Diyanet bu tuzağa düşme!
DiNiHABERLER.COM / öZEL iÇERiK

İktidar devirmek, PKK’ya destek çıkmak ve ipi ellerinde olan konsoloslarla fotoğraf çektirip eğlenen Cumhuriyet Gazetesi, bu gün sosyal sorumluluklarının gereği olarak taciz ve tecavüze odaklanmış.

Kurtardığı Türkiye’den sonra istismara uğrayan çocukları da kurtarmanın bilinciyle bir röportaj yapmış ki sormayın gitsin…


Gazete zahmet buyurup İstanbul Psikososyal Travma Birimi’nin kurucu başkanı, Cinsel Eğitim, Tedavi, Araştırma Derneği’nin (CETAD) kurucu üyesi ve eski Türkiye Psikiyatri Derneği başkanı olmanın yanı sıra Mor Çatı Sığınağı Vakfı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın da kurucu üyelerinden Prof. Dr. Şahika Yüksel Hoca ile röportaj yapmış. 

Vayy vayyy vaayyy!

Tren gibi mübarek.

Ne kadar ünvan varsa Şahika Yüksel’de fazlasıyla var. Bu kadar ünvanı ve statüyü görüp bir “bidon kafalı”nın Şahika Yüksel’e inanmaması mümkün mü?

Şahika Yüksel, “Toplumun yüzde onu eşçinsel. Eşcinsellik daha çok genetic faktörlere bağlı. Kafamıza göre değil çocuğumuzun arzuladığı hayatın önünü açmalıyız. Eşcinsel ise de çocuğumuzu o şekliyle Kabul edip sevmeliyiz. Erkek ile kız çocukları birbirlerinin elbisesini giyebilir. Birbirlerinin davranışlarıyla hallenebilir. Cinsiyetçi yaklaşım terkedilmeli…” diyen LGBTİ’ propagandacısı söz de bilim kadını…

Kadınları kocalarına karşı diklendirmesi çabası da ayrı bir ilgi alanı. 

Şahika Yüksek, ahlaksızlığı ile ün yapmış batıdan örneklerle eşcinselliği toplumda yayma ve meşrulaştırma çalışmasını, Prof. Dr. arkasına saklanarak yapan bir feminist.

Şahika Yüksel ile Cumhuriyet Gazetesi içinde yer aldıkları kanalizasyona Diyanet’in ve Mİlli Eğitim Bakanlığı’nın da atlamasını istiyorlar. 

Efendim, piyasada bunca taciz, tecavüz varmış da neden Diyanet ile Milli Eğitim bir şey demiyor, neden bir şey yapmıyormuş. 
Avrupa’da Vatikan Kilisesi, ikinci yüzyıldan itibaren çocuk istismarı yaptığını geç de olsa kabullenmiş ve kilise dışında bilim adamları atayarak bunun nedenlerini ve çözümlerini konuşmuş da Diyanet İşleri Başkanlığı neden Kilise gibi bir adım atmıyormuş.
Hele bu din adamından gelen bir saldırı ise çocuğun değerleri, imanı bile ortadan kalkabilirmiş.

Mazallah! İmanı kalkacak da Şahika hanımefendi ile Cumhuriyet bunun derdine düşecek.

Güldürmeyin adamı Allah aşkına!

Zil takıp oynamak varken çocuğun dininin derdine düşmek ve üzülmek ve siz.
Çok komik!

Laik ve muasır medeniyet olarak gösterdiğiniz Avrupa’nın leş sofrasına otururken Diyanete mi danıştınız da yediğiniz yemek midenizi bulandırdığında Diyanet’ten çözüm bulmasını istiyorsunuz. 

Diyanet’in çözüm bulmasına gerek yok!

Kur’an orada.

Peygamberin sünneti seniyyesi de hemen dibinde.

Buyrun! Okuyun, anlayın, yaşayın…

Sonra bir sorun çıkarsa o zaman oturup konuşalım.

