DiNiHABERLER.COM / öZEL

(Haberi okumadan önce mutlaka videoyu izleyin)

SÜLEYMANCILIK MÜSLÜMANLARI KUR’AN’DAN UZAK TUTMAK İÇİN DESTEKLENMİŞ HURAFİ BİR CEMAATTİR

Öncelikle belirtmek gerekir ki 19. yüzyılın son döneminde Osmanlı'nın yıkılışını ve Avrupa'dan çıkarılmasını ana politika haline getiren İngiltere, Müslümanları sadece sözde bir İslam söylemi içine sokup, maneviyatı insanların kalbinden söküp almayı hedeflemiştir. Bu politikanın mimarı da İngiltere'nin başbakanlarından olan Başbakan William EwartGladstone'dur.

Gladstone, "Ya Kur'an'ı Müslümanların elinden almalıyız ya da Müslümanları Kur'an'dan soğutmalıyız" sözleriyle Osmanlı'nın ve İslam âleminin yenilgisinin tek yolunun bu olduğunu dile getirmiş, bu sözler İngiltere'nin ve hatta İslam karşıtı olan tüm Batının, günümüze kadar yazılı olmayan gizli anayasasının en önemli bir maddesi olarak uygulamaya konulmuştur.

İşte Osmanlı topraklarında mantar gibi biten ve İngilizlerce desteklenen birçok cemaatin varlık nedeni bu gizli anayasanın bir sonucudur.

İslami eğitim ve cemaat altında Kur’an’dan uzak nesil yetiştirmek Süleymancılar dahil bir çok yıkıcı cemaatin faaliyet alanıdır. Dikkat ederseniz bir Kur’an mealinin bile yurtlarda olmaması, Kur’an dışında tevilata dayalı batıni fikirleri ile müsemma şahsiyetlerin kitaplarının okunarak beyin yıkama çalışması yapılması tamamen Kur’an’dan uzak nesil yetiştirme planının parçasıdır. (Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri Müstesna)

KUR’AN’IN APAÇIK HÜKÜMLERİ YERİNE BATINİLİK

Kur’an’ın apaçık anlaşılır hükümleri terkedip sinekten yağ çıkarırcasına tamamıyla sıhhati şüpheli hadisleri zoraki teviller ve ihdas edilen makamlara  dini hapsetmek sapkınlıktan başka ne ile izah edilebilir ki…

Ebdallar, üçler, yediler ve kırklar kutbu’l-irşat kutbu’l-aktap konusunda Süleymancıların inandığını en azından kendilerinden bir yalanlama gelmedi ise de Fuat Avni'lerinin açıklamaları böyle bir inancın var olduğunu söylüyor.

“Mehdiye inanç bir nasip imiş ve herkes bir mehdiye inandığını ve inanabileceğini” belirttiği konuşmasında kutbu’l-irşat ve kutbu’l-aktap ile ilgili hadislerin olduğunu söylüyor. 

ALLAH YERİNE İLAHLIKTA KENDİSİNE ORTAK HÜKÜMRANLAR TAHSİS EDİLMİŞTİR

Bu inancın itikada ne zararı var şeklinde konuşmasına devam eden Mehmet Fahri Sertkaya “Bunlar tabi ki inkar edecek. Bunların doğru dürüst bir İslam inancı yok” derken Mehdi, ebdallar, üçler, yediler gibi makamlara inanmayanları kafir ilan edip itikaden İslam’ın dışına attığı bir yerde çıkıp “Bunu itikada ne zararı var” diyebiliyor.

Demek ki Süleymancılara ve kendileri gibi aynı doğrultuda inanan fırkalara göre bunlara inananlar Müslüman, kurtuluşa eren, cennetlik; bunlara inanmayanlar ise Müslüman değil, kurtulmamış ve kafir oluyor. 

MÜSLÜMANLAR NAMAZDA İMAMLARI VE KABE’Yİ VESİLE EDİNİYORMUŞ

Kendini ispat sadedinde mehdiyi ispat etmek için Sertkaya diyor ki, “Müslümanlar namazda “imam ve kabe” vesile edinirken sorun yok da mehdi, müftü kamil, ebdal ve kutbu’laktap gelince bu şirk oluyor” diyor. 

Oysa Müslümanlar namazda imamı ve kabeyi vesile ediniyor değillerdir. Müslümanlar, namazda yüzlerini Kabe’ye dönüyorlarsa bu, Allah’ın ayeti kerimede (Bakara 149) yüzün Kabe’ye dönülmesi emrinden başka bir anlam ifade etmemektedir. Hiçbir Müslüman yön dışında Kabe’yi Allah’a ulaşma vesile görmez. Kabe Müslümanların her nerede olursa olsun yüzünü döneceği bir semboldür. İslam’ın şiarıdır. 

