HDP'nin müftüsü sapla samanı karıştırdı!
DiNiHABERLER.COM / ÖZEL

Diyarbakır Milletvekili Nimetullah Erdoğmuş konuşmasında, "aslında, dinî inançla ilgili hepinizin bildiği ama tekrarında bir beis görmediğim birkaç hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Malumunuz, dinî inanç yani inanç dünyamız, coğrafyamız ilk insanın tarihiyle yaşıttır. İlk insan olan yani “Hazreti İnsan” olan Hazreti Adem, ayrıca ilk peygamberdir. Bildiğiniz gibi, ilk insana Yüce Allah 10 sayfalık bir sözleşme, bir metin indirir ve onunla, insanlığın o ortak değerler etrafında buluşmasını temin eder ve beniâdem yani Hazreti Adem’in çocuklarının hemen ilk kuşağında, Habil ile Kabil arasında bu sözleşmeyle ilgili bir çatışma çıkar. Biz buna, insanlık tarihindeki ilk kardeş kavgası, ilk kardeşlik çatışması diyoruz. Kabil avcıdır, Habil de toplayıcıdır; Kabil’in sözleşmeyi reddetme karakteri var, Habil de sorumluluğunun gereği olarak ölüm pahasına, ölümü pahasına o sözleşmeye bağlılığını ilan eder ve bu şekilde dinler tarihi süregelir" dedi.

Erdoğmuş, yine malumunuz, dinler tarihindeki dinler arasındaki problemler, çatışmalar aslında ayrı dinlerin problemi ve çatışması değil -buraya lütfen dikkat ediniz- dinlerin karşı dinle mücadelesi var yani her dinin kendi diniyle mücadelesi var. Mesela Ali Şeriati buna “Dine Karşı Din.” diyor. İslam tarihinde bunu biraz daha net görebiliriz. Hazreti Peygamber (SAV) Efendimiz’in vefatından sonra artık yavaş yavaş o ihtilafın yani “edin” dediğimiz hakiki din ile insanların kendi geleceklerinin teminatı olarak, dünyevi hayatlarının bir geçim kaynağı olarak, siyasi yaşamlarının bir dayanağı olarak geliştirdikleri din arasında çatışmalar süregelmiş.

Ben, İslam tarihindeki ihya ve tecdit hadiselerine girmek istemiyorum. Yalnız konumuz Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili, bütçesiyle ilgili, konumuyla ilgili, onunla ilgili partimizin görüşlerini beyan etme hususundan ibaret olduğundan bu kısa beş dakikalık süremi de ona ayırmak istiyorum. Görüşlerimi beyan ederken öncelikle Diyanet mensuplarını bunun dışında tutuyor ve huzurlarınızda hepsine, istisnasız saygılarımı sunuyorum. Ancak, Diyanet dediğimiz zaman -ben de bir Diyanet mensubu olarak- bir madalyona benzetebiliriz. Bu madalyonun iki yüzü var değerli arkadaşlar. Bir yüzünde resmiyet var, otorite var, otoriteye bağlılık var, suskunluk var ve dolayısıyla Diyanet-siyaset ilişkisinin problemleri var. Yani, Diyanet-siyaset ilişkisinin sınırlarını çok iyi belirlemek gerekiyor çünkü bu sınırlar çok hassas. Eğer bu hassas sınırlar belirlenmez, tayin edilmezse o zaman -açık söyleyeyim- dine yazık etmiş oluruz. Madalyonun bir yüzü bu, fazla ayrıntısına gitmiyorum. Eminim ki şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarında oturan sayın milletvekili arkadaşlarımızın da iktidara gelmeden önce en çok eleştirdikleri husus buydu. Yani, Diyanetin, siyasetin kontrolünde olması; daha açık bir ifadeyle, devletin, dini, Diyanet kanalıyla, Diyanet vasıtasıyla kontrol etmiş olmasıdır. Bu, kabul edilemez, iktidar kimin olursa olsun.

Bugün, Diyanet İşleri Başkanlığı kurum olarak sizlerin siyasi dünya görüşlerinize ters düşmese de sizin bu gerçekle ilgili tutumunuzun değişmemesi gerekiyor değerli arkadaşlar. Bu madalyonun bir yüzü. Sürem çok kısa, fazla değinemeyeceğim.


Madalyonun diğer yüzü var değerli arkadaşlar. O diğer yüzünde de ötekiler var yani Diyanetin ötekileri var, diğer inanç grupları var, diğer dinler var; Hristiyanlar var, Museviler var ve yine Aleviler var, Ezidiler var" açıklamasında bulundu.

 Diyarbakır Milletvekili ve emekli müftü Nimetullah Erdoğmuş konuşmasını şöyle sürdürdü.

"Bakınız, sadece, Ezidilerle ilgili yaşanan bir hadiseyi örneklemek ve sizinle paylaşmak istiyorum.

Malumunuz, Şengal’de IŞİD saldırıları sonucu Ezidiler çok büyük bir katliama uğradılar ve Diyarbakır’da onlar için bir kamp kuruldu. O kampı ziyaret eden bir Adalet ve Kalkınma Partisi heyetinin temsilcinin rivayetini sizinle paylaşmak istiyorum -ismi ben de mahfuzdur, isterlerse onu da arz edebilirim- dedi ki o arkadaşımız: “Biz Ezidi kampına gittik, oradaki tehcir edilen, göçe zorlanan insanları ziyaret ettik. Ziyaretimiz esnasında ezanışerif okundu, ‘Allahuekber’ denince bir Ezidi çocuk, takriben 7 yaşlarında bir çocuk koşarak kendisini annesinin kucağına attı ve annesi mahcup bir şekilde Allahuekberi duyunca ‘Bizi kesmeye geliyorlar.’ şeklinde algılıyor, kusura bakmayın,” dedi. İsim verebilirim size. Bizim bugünkü manzaramız budur değerli arkadaşlar. 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
37000 10 ay önce

sen müftümüsün ben imam olarak inanmıyorum

Avatar
sadece 10 ay önce

İgreniyorum bundan

Avatar
zahid 10 ay önce

Dinini ilmini koltuğa feda eden bir karekterden niftü olur.