, 73, 85; Yûnus, 10/3; Hûd, 11/26, 123) Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) de, özelde Allah’tan başka ilâhlar edinen ve kendi elleriyle yaptıkları putlara tapan müşrik bir topluluğu, genelde ise kıyamete kadar gelecek bütün insanları bir olan Allah’a iman etmeye ve O’na kulluk etmeye çağırmış, bu uğurda nice çile ve meşakkatlere katlanmıştır.
 
İnsan kul olma özelliğinde yaratıldığına göre Allah’a ibadet etmek onun içinbir ihtiyaçtır. Bu durumda insanınbu en temel ihtiyacını karşılaması ve varoluş gayesine uygun davranmasından daha tabii bir şey olamaz. Zaten kâinattaki tüm varlıklar da yaratılış gayelerine uygun olarak hareket etmektedirler.Bunun gibi bir işveren çalıştırmak üzere işyerinde istihdam ettiği bir kimsenin kendisine verilen görevi yapmasını, kendisini alakadar etmeyen işlerle uğraşmamasınıister. Bu onun en doğal hakkıdır.Yine her insan sahip olduğu şeylerin, elde edilme amacına uygun işlev görmesini arzu eder.
 
Kulluk, Kur’an’da haber verildiğine göre insanın daha ruhlar âlemindeyken Rabbi ile yaptığı sözleşmenin(A’râf, 7/172)gereğini dünya hayatında yerine getirmesidir. Kulluk, Hak Teâlâ’nın kulları üzerindeki hakkıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, Allah’a kulluk/ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise kendisine ortak koşmayan/ibadet eden kullarına azap etmemesidir.”(Buharî, Cihad, 46)Elestbezminde Rabbimizle yaptığımız ahdimize sadık kalarakbu hakkı yerine getirmeliyiz.
 
Kulluk aynı zamanda Yüce Allah’a, lütfettiği bunca nimetlere karşılık bir şükür borcu, bir kadirşinaslıktır. Nitekim şu ayetlerde bütün insanlar Allah’a kul olmaya çağrıldıktan sonra Yüce Allah’ın insanlara ihsan ettiği bir takım nimetler hatırlatılmakta, böylece şükür ile kulluk arasındaki ilişkiye dikkat çekilmektedir: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.O, yeri sizin için döşek, göğü de bina yapan, gökten su indirip onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkarandır. Öyleyse siz de bile bile Allah’a ortaklar koşmayın.”(Bakara, 2/21-22; Ayrıca bkz. Nahl, 16/114)Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de çok ibadet etmesinin nedeninin sorulması üzerine “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap vermiştir.  (Buharî, Teheccüd,16)
 
Hz. Peygamber (s.a.s.), bizzat Allah’ın övgüsüne mazhar olan, tüm yaratılmışların en seçkini bir insan olduğunun idrakinde olmalı, ancak bununla beraber Kur’an’da ve onun kendi ifadelerinde geçtiği gibi O’nun “Allah’ın kulu ve resûlü” olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) hükümdar bir peygamber olmayı değil,  kul bir peygamber olmayı tercih etmiş ve bu istikamette bir hayat sürmüştür. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), diğer insanlar gibi Allah’ın her türlü emir ve yasağının muhatabı olmuş, hatta bazı durumlarda daha ağır sorumluluklarla mükellef kılınmıştır. Efendimiz (s.a.s.), Allah’a karşı kulluk görevlerini en iyi şekilde yerine getirmenin gayreti içinde olmuştur.Hz. Peygamber (s.a.s.) kendisineverilen üstün vasıfları dolayısıyla kulluktan geri kalmamış, bilakis bu vasıfları O’nun ibadete olan şevkini ve gayretini daha da artırmış, neticede Allah’a nasıl iyi kul olunacağı konusunda biz ümmetine güzel örnek olmuştur.
 