Siz Diyanetin çözüm bulmasından ziyade yularlayacak eşek arıyorsunuz. 

Diyanet girsin ki sizin bataklığınıza hep birlikte saldırabilelim, derdindesiniz.

Diyanet sustukça saldıramıyorsunuz.

Ama farkında olmadığınız bir şey var. 

Diyanet yayınlarıyla, yatırımlarıyla, vaazlarıyla, hutbeleriyle, kurs ve camileriyle zaten konuşuyor.

Buyrun! Bekleriz size de sohbetlerimize, hutbelerimize ve vaazlarımıza…

Hem kendinizi boşuna yormayın siz olayın maddi, çamur boyutundasınız. 

Diyanet ruhi, manevi boyutunda iken nasıl anlaşacaksınız?

Bir sapık, dini bütün bir çevreden çıkmış. 

Olabilir…

Çamur karşısında ve çamurlaşanlara özenmiş, zaafa uğramış ve nefsine mağlup olmuş olabilir. 

Biz çamurlaşmaya karşı tedbilerimizi alır ama çamurlanlara da en iyi cezayı veririz.

Siz çamur dünyanızda biz kendi ruhi boyutumuzda mutlu olalım. 

Hem siz Şahika feministi, “Biz psikiyatrist ve psikologlar hiçbir şeyi değiştirmeyiz. Biz elimizde malzeme ne ise onu alır ve geliştiririz. Biz değiştirmeyiz” derken ve Diyanet’te tam aksine dönüştürüp değiştirirken nasıl bir çalışma yapılacak sizinle bir söyleyin de görelim. 

Ha bu arada bir hatırlatma yapalım!

Her şeyi dönüştürme ve değiştirmeye karşı olan ve var olana saygı duyan Şahika ve Cumhuriyet Gazetesi, Diyanet camiası ve Müslümanların yaşam tarzını neden aşağılar, dönüştürüp yozlaştırmak için uğraşırsınız ki…
Sizden ricamız!

Bizi olduğumuz gibi kabul edip geliştirebilir misiniz?

Cumhuriyet Gazetesi’nin Şahika Yüksel ile var olanı anlattırmaktan başka içeriği olmayan, sıradan bir röportaj ve bilim adı altında Diyaneti kendi kanalizasyonuna çekme yazısından bir parça...

Siyasi gündemin hararetinden hak ettiği tartışma mecrasını bulamayan bir başlık: “Bir günde 5 şehirde 5 farklı cinsel istismar skandalı!” 35 yıldır ağırlıklı olarak cinsellik ve cinsel kimlik sorunları başta olmak üzere travma ve şiddetin ruh sağlığına etkisi üzerine çalışan Prof. Dr. Şahika Yüksel, pandoranın kutusu açıldı artık, diyor.

İstanbul Psikososyal Travma Birimi’nin kurucu başkanı, Cinsel Eğitim, Tedavi, Araştırma Derneği’nin (CETAD) kurucu üyesi ve eski Türkiye Psikiyatri Derneği başkanı olmanın yanı sıra Mor Çatı Sığınağı Vakfı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın da kurucu üyelerinden Şahika Hoca'nın analizi için buyrun.

- Çocuk istismarlarına dair kapsamlı bir söyleşi, diyerek aradığımızda “Vatikan'la başlayabiliriz” dediniz. Neden?


