Zikir sözlükte; anma, düşünme, hatırlama ve söz konusu etme anlamlarına gelir. Terim olarak zikir; Allah’ı dil veya kalp ile anmak, Allah’ı unutmamak, Allah’tan gafil olmamak anlamlarına gelir. 

(Resimde görülen bu tür zikir sadece Allah'ı anmaktır. Gerçek zikir Kur'an'ın ayetlerini birbir hatırlayıp hayata aktarmaktır. Tıpkı Aişe annemizin Allah Resulü için buyurduğu, "Yürüyen Kur'an olabilmektir" gerçek zikir. Bu nedenle Kur'an'ın bir ismide zikir(hatırlatma kitabı) peygamberler de müzekkirin(hatırlatanlar)dir.)

Yüksek sesle, açıktan yapılan zikre, zikr-i cehri; içten sessizce yapılan zikre, zikr-i hafi denir.

Şu hadis-i şerif, Allah’ı zikretmenin önemini net bir şekilde dile getirmektedir:

“Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhari, Daavat-66)

En önemli zikir lafızları şunlardır:

1- La ilahe illallah: Allah’tan başka ilah yoktur. Buna, tehlil denir

2- Subhanallah: Allah, her türlü noksan sıfattan münezzeh, bütün tam sıfatlarla muttasıftır. Buna, tesbih denir.

3- Elhamdülillah: Hamd Allah’a aittir, Ancak Allah’a hamd edilir. Övülmeye şükredilmeye layık olan Allah’tır. Buna hamdele denir.

4- Allahu Ekber: Allah en büyüktür. Buna, tekbir denir.

Bu dört zikir lafzı hakkındaki bir hadis şöyledir:

“Her namazdan sonra kim otuz üç defa subhanallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa Allahuekber der, yüze tamamlamak için de lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr: Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.” derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir.”[1]

Allah’tan gafil olmayan bir insan, hayatının her merhalesinde ve bütün işlerinde Allah’ı zikreder:

*Aklı ile zikir lafızlarını ve bu lafızların anlamlarını bilir.

*Dili ile zikir lafızlarını telaffuz eder.

*Kalbi, zikir lafızlarının anlamı, inancı ve bağlılığı ile dolar.

*Aklı ile Allah’ın büyüklüğünü, kâinattaki nizam intizamı tefekkür eder, kalbi ile Allah’a bağlanır.

*İstiaze eder, Allah’a sığınır.

*Namaz kılıp oruç tutarak bedeni ibadetlerini yapıp, Allah’ı anar.

*Zekât ve sadaka vererek mali ibadetlerini yerine getirip, Allah’ın emrine uyar.

*Hac ve umre yaparak her ırktan ve her renkten Müslüman ile birlikte tekbir getirir.

*Haram olan işlerin Allah tarafından yasaklandığını hatırlayıp, onları yapmaktan sakınır.

*Hayatının her aşamasında, kendisini Allah’ın emir ve yasakları ile denetler.

Şimdi Allah’ı zikretme konusunun, Kur’an’da nasıl geçtiğini görerek anlamaya çalışalım.

1. Allah’ı Çokça Zikretmek, Allah’ın Emridir:

"Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin."[2]

Bu ayetin kısa bir açıklaması şöyledir: “Ey inananlar! Gece, gündüz, seferde ve hazarda, ‘lâilahe illallah’ diyerek, hamd ederek, yücelterek ve takdis ederek Allah’ı çok çok anın.”[3]

"Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfünden isteyin. Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz."[4]

1- Cuma namazı için ezan okunmaya başlayınca artık ticaret ve benzeri dünyevi işlerle uğraşmak dinen yasaktır.

2- Mü’minler, ezanla birlikte namaza giderler, namazdan geri kalmazlar, namaza gitmeyi önemserler.

3- Cuma namazını kılmak, elde edilecek uhrevi kâr açısından dünyevi kârlardan daha hayırlıdır.

4- Namaz kıldıktan sonra yeniden ticaret ve benzeri işlere başlayıp, Allah’ın lütfü ile kazançlı çıkmayı istemek gerekir.

5- Kazancı, Allah’ın lütfünden isteyen, aynı zamanda Allah’ı anmış olur.

6- Dünyevi işler, bizleri Allah’ı anmaktan alıkoymamalıdır; daima Allah’ı çokça anmalıyız.

7- Kurtuluşa ermek, Allah’ı çokça anmaya bağlıdır.

"Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel."[5]

Allah’ın adını zikret. Günün belli bir bölümünde dünya işlerini bırakıp uzlete çekilerek, kendini zikir ve ibadetle tamamen Allah’a ver.

2. Hac Görevi Sırasında Meş’ar-i Haram’da Allah’ı Zikretmek, Allah’ın Emridir:

"... Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin. Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz."[6]

Üç önemli müfessirin bu ayetteki zikir emri ile ilgili açıklamaları şöyledir:

Arafat’ta vakfe yapıp oradan ayrıldığınızda; “dua, tazarru tekbir ve tehlil ile  Müzdelife’de Allah’ı anınız.”[7]

“Meş’ar-i Haram’ın yanında tekbir ve tahlil ile veya akşam ve yatsı namazlarını kılmak suretiyle Allah’ı anmak gerekir.”[8]

 “Meş’ar-i Haram yanında yani Müzdelife’de Allah’ı zikredin ki bu gece, akşam yatsı namazlarının burada birlikte kılınması, bu zikir emrinin yerine getirilmesidir. Çünkü namaz en büyük zikirdir. Bundan başka, ve Allah size böyle güzel hidayetler bahşettiği gibi, siz de orada vakfe yapıp telbiye, tehlil ve dualarla, bilebildiğiniz güzel zikirlerle O’nu anın.” [9]

3.Kurban Bayramı Günlerinde Allah’ı Anmak, Allah’ın Emridir:

"Sayılı günlerde (eyyam-ı teşrikte telbiye ve tekbir getirerek) Allah'ı anın. ..."[10]

Hanbeli ve Hanefilere göre bu tekbirlerin ilki arefe günü sabah namazından sonra, sonuncusu ise bayramın dördüncü günü ikindi namazından sonra okunur. Diğer mezheplerin yaygın görüşü ise ilk tekbirin, bayramın ilk günü öğle namazından sonra, son tekbirin ise bayramın son günü ikindi namazını müteakip okunması şeklindedir.[11]

Ömer Nasuhi Bilmen ise şunları yazmaktadır:

‘Teşrik: Yüksek sesle tekbir almaktır. Eyyamı teşrik ise zilhicce’nin 11. 12. 13. günlerine denir ki, bunlar kurban bayramının ikinci, üçüncü, dördüncü günleridir. Hacılar bu günlerde Mina’da bulunur şeytanı taşlarlar.”[12]

4. Hac İbadetini Bitirince Allah’ı Kuvvetli Bir Şekilde Anmak, Allah’ın Emridir:

"Hac ibadetlerinizi bitirince, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. ... "[13]

Araplar, hac ibadetini yaptıktan sonra Mina’da toplanıp babalarının yaptıklarını överek anlatırlardı. Ayet, bu adetin bırakılarak Allah’ın zikredilmesini emretmektedir.

5. Sabah Akşam Allah’ı Anmak, Allah’ın Emridir:

"Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma."[14]

1- Rabbini, onun azametini gürüyormuşsun gibi an.

2- Rabbini, yalvarıp yakararak an.

3- Rabbini, ondan korkarak an.

5- Rabbini, gizli ile açık arasında bir ses ile an.

6- Rabbini, bütün bu şartlara uyarak sabah akşam an.

7- Allah’ı anmayarak gafillerden olma.

"Sabah akşam Rabbinin adını an. Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et.”[15]

‘Bu ayetlerde –beş vakit namaz da dahil olmak üzer- genel olarak ibadetin, özellikle gecenin belli vakitlerinde namaz kılmak, tesbih, dua, tövbe ve istiğfar gibi ibadet sayılan faaliyetlerde bulunmak suretiyle Allah’a kulluk, itaat ve bağlılık arz etmenin önemi üzerinde durulmuştur.’[16]

6. Cihad Sırasında Allah’ı Anmak, Allah’ın Emridir:

"Ey iman edenler! (Savaş için) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz."[17]

Düşmanla karşılaşıldığında başarıya ulaşmak için, iki önemli hususa riayet edilmesi emredilmektedir:

1-Sabır ve sebat göstermek.

2-Allah’ı çokça anmak.

7. Av Hayvanını Salarken Üzerine Allah’ın Adını Anmak, Allah’ın Emridir:

"(Ey Muhammed!) Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir."[18]

Av hayvanının helal olması için şu dört şarta riayet edilmelidir:

1-Avcılıkta kullanılacak hayvan, bu iş için eğitilmiş olmalıdır.

2-Eğitilen hayvan, tuttuğu avdan yememiş olmalıdır.

3-Eğitilen hayvanın, ava gitmesi istendiğinde gitmeli, böyle bir istek yoksa gitmemelidir.

4-Eğitilen hayvan av için salınırken, üzerine Allah’ın adı anılmalıdır.[19]

‘Avcı, ava silah atarken veya hayvanı saldırırken Besmele-i Şerife’yi unutarak terk etse hükmen okumuş sayılır. Fakat Besmeleyi kasten terk ederse avın eti yiyilmez.’[20]

8.Yarın Yapacağımız Bir Şeyi Söylerken İnşallah Demek Allah’ın Emri Olduğu Gibi, Demeyi Unuttuğumuzda, Hatırlayınca Allah’ı Anmak da Allah’ın Emridir:

"Hiçbir şey için "Bunu yarın yapacağım" deme. Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Unuttuğun zaman Allah'ı an ve 'Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir.' de."[21]

1- Yapmayı düşündüğümüz bir iş için inşallah demeden, yarın yapacağım dememeliyiz.

2- Bir işi yapmaya muvaffak olmamız, Allah’ın dilemesine bağlıdır.

3- Bir işi falan zamanda yapacağımızı söylerken, inşallah demeyi unutmuşsak, hatırlar hatırlamaz inşallah demeli ve ardından da, ‘Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir.’ diye dua etmeliyiz.

9. Mü’minler Her Vakit Allah’ı Anarlar:

"Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler." [22]

1-Akıl sahibi mü’minler, akılları başlarında olduğu müddetçe Allah’ı anarlar.

2-Mü’minler, ayaktayken ve otururken Allah’ı andıkları gibi, istirahat için yan yatarken de gaflete düşmeyip, Allah’ı anmaya devam ederler.

3-Mü’minler, ayakta kıldıkları namazı, güçleri yetmezse oturarak, buna da güçleri yetmezse yattıkları yerde ima ile kılarlar.

4-Mü’minler, Allah’ı tefekkür ederek anarlar. Tefekkürlerinde üç önemli husus vardır:

a) Allah, dünyayı ve içindekileri, haşa boş yere değil, önemli hikmetlere mebni olarak yaratmıştır.

b) Allah, her türlü eksiklik ve hatadan münezzeh, bütün tam sıfatlarla muttasıftır.

c) Cehennem azabı, büyük bir cezadır, bu azaptan korunmak için hem kulluk görevlerimizi yapmalı hem de Allah’a niyazda bulunmalıyız.

10.Münafıklar, Allah’ı Pek Az Anarlar:

"Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar."[23]

Münafıklar, gerçekte iman etmedikleri halde iman etmiş gibi görünerek, Allah’ı aldatmaya çalışırlar; Allah, onların bu aldatma isteklerini başlarına geçirir.

Münafıkları üç belirgin özellikleri vardır:

1-Namaz kılmak zorlarına gider, bu hususta tembeldirler.

2-İnsanlara gösteriş yaparlar.

3-Allah’ı çok az zikrederler.

11. Sapık Olanların Kalpleri, Allah’ı Anma Hususunda Katılaşmıştır:

"Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o, Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir? Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler." [24]

1-Allah, davranış ve tutumlarıyla gönüllerinin İslam’a açılmasını hak eden kişilerin gönüllerini, Kur’an hakikatlerini anlayıp kabul etmeye açık kılar.

2-Tutum ve davranışlarıyla inkârı tercih edenlerin gönülleri ise, Kur’an hakikatleri ile şereflenmeye kapalı olur.

3-Kur’an’ı anlayıp Allah’ı anma konusunda kalpleri katılaşan insanlar, en acıklı durumda bulunan kimselerdir.

4-Kur’an hakikatlerini kabul etmeyip Allah’ı anmayanlar, gerçek anlamda sapıktırlar.

12.Mallarımız ve Evlatlarımız, Bizleri Allah’ı anmaktan Alıkoymamalı:

"Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir." [25]

Bu ayette geçen Allah’ın zikri; namaz, oruç, hac, zekât ibadetlerini yerine getirerek, Allah’ı daima anıp, ondan gafil olmama şeklinde anlaşılmalıdır.

1-Malların ve evlatların Allah’ın zikrinden alıkoyması münafıkların vasıflarındandır.

2-Mü’minler, bu hususta münafıklara benzememelidirler.

3-Malımızın ve evlatlarımızın bizi ibadet ve taatlerimizden alıkoyması, bizim dünyevi kazançlarımızı ahirete tercih ettiğimiz anlamına gelir.

4-Dünyayı ahirete tercih edenler, büyük bir zarara uğramışlardır.

13.Ticaret Gibi Dünyevi İşler, Bizleri Allah’ı Anmaktan Alıkoymamalıdır:

“Öyle insanlar vardır ki, ne bir ticaret, ne bir alışveriş onları Allah’ı zikirden, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyamaz.” [26]

1-Rasulullah (s.a.v.)’in ashabı ve onlara benzeyen bazı insanlar, dinlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar.

2-Dünyevi görevlerini ifa etmek için yaptıkları ticaret ve alışveriş onları dini sorumluluklarından alıkoymaz.

3-Daima Allah’ı anarlar.

4-Ezan okunduğunda alışverişi bırakıp namaza koşarlar.

5-Gerekli şartlar oluştuğunda zekâtlarını verirler.

6-İşte bunlar,, örnek mü’minlerdir; bunlar gibi olmak gerekir.

14.Kalpler Ancak Allah’ın Zikri İle Huzur Bulur:

"Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."[27]

1-Kur’an hakikatlerini dinleyerek her türlü şüpheden arınan insanlar, iman ederler.

2-İman edenlerin gönülleri, Allah’ın zikriyle sükunete erer.

3-Kalpler, başkalarını anmakla değil, ancak Allah’ı anmakla, onun azametini düşünüp tefekkür etmekle huzur bulur.

15. Allah’ı Zikretmek, En Büyük İbadettir:

"(Resûlüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir." [28]

Rasulullah (s.a.v.)’e hitaben söylenen bu sözler, genel anlamda hepimiz için birer emir ve uyarıdır:

1-Kur’an-ı Kerim’in,  anlamını ve tefsirini okumalıyız. Kur’an bizim için bir hayat rehberidir.

2-Kur’an’daki kıssalardan ibret alarak içindeki emir ve yasaklara titizlikle uymalıyız.

3-Beş vakit namazı vaktinde, huşu içinde ve dosdoğru kılmayı asla ihmal etmemeliyiz.

4-Huşu içinde kılınan beş vakit namaz, bizleri hayasızlıktan ve kötülüklerden alıkoyar.

5-Bir insanın günde beş kere Allah’ın huzuruna durup, ona iyi bir kul olmak istediğini belirttikten sonra, aradaki vakitlerde günah işlemesi beklenmez. Namaz kıldığı halde günah işleyenin namazında, bir takım eksiklikler vardır.

6-En büyük ibadet, Allah’ı anmaktır.

7-‘Allah Teâlâ’yı anmak ve O’nun azamet ve kibriyası huzurunda kulun değişiklikleri ve tavırları ile acizlik ve ihtiyacını arz etmesi demek olan namaz, en büyük amel veya açık ve gizli bütün kötülüklerden men için en büyük sebeptir.’[29]

7-‘Allah’ı anman, O’nun yüceliğini hatırlaman; namazında, alış verişinde ve hayatındaki bütün işlerinde O’nu düşünmen ve bütün işlerinde O’nu unutmamandır.’[30]

8-Kişi, Allah’ı andığı için onun emrine uyup ibadet yapar. İbadet, Allah için yapılırsa ibadet olur.

Kul Allah’ı Anarsa, Allah da onu Anar:

"Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!"[31]

Kul, Allah’ı zikrederek, ibadet ederek ve emirlerine uyarak anarsa; Allah da onu bağışlayarak anar.

Zikir ve Şükür terimlerinin neler ifade ettiğini Ömer Nasuhi Bilmen şu şekilde açıklamaktadır:

“Zikir: Istılahta Cenabı Hakkın ismi celilini, Kibriya ve uluhiyetini anmaktır ki üç şekilde olur. Şöyle ki: Ya lisanen olur. Bu, Hak Teâlânın mübarek isimlerinden birini veya birkaçını lisan ile söylemektir. Allah… Allah… denilmesi gibi. Ya bedenen olur. Bu da namaz, oruç gibi ibadetleri ifa etmektir. Veya kalben olur. Bu da: Allah-u Azimuşşanın varlığını, kudret ve azametini düşünüp bir neş’eyi ilahiyeye nail olmaktır.”