Yine Müslümanlar Allah Resulü’nün bir uygulaması ve hayatlarında bir disiplin olarak “İki ve daha fazla kişinin bir arada olması durumunda birinin imam-başkan seçilmesi” İslam’ın güçlü adetlerindendir. Hatta Cuma namazında bu farz olarak özellikle teşvik edilir. Cemaatle namazın önemini bilmeyen yoktur. Müslümanlar Allah Resulü’nün emrine binaen imam seçip tabi olurken hiçbir Müslüman tabi olduğu imama Süleymancılar gibi düşünüp asla imamı vesile edinmezler. 

Biz burada Süleymancılar ile birlikte Allah’ın yanında kendilerine hayali hükümranlık makamları ihdas ederek milleti sömüren bu tür fitne merkezlerinin kullandığı “Ebdallar, üçler, yediler, kırklar,kutbu’lirşat  vekutbu’lahtap”
gibi kavramların nasıl, nerede, ne şekilde oraya çıkıp kullanıldığı ile ilgili Prof. Dr. Ahmet Yıldırım’ın değerli bir araştırma yazı dizisini yayımlayacağız:

TASAVVUFTA RİCALU’L-GAYB TELAKKİSİ VE KONUYLA İLGİLİ BAZI RIVAYETLER

Mutasavvıflar velâyeti tasavvuf yolunun aslı ve esası kabul etmişlerdir. Bu bakımdan velâyet makamında bulunan velî, tasavvuf eğitiminin merkezinde kabul edilir. Zaten tasavvuf, onsuz olamayacağı kabul edilen bir terbiye yoludur.

Velîler sayıları ve sıfatlarına göre çeşitli kısımlara ayrılmaktadırlar. Tasavvuf ehli, bu konuda değişik taksim ve farklı yaklaşımlara sahiptir. Biz burada zahiren dereceleri ve sıfatları bilinen velîler üzerinde değil de, herkes tarafından kolayca tanımadıkları veya gizli olan hakikatlere ve sırlara vakıf oldukları belirtilen ricalu’l-gayb denilen velîler zümresi üzerinde duracağız. Konu hicri VI. asırdan günümüze kadar, ciddi bir şekilde tartışılmış, bundan dolayı da önemini yitirmemiştir. Ayrıca tasavvufî çevrelerde bir inanç olarak canlılığını muhafaza etmesi bir kere daha konu üzerinde durmayı gerekli kılmaktadır.

Ricalu’l-Gayb Telakkisinin Ortaya Çıkışı

Tasavvufî düşüncenin en önemli özelliklerinden biri de ricalu’l-gayb anlayışıdır. Bu anlayış III.(IX.) yüzyılda ortaya çıktığı söylenmesine rağmen , tasavufî düşüncedeki bazı unsurlarını Hakîm et-Tirmizî (ö.285/898) ve Hallac-ı Mansûr’da (ö.309/921) görenler olduğu gibi hatta İslam öncesinin İrânî, Yeni Eflatuncu ve erken dönem Hristiyanî düşüncelerine kadar da hususiyle götürenler olmuştur.  Ancak bu anlayış daha sonraki yüzyıllarda tasavvufun kesin bir nazariyesi haline gelmiş, İbn Arabî (ö.638/1240) sonrası tasavvufî düşüncede de gelişmiştir. Sûfîler tarafından çeşitli isimlerle anılan bu manevî teşkilat onlara göre velîlerin bir nevi hükümeti gibidir. Bu teşkilatın başında gavs, kutub, gavs-ı a’zam, kutbu’l-aktâb diye isimlerle anılan bir velî bulunur. 

Bu telakkinin ortaya çıkmasına şu iki anlayışın tesiri olduğunu düşünmek mümkündür:

1-    İslâm dininde kainattaki bazı işlerin Allah adına bazı melekler tarafından tedvir edildiği inancı vardır. Ricalu’l-gaybı meydana getiren manevî varlıklara da böyle bir görev yüklenmiştir.

2-    İslâm tarihi geleneğinde devlet hakimiyet ve otoritesinin Allah’ın otorite ve hakimiyetini temsil ettiği kabul edilir.3  Aynı şekilde onlara göre bu temsil yetkisi alemi manen veya hakikaten idare ettiklerine inanılan ricalu’l-gayba verilmiştir.