Dünya’da cinsel istismar, tecavüzlerin yaygın olduğunu biliyoruz. Türkiye’de de çocuklara, ergenlere ve erişkin kadınlara cinsel istismar ve tecavüzün yaşandığı, sağlıkçıların, sosyal hizmet uzmanlarının her gün gözlemleri olan bir gerçek. Feminist kadınların önemli katkılarıyla seksenlerin sonlarından bu yana Türkiye’de bu konu artık gizli değil. Cinsel istismarı bilmek, açıklamak önemli ve zorunlu ilk adım. Ancak engelleme ve koruma mekanizması da mutlaka olmalı. Dünyada da cinsel saldırıların açığa çıkmasının 50 yıllık bir öyküsü var. Cinsel istismarla mücadele için politikaların batı Avrupa ve ABD’de sistemli olarak uygulanması daha da yeni. Üzerinde çalışılmış denenerek, geliştirilmiş rehberler var. Bunlar sağlık, eğitim ve yasal konularda çalışan kurumların çalışma sistemine yerleştirilmiş. Denetim mekanizmaları ile uygunsuz yaklaşımların ortaya çıkarılması ve izlenmesiyle ilgili çok ciddi yaptırımlar var. Cinsel istismarın engellenmesi ve denetlenmesi bir kamu görevi tabii.Bu son olaylar (Karaman'daki Ensar Vakfı'na bağlı öğrenci evinde yaşanan cinsel istismar vakaları- S.O) olunca Diyanet'in “sessizliği” ile de geriye dönüp Vatikan'ın tutumuna baktım. Kapalı eleştirilemeyen, hiyerarşik çalışan kurumlarda istismarları, hak ihlallerini açıklamak çok daha zor. Bu nedenle bizim Diyanet İşleri Genel Müdürlüğü ile Vatikan’ın aldıkları yollu karşılaştırmak istedim.Diyanet ile Vatikan'ın tutumunu mukayese edebiliriz. Oradan bir çalışma modeli çıkabilir mi? İstismar ve saldırılar olduğunda onlar da (Vatikan) bunu kamuya açıklamamaya, gizlemeye özen gösterdiler, reddettiler. Gizleme derdinde, Papalar değişti, çok geç sadece birkaç yıl önce özür dilendi. Ancak burada bana çok anlamlı gelen bir çalışmaları var. Şimdilerde filmi nedeni ile çok güncel olan Boston Başpiskoposluğu'ndaki rahiplerin çocuk istismarlarının ortaya çıkmasından iki yıl sonra, 2003 yılında Vatikan'da bir toplantı yapılıyor.
 
'Vatikan kayıtlarında ikinci yüzyıldan itibaren istismar olduğu mevcut'
- Ne toplantısı bu?


Cinsel istismar/saldırı tedavisinde çalışan uzmanlar Vatikan'a davet ediliyor. Katolik olmayan bilim insanları ile konuyu tartışıp açıklığa kavuşturmak istiyorlar. Sadece Boston'daki istismarlar değil İngiltere, İrlanda, İtalya bütün Avrupa ülkelerindeki olaylar konuşuluyor. Hemen “Özür dileriz, üzgünüz, istismarcıları cezalandıralım” demiyorlar. Ama Vatikan kayıtlarında “İkinci yüzyıldan itibaren bazı papaz ve piskoposların çocuklara ilgi duyduğuna ve onlarla ilişkilerinin olduğuna” dair atıflar var. 2003'teki toplantıyla ilgili olarak yayımlanan “Sexual Abuse In The Catholic Church” kitabında da aynı cümle mevcut. Dolayısıyla 2003'teki bu toplantıda din insanları, papazlar-piskoposlar arasında da cinsel istismar yapanların olduğunu ve olabileceğini kabul ediyorlar. Bu bir gerçek, diyebiliyorlar. Kendimizi istismarcılardan arıtmalıyız, dinimiz bu vesile ile kötüye kullanılmamalı, insanları dinden soğutucu bir durum olmamalı, diyorlar. Bağımsız psikiyatrist ve psikologların cinsel istismarda bulunan din görevlileri ilgili olarak araştırma yapmasına izin veriyorlar.

- Nasıl bir araştırma?

Çocuklara cinsel istismar yapan papazların profili ve din görevlisi olmayan istismarcı grupların profilleri karşılaştırılıyor. Şöyle farklar var: Kilisedeki istismarcılar kiliseden olmayan istismarcılara göre daha yüksek eğitimli, daha az ruhsal sorunu olan, neredeyse hiç kriminal suç ceza öyküsüolmayan, sert-agresif yöntemlere başvurduklarına ilişkin ipuçları olmayan ve güzel konuşmasını bilen, yaşları daha ileri, daha entelektüel kişiler.
 
'Din hocasının istismarı matematik hocasınınkinden daha vahim'

- İkinci yüzyıldan bu yana çocuklara cinsel istismarın Vatikan kayıtlarında olduğuna dair o atıf şurada dursun. Diyanet ile Vatikan'ın tutumunu mukayese edebiliriz, dediniz...

Karaman tek ve ilk hadise değil, pek çok olay yaşandı, Diyanet'in bir açıklama yapması gerekirdi. Açıklama tek başına yeterli değil ama en azından durumu ciddiye alındığının bir işareti. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın vahim açıklaması bir tarafa, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu konuda üzüntülerini belirterek bir kusurumuz var mı diye bakıyoruz, diyen bir açıklaması halen yok. Tersine adı geçen kurumu koruma çabaları var. Kadınların, çocukların kıyafetleri, oturup kalkmaları ile ilgili her konuda demeç veren Diyanet İşleri'nden halen herhangi bir şey duymadık. Bir din hocasının ya da imamın istismarının, diğer dal öğretmenlerinden meselacoğrafya ya da matematik hocasınınkininden daha vahim ve daha derin zarar verme riski var. Çünküdinde doğrudan inançlarla ahlak ve insanı değerleri geliştirme işleniyor. İddia da ediliyor “değerlerini” de kaybediyor o çocuk. Diyanet'ten, “Bu çocuklara yapılanın onları dinden de uzaklaştıran bir istismar olduğunu” duyduk mu? Vatikan'ın tepkisinde şu var var. Bu yeterli değil ama korumaya-engellemeye doğru bir şık var. Evet, dışarıya karşı yalanlıyor ama içeride bunu kabul edip, kendini temizlemeye dönük bir çabayla istismarları bilimsel yollara başvurarak önlemeye çabalıyorlar. Diyanet, bu konuyu kendi içinde nasıl tartışıyor? Diyanet'in de “burada hata var” sorgulamasını yaptığına tanık olmalıyız. Dini kaygı ile konuştuğunu söyleyen birtakım uzmanlar, üç yaşındaki çocuğun kilodu, annenin dizi tahrik edicidir, gibi sözler sarf ediyor. Bir insan üç yaşındaki çocuktan uyarılıyorsa ve uyarıldığını da alenen ifşa edip donları kapatılmalı diye beyanda bulunuyorsa, burada bir karışıklık vardır. Bu kişiler Diyanet'i temsil ediyor mu, bilemem. Diyanet bu konularda da bir şey söylemiyor; yine sessizlik. Ve her zaman sessizlik değil, cinsel saldırı konusunda haber yapan habercileri ve cinsel istismarı açık eden kadın grupları hedef haline getirebiliyor.

- Diyanet'teki, Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki sessizlik neyin tezahürü?

İnkarın elbette. Aslında Milli Eğitim'in sessizliği ve denetleme görevini yapmaması ciddi bir sorun. İki kurumun bu geçiştirme çabasına Aile ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Bakan'ın konuyu çarpıtan açıklaması ile bütünleşince çocuklara ve onların hak ihlallerine göz yuman bir politika görüyoruz.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
s imam 9 ay önce

ayıp be cumhuriyet eleştirdi diye bu rezil vakanın üstümü örtülsün ya birde kafanızı kumdan çıkarın müslümanlar ne hale gelmiş birilerine söverek değil biz yanlışları ortadan kaldırmak zorundayıoz be

Avatar
Hafiz 9 ay önce

Diyaneti daha ne tehlikeler bekliyor inşAllah tehlikeler önceden sezilip tedbir alınır ancak böyle bir tedbir neyazik ki şuan için yok tehlike çok büyük çok vesselâm