Diyanet'in Korunmaya İhtiyacı Yok mu? 
DiNiHABERLER.COM / öZEL iÇERiK

Koruma: Himaye etme,  her türlü tehlikeye ve saldırıya karşı kollayıp denetim altına almaktır.  Devlette halkını her türlü tehlikeden koruyan sosyal refahı sağlayan tüzel bir kişilik olarak gücünü her zaman yine kendi himayesindeki halktan alır. İçte ve dışta her türlü düşmana geçit vermeyen devlet koruma içgüdüsünü bazı kurallar ve yasalarla da pekiştirerek halka güven ve barış ortamını sağlar. Patlak veren istenmeyen olaylarda ise yapması gerekeni yapar kontrolü sağlar fakat bununla beraber kamuoyunun desteğine her zaman ihtiyaç duyar. Günümüzde de ülkemizde meydana gelen birlik ve beraberliğimize uzanan kirli elleri püskürtmede üzerine düşeni yapmayı hedefler.  Tüm bunları yaparken uhdesinde halkın desteğini ve medyanın gücünü de bulundurmayı ihmal etmez.

Devlet, korunmaya desteklenmeye her dönem ihtiyaç duyar. Zira içerde ve dışarda her daim sükûnetimize ve huzurumuza göz dikenler olur. Hele de istikrarlı ve sürekli yükselen bir başarı grafiği varsa göz hapsinden kurtulmak neredeyse imkansızdır. Devletimiz ise kamuoyunun ve medyanın desteğini her zaman arkasına alarak gücünü her zaman birlikte tek vücut, tek yürek hareket ederek dosta düşmana gardını almayı düstur edinir.

Bu durum, her kurum için geçerli olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı da bu durumdan istisna değildir.

Zira Diyanet İşleri Başkanlığı da başarısı ve yükselen ivmesiyle göz hapsine alınmış ve kirli ittifaklarla türlü türlü oyunlara çekilmiştir. Hafızalarda hala tazeliğini koruyan "Mercedes Davası"nda Başkan Mehmet Görmez ve Diyanet İşleri Başkanlığı fazlasıyla yıpratılmaya çalışılmıştı.  

Yine "Fetva" olayında Diyanet'in üzerine çok gelinmiş karalama ve çamur atmada yandaş medya sınır tanımamıştı.

Medyanın gücünü inkar eden mantık ise platonik düşünceyle ütopyalarda yaşayan ergen zihniyetindedir. İş güzarlıkla kalkıp da medyanın desteğini elinin tersiyle iten zihniyet demode olmuştur artık.  Zira böylesi klişe yaklaşımlar, Diyanet'e ve camiaya zarar veren yobaz ve takiyye zihniyetler olup kurumun sırtında kambur olmaktan öteye gidemeyen dar görüşlü kimselerdir.

***

Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte İmam Hatip Okulları, bağlı kuruluş ve kurumların tamamı şu an laikçi azınlık medyasının saldırısı altında. 

Her ne zaman bu devletin asli unsuru millet, kafasını kaldırıp sırtını az doğrultsa darbeler, yönlendirmeler, terör ve algı operasyonlarıyla bir şekilde pasivize edildi.

Bu pasivizasyonda millete ait olmayan medyanın yokluğu kendisini her alanda hissettirdi.

2002’de Ak Parti’nin iktidarı ile ilk kez Anadolu insanının gür sesi olan medya atağa geçti. 

Ergenekon, Balyoz ve Eldiven gibi kirli darbe tezgahları medya eliyle bozuldu.
 
Ardından başlayan Gezi Parkı ateist ayaklanması yine medyanın katkılarıyla bertaraf edildi. 

Darbe ve kalkışmaların tamamının hedefinde devlet kurumları vardı. Çünkü bir iktidarın iktidar olarak kalabilmesi kurumların sağlıklı çalışabilmesine ve özel sektör ile uyumlu olmasına bağlı idi. 

Ak Parti bu organizasyonu başaran ilk milli iktidar oldu. 

Ama bunu yaparken medyanın gücü inkar edilemez. 17-25 Aralık’ta cemaat üzerinden Halkbank, Ziraat Bankası, MİT ve Yargı kurumları İsrail-ABD merkezli bir kıskaca alındı.

PKK operasyonları ile birlikte TSK ve Emniyet saldırıların hedefi oldu. 

Hemen ardından Diyanet ve İmam Hatip Okulları…

Şimdi de sırada liseler var. 
Halka olayların iç yüzünü göstermek, cesaretlendirmek, yönlendirmek ve bilgilendirmekte ana motor medya olduğu içindir ki 2002’den beri darbeciler hedefine ulaşamıyor.
Tüm saldırılar karşısında devlet kurumları her zaman olduğu gibi nötr pozisyonda…
Bir iki basın açıklamasından öteye geçmeyen savunma bildirilerinin çıkartılan cazırtı arasında duyulma imkanı bile yok. 

Devlet, ne kadar güçlü olursa olsun kendini savunma, koruma ve halka ulaşmada yetersizliği ortada.

Yetersiz olduğu için birkaç karaktersizin el birliği ile yaptığı darbe de tüm devlet anında darbeci cenahın kontrolü altına girebiliyor.

Abdülhamit Han’ın devrilme sürecinde ana etken devletin ve Müslüman halkın kendini koruyan, bilgilendiren ve yönlendiren bir medyadan mahrum oluşu idi. 