Düşünce akımları ve sistemler manevileştikçe unsur ve elemanları da manevileşmektedir. İbn Arabî sonrası tasavvufî düşüncede madde yok denecek dereceye indirilmiştir. Dolayısıyla manevî dünyanın idarecilerinin de manevî olması gerekir. Kral ve sultanlar dünyayı idare ederken sûfîler de kendi anlayışlarına uygun olarak kurdukları dünyanın idaresini de kendi cinslerinden olan kişilere devretmişlerdir.  Bu anlayışa göre Allah, dünyanın cismani düzenini sağlamaları için bazı insanların çeşitli görevler üstlenmesini takdir ettiği gibi, alemdeki manevî ve ruhanî düzenin korunması, hayırların temini, kötülüklerin giderilmesi için de sevdiği bazı kullarını görevlendirmiştir.  Fakat bunun kesin bir ölçüsü olmadığı için asırlardan beri “zamanın kutbu” “zamanın gavsı” gibi ifadeler kullanılagelmiş olmasına rağmen net bir şahıs üzerinde durmak mümkün olmamıştır. Her tasavvufî çevre bu makamda kendi etrafındakileri görmek istemiştir. Çoğu zaman da “bunlar kimdir” sorusuna “o bir sırdır” gibi çok yönlü bir cevapla mesele halledilmek istenmiştir. Bu varlıklarla buluşup görüşmek de sübjektif bir olaydır.  Bu nazariyeye göre dünya, bütünlüğünü, görünmeyen ve çeşitli mertebelerde bulunan velîlerin varlığına borçludur. Bu mertebeler merdivenin birbiri ardından gelen basamaklarını, ‘varisler’ (yahud ‘bedel’, çoğulu abdal, evtad, ama’id) oluşturmakta en son basamakta ise çevresinde bütün kainatın döndüğü ‘kutub’ bulunmaktadır. Eğer bu ruhanî yapı olmasa idi, kainat paramparça olurdu. 

Ricalu’l-Gayb Kavramı

Kur’an ve hadislerde sonradan ihtiva ettiği manada bulunmayan “Ricâlu’l-gayb” kavramının lügat manası “bilinmeyen kişiler” demek olup, tasavvufî ıstılah olarak da; a) İnsanlar arasında gözlerden gaip olanlara, b) Mümin salih cinlere c) Bilgilerini ve rızıklarını gaipten elde eden bir grup insana , ermiş insanların alemi manen veya hakikaten idare ettiklerine inanılan manevî teşkilat ve veliler hükümetine verilen isimdir.  Bu şahıslara ricalu’l-gayb denmesinin sebebi insanların çoğu tarafından bilinmemeleri, tanınmamaları , gizli olan hakikatlere, sırlara vakıf olmalarına inanıldığından dolayıdır. Ricalu’l-gaybı altı kısma ayıran Tehânevî (ö.1172/1758) ilham meleklerini de ricale dahil eder. İbn Arabî (ö.638/1240) “rical”i, konuyla ilgili rivâyetlerde ismi geçen peygamberlerin sıfatlarıyla muttasıf olan veliler olduğunu anlamakta  rical kelimesinden sadece erkek şahısları anlaşılmasını doğru bulmamakta, ricalu’l-gaybın içerisinde kadınların da bulunduğunu belirtmektedir. 

(Yazı Ricalu’l-Gayb ve sayıları ile devam edecektir)



 

Kaynak: Dinihaberler.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hak Yolcusu 1 ay önce

Bu Yazının sahibine sesleniyorum.Süleymanlılar cemaatimi insanları Kuran'dan uzaklaştırıyor.Ya etmeyin eylemeyin her şey ortada Arabi ilimleri öğreten ve Kuran'ı anlama çabasında olan bir topluluğa nasıl böyle bir ithamda bulunabiliyorsunuz.Size bir tavsiyem olacak bu sitenin adını değiştirin dini haberler yerine yalan haberler adını koyun.

Avatar
Bilgehan 1 ay önce

Allah sizleri ıslah etsin.
Süleymanlı Hocaların Tefsir Kitablara ihtiyacları yok.
Onlar Arabca ilme sahib. Okuyup tefsir edebiliyorlar.
Allah onlardan razı olsun.
Onlar Diyanetin ilahıyatcıları gibi çıkıp Kaderi inkar etmiyor, şefaat yok demiyor. Sahabelere hakaret etmiyorlar. Kerameti inkar etmiyorlar. Mezheb gereksiz demiyorlar. Daha sayamacağım kadar sapıklık içinde değiller.
Siz kendi ilahiyatçılarınızla uğraşın.

Misafir Avatar
hemen 1 ay önce @Bilgehan

süleymancı mülkleri diyanete devredi,lsin.

