Anne bak, diyorum, anne bak!
 
Duyuyor sanki annem ve bakıyor nasıl da güzel.
 
Kaçırıyorum gözlerimi ustaca. Bir zayıflık annemin gözlerine yakalanmak.
 
Ne kadar da güçlü yapmış hayat beni, yapmak zorunda kalmış, olmak zorunda kalmışım.
 
Değildim. Değildim güçlü falan, bal gibi de zayıftım yeterince. Bu zayıflığı yaşayabilecek yerlerim azdı sadece. En çok da onun omuzlarında yaşamak istiyordum bunu.
 
Anne bak, diyorum, anne bak!
 
İçimdeki bu sesi sahiplenmek istemesem de birkaç adımlık ötemde duran anneme seslenmeden edemiyordum.
 
Duymasın istiyordum sanki, ama en çok da duysun istiyordum.
 
Beni bana bırakmasın. Yanıma gelsin. Sarılsın bana rağmen. Yüzüme bakmasın ama sarılsın iyice. Senin aklın ermez, desin istiyorum.
 
Beni bana bırakmıyor annem. Yakalıyor kaçamak bakışlarımı. Nasıl da içli ama, nasıl da sıcak bakıyor. Gözlerin bakışı falan değil onun ki. Bal gibi de yürekten bakıyor. Yüreği bakıyor. Alıyor beni yüreğinin ellerine, yüzümü çevirecek gücüm mü var, yakalanmak istiyorum bal gibi de. Ama kör olası hayat, nasıl da güçlü yaptın beni, nasıl da güçlü davranmak zorunda bıraktın.
 
Durduramıyorum içimin sesini. Anne bak!
 
İlk dünya sarılmalarımız gibisini istiyorum yıllardır. Avuçlarına ancak sığan bir yavrunun, öpmeye kıyamadığı, bakmaya doyamadığı, kokusunu içine çekip, gözlerinin neşesine sığdırdığı haliyle sevsin istiyorum. Bunun için seviyorum belki de annemle buluşma anlarımızı. Hani yeni gelmişsin yanına, durup dururken sarılmıyorsun yani. Yeni gelmişsin ve yeni gelen herkes sarılır birbirine. Bu fırsat bir de giderken, ayrılırken oluyor ancak. Zayıflığımın en güzel mazereti ‘yeni gelmek.’ Adımlarımı yavaşlatıp, bakışlarımı ayakuçlarına dikip, tam sarılacakken gözlerine, yüzüne, o kendimi bulduğun en temiz yere bakmak. Sonrası... Sonrası yok zaten, sonrası onun omuzları. Sonrası onun sıcacık kelimeleri. Çabucak ayrılmak istiyorsun sonra da. Aslında istemesen de ayrılmak istiyorsun. Ama bırakmıyor ki zaten. Sarılıyor sıkıca. Ellerini yüzüme dokunduruyor, yavaşça bırakıyor sonra da. Hiç bırakmasın istiyorsun, hiç bırakmamak istiyor biliyorsun.
 
Yeni gelmişsin yanına.
 
Ama yeni gelen sen değil, özlemlerin, hasretlerin, kavuşmalarında aynı zamanda. Ardından yaşanacak zamanların var. Bir kenara oturup susacak anların var. Gözlerini üzerine şifalı bir merhem gibi sürüşleri var. Kendisinden olan bir parçaya gururlu, sevecen, hasretli bakışları var. Gitmeye de daha çok var hem de. Daha çok var.
 
İçimi bırakmak istiyorum ellerine. Yüreğimi avuçlarına. İçinde onca mahrem şeyler, gizlim, saklım olsa da anneme bırakabilirim biliyorum. Bir dua gibi. Bir yakarış gibi. Bir tövbe gibi annemin ellerine bırakmak istiyorum kendimi.
 
Beni okusun. Beni bilsin. Beni anlasın istiyorum konuşmak zorunda kalmadan.
 
Sonra baksın bana. Sonra ‘nasılsın?’ bile demeden bilsin beni. Anlasın beni. Kısık sesle mırıldandığı dualardan üfürsün nefesiyle. Omzuna koyayım yüzümü, göstermeden, saklı saklı dökeyim yaşlarımı. Hayır! Değil aslında, bu sefer duyurmak istiyorum sesimi. Üzülür mü acaba, demeden omuzlarında ağlamak istiyorum. Üzülür mü? Üzülmesin bu sefer, bilsin ne istediğimi, omzuna dökülecek yaşlarıma, sesimi kısmadan bırakacağım ağlayışlarıma ihtiyacım olduğunu bilsin, yuvasına sığınmış bir serçe gibi sarsın beni. Buna ihtiyacım olduğunu bilsin, bilsin ve hiç üzülmesin kendimi ona bırakışıma, hiç üzülmesin. Rahatlık… Bunu onda aradığımı, ona sığınan yaşlarımın ardından içimin nasıl da rahatlayacağını bilsin ve bassın beni bağrına hiç üzülmeden. Onca kalabalığın, onca gürültünün, onca ağırlığın içinde kaçıp da ona geldiğimi bilsin. İnşirahın eşiğine yüzümü sürdüğümü bilsin…
 
Uzun uzun bakmak istiyorum yüzüne. Yapamasam da, söyleyemesem de, uzun uzun bakmak istiyorum bakılması bile sevap olan beldeme. Onun ağaran saçlarına, kırışan alınlarına uzun uzun bakmak… Yılların hüznü çöküyor içime. Ama gülünce, gözlerinin yayılan kıvrımlarına değince bakışlarım, yakalanınca ne de güzel bakışlarım, bir tatlı yenilmek gelip de kurulu veriyor içime. Bir tatlı mahcubiyet. Ama o kısmıyor bakışlarını. Kendine bakar gibi, aynadaki suretine bakar gibi dolaştırıyor gözlerini ne de güzel yüzümde. Süzüyor, süzüyor bakışlarını kendinden parçasının üzerinde.
 
Biraz çekilince, biraz susunca, biraz zaman geçince tüm bunları yapamam biliyorum. Onun için belki de bu çığlık çığlığa içimden haykırışlarım.
 
Anne bak! diyorum, anne bak. Beni bana bırakma ve omuzlarına yasla başımı. Yüreğimi yüreğine yasla. İçimdeki seslere bak, yankılara bak, kendine bak, dökülen yaşlarıma bak, yüzüne sür yüzümü, anne bak...


Küçük bir not: Yeni kitabımız “Yürüyelim mi Biraz” çıktı!




Susmalar, sorgulamalar, içinden konuşmalar
Dalıp gitmeler, gülümseten, düşündüren yazılar.

Şiirin, öyküsünün, denemenin 
Kısa sözlerle süslendiği doyurucu bir kitap.

Bir sayfasından sıkılmadığınız
Kendinizi diğer sayfasında bulacağınız
Evet, tam da bu;
Kendinizi bulacağınız, kendinizi okuyacağınız bir kitap.

SİPARİŞ VERMEK İÇİN TIKLAYINIZ

 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.