Allah’a kul olabilmek ve Allah’ın “Kulum” iltifatına nail olabilmek bir insan için en büyük bir mertebe ve şereftir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Allah’a kul olmaktan ve Allah’ın kulu olarak anılmaktan son derece manevî bir haz alırdı. NitekimHıristiyanların İsa (a.s.)’ı övmede aşırıya kaçmaları üzerine şöyle buyurmuştur: “Beni övmede siz de haddi aşmayın. Bilin ki ben sadece bir kulum. Benim hakkımda ‘Allah’ın kulu ve elçisidir’ deyin.”(Buharî, Enbiyâ, 48) Nitekim Kur’an’da diğer peygamberlerden ve Efendimiz (s.a.s.)’den bir kul olarak bahsedilmiştir. Mesela Hz. Peygamber (s.a.s.)’in en büyük mucizelerinden olan İsra ve Mirac hadiselerinin anlatıldığı ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.”(İsrâ, 17/1)“Böylece Allah kuluna vahyedeceğinivahyetti.”(Necm, 53/10) Biz mü’minler de her namazımızda tahiyyat okurken ve imanımızı ifade için her şehadette bulunduğumuzda “abdühü ve resûlühü” deriz, yani O’nun Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna dair inancımızı dilimiz ile ikrar, kalbimizlede tasdik ederiz.
 
Kulluk edilmeye layık tek varlıkYüce Allah’tır. Zira tüm varlık âlemini yoktan var eden, daha sonra yok etme kudretine de sahip olan, yarattıklarını rızıklandıran, yaşatan, öldüren ve tekrar diriltip hesaba çekecek olan, din gününün sahibi,herşeyi gören, işiten, ilmi herşeyi kuşatan, herşeye gücü yeten, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, herkesin kendisine muhtaç olduğu ama kendisi kimseye muhtaç olmayan vb. pek çok kemal sıfatlara sahip olan, noksanlıklardan münezzeh olan yegane varlık Allah Teâlâ’dır.
 
Allah’a kul olmak insanın değerini yüceltir, onu gerçek özgürlüğe ulaştırır. Zira sadece Allah’a kul olanlar başka şeylere kulluktan kurtulurlar. O’na kulluktan kaçınanlar ve bunu da özgürlük olarak kabul edenlerise para-pul, mal-mülk ve servet, makam-mevki gibi dünyevî menfaatlerin, şehvet, şöhret gibi türlü aldatıcı ihtirasların kulu kölesi haline gelir, adeta nefislerini ilâhlaştırırlar. Allah’a kulluktan yüz çevirmenin sebeplerinden biri de şeytanî bir vasıf olan kibirdir.Cenâb-ı Hak, kulluktan uzaklaşanlar hakkında şöyle buyurur: “Bana kulluk etmeyi kibirlerine yedirmeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.”(Mü’min, 40/60)Bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulur: “İnsan kulluk vazifesini ifada kusur gösterirse, Cenâb-ı Hak onu gam ve kedere mübtela kılar.”(Ali el-Müttakî, Kezü’l-Ummal, No; 6788)
 
Allah’a kul olmanın gereklerinden biri de O’ndan razı olmaktır. Kulluk iddiasında bulunan kimse bollukta darlıkta, sağlıkta hastalıkta, iyi günde kötü günde, nimette de külfette de hasılı her durumda Allah’a olan bağlılığını korumalı, ibadet ve taatiniasla aksatmamalıdır. Allah da kendisinden razı olan kimseleri razı olduğu kulları arasına dahil eder ve onları şöyle müjdeler:“Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. (İyi) kullarımın arasına gir.Cennetime gir.”(Fecr, 89/27-30)
 
Kulluğun en önemli şartlarından birisi de devamlılıktır. İnsanı kulluk için yaratan Allah, kulluğun şeklini ve şartlarını da belirlemiş ve gönderdiği peygamberler vasıtasıyla insanlara bildirmiştir. Dinimize göre akıl sahibi bir insanın kulluk mükellefiyetibuluğa ermesiyle başlar ve eceli gelinceye kadar devam eder. Kulluk belli gün, gece, hafta ve aylara tahsis edilip geri kalan zamanlarda rafa kaldırılan bir görev değildir. Bilakis hayatın her alanında ve ömrün her anında yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur. Bundan dolayı Kur’an’da “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et   (Hicr, 15/99) buyrulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de bir hadis-i şerifinde ibadetlerde devamlılığın esas olduğunu vurgulamıştır.(Buharî, İman, 329)
 
Bir kimse sadece “ben Allah’ın kuluyum” demekle kul olamaz. Kulluğun davranışlarla ispatlanması gerekir.Bunun için Allah’a kâmil manada iman etmeli, O’na tazim ve saygı göstermeli, O’nun emir ve yasaklarına riayet etmeli ve Allah’ın rızasını kazandıracak ameller yapmalıyız.Böylece Fatiha suresinde ifade edildiği gibi “Yalnız Allah’a kulluk edip, yine yalnız O’ndan yardım dileme” kıvamında bir kulluk şuuruna ulaşabiliriz.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.