Beğenmedim! (27)
Misafir Avatar
bilgehan a.. 1 ay önce @Bilgehan

amanımızda birkaç ayetin manasını bilen insanların, kuran-ı kerimi türkçe malinden okuyarak müfessir” kesildiğini ve ayetlere kendi yorumları ile mana verdiğini görüyoruz. bu çok yanlış bir harekettir. kuran ayetlerinden mana çıkartmak yani tefsir ilmi herkesin yapacağı bir iş değildir. tefsir âlimleri, bir insanın kuranı tefsir edebilmesi için o kişinin 15 ilim dalında ihtisas yapması gerektiğini vurgulamışlardır. i̇şte o 15 ilim dalı:

1- lügat i̇lmi: kuran-ı kerimdeki her kelimenin asıl manasını bilmeye yarayan ilimdir. mücahid (rahmetullahi aleyh) diyor ki: Allaha ve kıyamet gününe iman eden kimsenin arapça kelimelerin bütün manalarını iyice bilmeden kuran-ı kerim hakkında ağzını açması caiz değildir.” sadece bir kelimenin bir kaç manasını bilmek de yeterli değildir. çünkü bir kelime birkaç manayı içine aldığı halde kişi bunlardan bir ikisini bilir. halbuki orada gerçekten başka mana kastedilmiş olur. (taha suresinde geçen Allah arşı istiva etti” ayetinde istiva kelime..devamıvar

Beğenmedim! (5)
Avatar
Evladı Osmanlı 1 ay önce

Sayın admin seni ALLAH ISLAH ETSİN NE MUTLU SÜLEYMANLIYIM DİYENE YAZIK SİZLERE AHİRETİNİZİ MAHVEDİYORSUNUZ KİMDEN BESLENİYORSUNUZ BU ÇABALARINIZ BOŞUNA BUNU BÖYLE BİLİN

Avatar
Osmanlı torunu 1 ay önce

Bu dünyada kuranı en iyi sahiplenen ve kurana en iyi hizmet veren süleyman efendi cemaatidir.Allah onlardan razı olsun.sizde atıp tutmaya devam edin.milletin cemaatlerden sogumasinin vebalini bakalım nasıl vereceksiniz.

Avatar
Müslüman 1 ay önce

Süleymanlıların sertkaya bizimle bağı olan bir kimse değil diye ilan etmişken ve bunuda sen biliyorken onun söylediklerini hale (1924 yılında kelle koltukta hizmete başlamış bir Hocaefendi'nin talebeleri Hakkı'nda) onların ifadesi gibi yayınlar ve ilan edersin. Bu apaçık bir fitne değil mi. Süleyman Hilmi Tunahan hariç derken amaçlın ne belli değil ama bu cemaatin amacı belli 1924 yılında ne ise şuand aynı bunu böyle belleyesin sayın klavye kahramanı

Avatar
Hak Sevdalısı 1 ay önce

Kıymetli Kardeşim.Yazmış olduğun yazıda zikrettiğin Mehmet Fahri Sertkaya denen şahsın Süleymanlılar cemaatiyle ilgisi yok.Bundan epey bir zaman önce Cübbeli Hoca'da bu şahıs yüzünden Süleymanlılar Cemaatini eleştirdi.Lakin 1 hafta sonra gerçek ortaya çıktı ve Özür diledi.Lütfen o şahıs üzerinden cemaatimizi karalamaya kalkmayın.

Avatar
HAK SEVDALISI 1 ay önce

değerli̇ yazar kardeşi̇m.buradan beli̇rtmem gereki̇yor.mehmet fahri̇ sert kaya denen şahis i̇le süleymanlilar cemaati̇ni̇n bi̇r baği yoktur.o şahis kendi̇ kendi̇ne geli̇n güvey oluyor.merhum büyüğümüz sosyal medyadan uzak durun di̇ye defalarca bi̇ze uyarilarda bulundu.ama sözde süleymanlilar cemaati̇ni̇ savunan bu şahis sabah akşam sosyal medyada bi̇r bu şahis büyüğümüzün uyarilari di̇kkate almamiş bi̇ri̇di̇r.nasil olurda böyle bi̇ri̇yle cemaati̇ni̇ i̇li̇şki̇lendi̇rebi̇li̇yorsunuz.

Avatar
Mustafa murat 1 ay önce

Ne mutlu müslümanım elhamdülillah diyene ve müslüman gibi yaşayıp yaşatabilenlere. Kimse aklını kimseye kiraya vermesin. Babası Muhammed sav bile kızına ne diyor,eyy kızım Fatıma seni ben bile kurtaraman... Hal böyleyken biz kimleri haşa ne yerine koyuyor İslamın önünde tutmağa çalışıyoruz. Olmuyor emmoğlu olmuyor...