Bir millete yapılacak tüm operasyonlar malumdur ki algı yönlendirmeleri ile birlikte medyada başlar ve medyada biter.

Ortada adına savaş verdikleri kaos lobisi varken medyanın önemini anlamayan, gündemi takip etmeyen, algı operasyonlarından habersiz, sosyal medyanın nabzını tutmaktan aciz 1954 model zihniyete sahip Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görevli üst düzey bir bürokratın ifadesi aynen şu…

“Devletin kurumları kendini korur. Bizim savunulmaya ihtiyacımız yok. Medya olarak varın siz kendi işinize bakın. Diyanet'in öyle hariçten medya desteğine ihtiyacı yok...”

Daha dün Mercedes otomobil, aile içi ensest ilişki fetvası, 4-6 yaş Kur’an Kurslarına karşı başlatılan kampanya, imsak vakti, Ensar ile bağdaştırılan din eğitiminin eleştirilmesi karşısında tek kelime edemeden seyretmekle yetinen bu bürokrat maalesef bu gün fütursuzca bu sözleri edebiliyor. 

Dünya değişmiş, siyaset liselere kadar girmiş, sosyal ortamda devlet yapılıp devlet yıkılır, büyük küçük bilinmez, bilim adamına ve din adamına saygının bittiği bir ortamda 1954 yılındaki devlet anlayışıyla hareket eden bu insanların hala iş başında hem de idari mekanizmada bulunması gerçekten üzücü...

Oturduğu koltuğu ve şu an kendisi gibi binlerce kişinin oturduğu koltuğu medyaya borçlu olduğunu, medya desteği olmadığı takdirde Gezi Parkında çok şeylerin değişeceğini görmekten aciz bürokrata göre durum bu kadar basit.


Bu bürokrat maalesef dünyadan habersiz bir şekilde koltuğunu korumanın derdiyle bulunduğu makamı işgal ediyor. Bu milleti, devleti, bayrağı koruyan medyaya teşekkür edeceğine ukala ukala ihtiyacı olmadığını söyleyebiliyor.

Ne diyelim! Bu bürokrata kefil olan ve bu bürokratı orada tutanlar utansın, diyoruz.

Ve bu bürokrata sesleniyoruz! Medyayı bir an yok kabul edelim. Buyur oturduğun yerden Milli Eğitim, MİT, TSK, Halk ve Ziraat Bankası, Emniyet, Yargı, İmam Hatip Okulları…

Hatta ileri boyutta Ensar, İHH, Deniz Feneri gibi vakıf ve dernekleri bu azınlık medyası karşısında savun ki görebilelim. 

Ya da 17 Aralık'tan beri bu saldırılar karşısında devleti koruma adına kaç kelime edebildin?

Ve sesini kim duyabildi?


Devlet Memurları Kanunundaki bağlayıcı hükümler çerçevesinde basın açıklaması bile yapması suç iken bu polyannacı bürokrat, fütürsuzca medya gücüne gerek olmadığını ve kurumların kendi kendini koruyabileceğini iddia ediyor. 


Diyanet devasa bir kurum…
Bu kurumun aktive olamamasının nedenleri arasında Merkez Teşkilatı’nda bazı bürokratların ilerlemenin karşısında gösterdiği direnç ve güncelleme sorunu olduğu herkesin malumu.

Ne yazık ki onlardan biriyle üzülerek de olsa bu gün karşılaştık. 

Değişime ve gündeme kapalı insanların olduğu kurumlar bu millete ve sineye yük olmaya devam etti ve ediyor. Değişimin ilerlemenin olabilmesi değişime açık insanlarla ancak mümkün olabilir. Tüm kurumlarda yüzde 80 değişim gerçekleşmişken Diyanet'te eski kadroların aynen yerini muhafaza etmesi gerçekten düşündürücü.

Diyanet’in bu zihniyetten bir an önce temizlenmesi gerekir.  Yoksa Başkan Mehmet Görmez gibi daha nice babayiğitler bu kuruma başkan olsa da din hizmetlerindeki bütün emeklerin boşa gideceğine şüphe yok.

Diyanet’in modern eğitim  programlarından geçmiş, sosyal medyaya ve değişen dünyaya ayak uydurmuş, değişen gençliğin sorunlarını bilen, toplumu anlayan, imam ve müftülerini yönlendirebilen kadrolara yerini bırakması dileğiyle...






 

Kaynak: Dinihaberler.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Abdullah 6 ay önce

Ergenekon diye bir sey yok mus... beraatten haberiniz yok mu.?

Avatar
hasan 6 ay önce

dinihaberler.com haberciliğin ötesinde diyanetin gözünü açtı, bu bürokrat kimin gözünü açmış. bir söylesekte bilsek...

Avatar
hüseyin 6 ay önce

diğer diyanet sitelerini de görüyoruz. ufuksuz, sıradan, korkakça... ama dinihaberler.com hepimizin hakkını cesurca savunduğu gibi müslümanlara yapılan saldırıları da çok iyi gündeme getiriyor. diyanet merkez teşkilatı laikliğe uyu sağlamaktan başka n eyapmış söylesin de bilelim o ilgili bürokrat

Avatar
ahmet 6 ay önce

elinize sağlık süper yorumla gerçekleri kaleme almışsınız. yığılıp kalmışlar diyanete. mehmet görmez giderse bu bürokratlaşmış din adamlarından dolayı gidecek.