İnsanın yeryüzünde iki amaç için var olduğunu söylemek yanlış olmaz: Bunlardan birisi Allah’a kulluk, diğeri de yeryüzünü imar etmektir.
 
Bu ikisi, birbirinden bağımsız düşünülmemeli. Çünkü, yüce Allah yeryüzünü insanın sağlıklı ve konforlu yaşaması için en ideal ölçülerde yaratmıştır.
 
Bu ölçüleri korumak, ifsat etmemek görevi de yine insana verilmiştir.
 
*** 
İnsan, gelişen ve değişen şartlara göre iyi bir hayat sürebilmek için tedbir alacak, bunu temin için de “yeryüzünün halifesi” olarak yaşadığı yeryüzünü imar ve inşa edecektir.
 
Eğer zaman, mekan ve ortam, insanın bu yaşamına engel olursa Allah’a kulluk yapma imkânı da kalmaz. Demek ki, Allah’a kullukla birlikte yeryüzünü imar, birbirini tamamlayan iki unsurdur.
 
Bir başka ifadeyle, iman ve imar; dünya ve ahiretin ortak anahtarıdır.
 
Geçmişte İslam âlimlerinden bazıları, “imar” kelimesine özel bir anlam yükleyerek bunu dini ibadetlerle açıklamışlardır.
 
Aslına bakılırsa ibadet, geniş anlamda “Allah’a kulluk”tan başka bir şey değildir. Dünyayı imar ederken de hedeflenen amaç; Allah’a daha iyi kulluk yapabilmektir. Sonuçta, Allah’ın emrini yerine getirme, O’nun rızasını kazanma vardır.
 
Eğitim müesseseleri kurarken, yol-köprü yaparken, hastane açarken, tren-uçak kaldırırken, Gemileri denize indirirken, telekomünikasyon ağını oluştururken, enerji veya yüksek teknolojiyi hayata geçirirken….aklınıza gelebilecek her türlü benzeri hizmetler yapılırken şayet bunlar, insana huzur, güven, mutluluk ve iyilik getiriyorsa, insanlar bunlardan faydalanıyorsa, bunun adı “hayr” dan başka bir şey değildir.
 
Çünkü, insanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.    
 
En küçük toplum birimi olan aileden en büyük toplum teşkilatı devlete kadar her kademede, bu ikiliyi dengelemek gerekir: Yani, Allah’a kulluk ve yeryüzünü imar.
 
***
Bugün, toplum ve devlet yapısında gördüğümüz ve çoğu şikayete konu olan olayların temelinde, bu iki unsurun dengede tutulmaması yatar.
 
Bir taraf, dünyayı imar etme görevini yerine getirirken Allah’a kulluk görevini ihmal ettiğinden dünyevileşiyor, farkında olmadan kapitalist ve materyalist düşüncelerin esiri olarak tağutî ve şeytanî düzenlerin kucağına düşüyor… 
 
Diğer taraf da, sadece mistik duygu ve düşüncelerle nefsini tatmin ederek kendine münzevî bir dünya kurmayı yeterli gördüğünden imar çalışmalarına yabancı durarak gelişen bilim ve teknolojilere ilgisiz kalmasıyla tağutî ve şeytanî rejimlere yenik düşüyor… 
 
Müslüman, gerek aile hayatı gerekse devlet teşkilatı içinde, Allah’a kullukla yeryüzü imarını birlikte sürdürerek dünyasını dengelemeli, böylece kendini tek taraflı esir alan fikir ve sistemlere karşı İslâm’ın izzet ve yüceliğini ortaya koymalıdır.
 
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol