Yüce Allah, insanoğlunu kendisine kulluk etmesi için yaratmış ve kimin daha iyi kulluk ettiğini denemek için de imtihan yeri olan dünyaya göndermiştir. Allah Teâlâ, yaratılış gayesine uygun davranarak imtihanda başarılı olan kullarını mükâfatlandırarak onları cennetine koyacak ve orada hesapsız lütuf ve ihsanlarda bulunacaktır.Cenâb-ı Hakk’ın bu bahtiyar kullarına vereceği nimetlerin en büyüğü ve en üstünü ise rızası olacaktır.Allah’ın kulundan razı olması; onun iman, ibadet ve her türlü söz ve davranışlarını kabul etmesi,günahlarını affedip onu lütuf ve ihsanlarıyla mükâfatlandırması demektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedi olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.”(Tevbe, 9/72; Ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 3/15)

 AllahResûlü (s.a.s.) de bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

 

“Allah Teâlâ cennetliklere:

- Ey cennet sakinleri! diye seslenir. Onlar da:

- Buyur Rabbimiz! Emret! Bütün hayır ve iyilikler senin elindedir, derler. Allah Teâlâ: 

- Halinizden memnun musunuz? diye sorar. Onlar:

- Nasıl razı olmayalım, Rabbimiz. Sen bize, hiç kimseye vermediğin bunca nimetler ihsan ettin, derler. Allah Teâlâ:

- Size bunlardan daha değerlisini vereyim mi? buyurur. Cennetlikler:

- Bunlardan daha değerlisi ne olabilir, Rabbimiz! derler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak:


- Üzerinize rızamı indiriyorum; bundan sonra size hiç gazap etmeyeceğim, buyurur.”(Buhârî, Rikak, 51; Müslim, Cennet, 9)

 

Allah’ın rızasını kazanmanın ebedî saadeti elde etmek için önemli olduğunun bilincinde olan mü’minlerolanca güçleriyle O’nun hoşnutluğunu kazanmaya çaba gösterir, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmazlar. Çünkü Allah’ın rızasını talep etmekmü’minlerin en belirgin özelliklerindendir.Kur’an-ı Kerim’de, onların bu özellikleri şöyle anlatılmaktadır:“Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler…” (Fetih, 48/29) Başka bir ayette ise şöyle buyrulur:   “İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini feda eder.”(Bakara, 2/207)

İnsan,ömrünü nefsanî arzularının peşinden koşmakla heba etmemeli,bilâkis hayatını ebedî kurtuluşunyegâne yolu olan Allah’ın rızasını kazanmaya adamalıdır. Her işinde Allah’ın hoşnutluğunu esas almalı, ibadetlerini, her türlü iyilik ve hayırlı işlerini başkalarının takdirini kazanmak için değil, sırf Allah rızasına nail olabilmek için yapmalıdır.Kendini Allah’ın rızasını kazanmaya adayan mü’minlerin sevgileri de nefretleri de, dostlukları da düşmanlıklarıda şahsî arzularına değil, sadece O’nun rızasına göre olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, O’nun rızasına uygun olmayan hiçbir davranış Allah katında değer ifade etmez.

 

Allah’ın rızasını gözetmek, insan için birfazilet ve üstün bir özelliktir. Nitekim Kur’an’da; “Hiç Allah’ın rızasına uyan (mü’min) kimse, Allah’ın gazabına uğrayan ve yeri cehennem olan (kafir) kimse gibi olur mu?”(Âl-i İmrân, 3/162) buyrularak, Allah’ın rızasına uygun davrananlarla, Allah’ın gazabına uğrayanların bir olamayacağı haber verilmiştir. Sözü edilen iki sınıf insan elbette Allah’ın yanında eşit değildir, zira Allah’ın rızasını kazanan kimse cennette türlü nimetlere kavuşurken, diğeri cehennemde azap görecektir.Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Allah’ım! Gazabından rızana, azabından affına sığınırım”(İbnMâce, Dua, 3)diye dua ederek Allah’ın rızasını talep etmenin önemine işaret etmiştir.

 

Allah’ın kulları için O’nun rızası her şeyin üstündedir. Cenâb-ı Hakk’a boyun eğipilâhî hükümlerine teslimiyet gösteren, sırf O’nun hoşnutluğunu gözeterek emir ve yasaklarınariayet eden, kulluk görevlerini yerine getirme çabası içinde olanlar O’nun lütuf ve ihsanın bir gereği olarak cennette ağırlanacak ve pek çok mükâfatlara kavuşacaklar.Bütün bu nimetlerdendaha önemli lütuf olarak da Yüce Allah’ın rızasına nail olacaklar, böylece ebediyen korku ve endişeden uzak bir şekilde huzurlu bir hayat süreceklerdir. Bir kul için her nimetten daha değerli olan bu mertebeye erişebilmek en büyük bahtiyarlıktır

Öyleyse;bütün imkanlarımızı seferber ederek Allah’ınrızasını kazanmaya, Yüce Mevlamızın, “Ey huzur içinde olan nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön! (İyi) kullarımın arasına gir. Cennetime gir”(Fecr, 89/27-30) iltifatına mazhar olarak ömrümüzü tamamlamaya gayret etmeliyiz.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.