“Şükür; iyiliğe karşı minnettarlık göstermektir. İyiliğe karşı kavlen veya fiilen gösterilen kıymetşinaslıktır. Cenabı Hakka şükretmek ise üç suretle olur. Birincisi: Lisanen şükürdür. Bu, Cenabı Hakkın nimetlerine karşı zatı ahadiyetine lisanen arzı tazimatta bulunmaktır. İkincisi: Bedenen şükürdür. Bu da Hak Teâlânın nimetlerini yadederek secdei şükrana kapılmak gibi bir suretle olur. Üçüncüsü de: Kalben şükürdür ki niamı ilahiyeyi düşünerek kalben tazimkârane hissiyat ile mütehassis olmaktır. Şükrün zıddı, küfür ve küfrandır ki nimeti setr ve inkâr eylemektir.” [32]

Allah’ı zikretme konusunda şu soruya da cevap vermek gerekir:

Allah’ı nasıl zikretmeliyiz?

1-Allah’ı tasdik ettiğimizde, onu zikretmiş oluruz.

2-Allah’ı dil ile andığımızda, onu zikretmiş oluruz.

3-Allah’ın büyüklüğünü tefekkür ettiğimizde, onu zikretmiş oluruz.

4-Allah’a ibadet ettiğimizde, onu zikretmiş oluruz.

5-Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçındığımızda, onu zikretmiş oluruz.

6-Allah’ı hatırımızda tuttuğumuz sürece, onu zikretmiş oluruz.

Şu uyarı da bir ihtiyaçtır:

Allah’ı lisanen anmak ile ibadet ederek ve diğer emirlerine uyarak anmak, birbirlerinin alternatifi değildir. Allah’ı hem lisanen zikrederek hem de ibadet edip emir ve yasaklarına riayet ederek zikretmeliyiz.

Ve bu konudaki son sözler:

Allah’ı çokça zikretmek, Allah’ın emirlerindendir.

Her ibadet bir zikirdir.

Allah için ibadet yapmaya niyet ettiğimizde Allah’ı anmış oluruz.

Namaz ve hac gibi ibadetleri, beden ile yerine getirirken aynı zamanda dil ile de Allah’ı zikrederiz.

Bir hayvanı keseceğimizde Allah’ın adını zikretmemiz gerektiği gibi; av hayvanını, istediğimiz avı yakalamak için gönderirken bile Allah’ın adını zikretmemiz gerekir.

Bir işi yapacağımızı söylerken, önce inşallah dememiz gerekir.

Mallarımız, evlatlarımız ve ticaretimiz, bizleri Allah’ı anmaktan alıkoymamalıdır.

Kalpler Allah’ın zikri ile mutmain olur.

Allah’ı zikretmek, en büyük ibadettir.

İbadetleri önemli kılan, Allah için yapılmalarıdır.

Eğer bizler, Allah’ı anarak, ona ibadet ederek ve ondan gafil olmadan yaşayarak zikredersek, Allah da bizleri bağışlayarak zikreder.

[1] Müslim, Mesacid-146, Nesai, Sehv-96 [2] 33/Ahzab-41 [3] Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C: 5, S: 93 [4] 62/Cuma-9.10. [5] 73/Müzemmil-8 [6] 2/Bakara-198 [7] Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C:1, S:239 [8] Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an’ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, C:1, S: 200 [9] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C: 2, S: 56 [10] 2/Bakara-203 [11] DİB Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C: 1, S: 319 [12] Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an’ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve Tefsiri, C:1, S: 204 [13] 2/Bakara-200 [14] 7/Araf-205 [15] 76/İnsan-25.26. [16] DİB Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C: 5, S: 522 [17] 8/Enfal-45 [18] 5/Maide-4 [19] Sabuni’den özet, Safvetü’t_Tefasir, C: 2, S: 72 [20] Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Âlisi ve Tefsiri, C: 2, S: 729 [21] 18/Kehf-23.24. [22] 3/Al-i İmran-191 [23] 4/Nisa-142 [24] 39/Zümer-22 [25] 63/Münafikun-9 [26] 24/Nur-37 [27] 13/Rad-28 [28] 29/Ankebut-45 [29] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, C: 6, S: 223 [30] Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C: 4, S: 485 [31] 2/Bakara-152 [32] Ömer Nasuhi Bilmen. Kur’an’ı Kerim’in Türkçe Meali Âlisi ve Tefsiri, C:1, S: 145-146

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali BOZKURT 2017-09-09 20:50:51

başkasının aklına geleni ben yazayım: keke yazı iki bölüm halinde yayınlansaydı. bu uzun yazıyı okuyanlara teşekkür ediyorum.