Her şey çok iyi giderken… Hayata dair bütün cevapları öğrenmişken, sorular değişiverir birden… Senaryo değişir, yaşamımız allak bulak olur… Bir anda meydana gelen felaketler zinciri… Sel, deprem, yangın, kaza, hastalık ve ölüm gibi bazı hadiseler apansızın gelir ve bir anda çaresiz kalır insan…  “Ya Rabbi yardım et, şifa nasip et!” diye yalvarmaya başlar Âdemin çocukları… Başlar dualar yapmaya ve dualar istemeye…
 
Denizde fırtınaya yakalandıysa şayet, inanmasa da yalvarmaya başlar!
 
“Denizde bir sıkıntıya düştüğünüz zaman, Allah’tan başka yalvardıklarınız kaybolup gider. Fakat O sizi karaya çıkarıp kurtarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan pek nankördür.” (İsrâ, 17/67)
“İnsana bir zarar (sıkıntı) dokunduğu zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (bütün hallerde o zararın giderilmesi için) bize dua eder, fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider.” (Yunus, 10/12)

 
Felaketler geldiğinde şaşırır kalır insan… Ne yapacağını bilemez… Aczini bilir yalnız… Sığınacak bir yer, kendine yardım edecek bir güç arar... Dua aklına gelir, duaya yönelir… Herkes, ama herkes dua eder…
 
Ateistler de dua eder o zaman! Bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmıştır bu durum…  Yapılan bir araştırmaya göre, ABD’ de halkın yüzde doksan ikisi bir dine inandığını açıklamaktadır… Yani yüzde sekizi de ateist olduğunu ifade etmektedir… Ama başka bir araştırmaya göre halkın yüzde doksan dokuzu dua ettiğini söylüyor…  İşte bu araştırma, ateistlerin dahi dua ettiğini göstermektedir… (international Herald Trıbune, Monday, Jully, 8, 1991)
 
Ateistler bir tarafa, en sapkın Firavunlar dahi dua ediyor, ölümle karşı karşıya geldiklerinde…
 
“… Firavun boğulacağı anda, ‘İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilah olmadığına inandım. Ben de Müslümanlardanım’ dedi.
 
Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.” (Yûnus, 10/90-91)

 
Doğal olarak tehlike anında her insanın başvurusu dua oluyor…
 
Nejat Ongan’ isimli bir kaptanımız, Okyanuslarda her türlü sürprize hazır olmak gerektiğini” söyledikten sonra, bir anısını şöyle anlatıyor: “Birkaç yıl önce Afrika’nın kuzeyinde, yanlış hava raporu yüzünden dev tankerle siklona yakalanmış, müthiş yağmur altında, gemi su içinde kaybolmuştu. Her an gemiyi terk etmemizi gerektiren şartlarda saatlerce yolculuk yaptık. İnsan böyle çaresiz kalınca sadece dua ediyor” (Aktüel, sayı, 242, 1996)
 
Avrupa’da son yüzyıllarda, din yerine akla tapan ve gönlü unutan pozitivist, ateist,  marksist aydınlanmacıların bir bölümü, gün geldi rasyonalizm, pozitivizm iddialarından vazgeçerek romantizm hareketinin ön plana çıkardığı sezgi ve ilhama yöneldiler. Bu durum onları bir adım daha dine - inanca yaklaştırdı.

Mesela, önceleri metafiziği inkâr eden ünlü pozitivist A. Comte (1798-1857) bile ömrünün son dönemlerinde, prensiplerini Katolik mezhebinden alan ‘tabii  din’ kurma girişiminde bulundu.
 
Ferit Kam (1864-1944),”Dini Felsefi Sohbetleri”nde, pozitivist Fransız düşünürü Littre’nin, ölüm döşeğinde bir Katolik papaz getirterek kendisini vaftiz ettirdiğinden bahseder.
 
Fevkalâde hallerde, inançsız ömür tüketen insanlarda bile meydana çıkan Allah inancı için, Jules Simon (1814-1896) şöyle der: “İnsan, fevkalâde veya bilhassa bir felâketle karşılaştığında, unuttuğunu sandığı bir kelime aklına ve dudaklarına gelir. Ne kadar düşmüş olursa olsun, bir ruhun derin kıvrımlarında kalmış olan hayatiyet eseri, Allah lafzı ile uyanır.”
 
Esasında ateist, olumsuz açıdan da olsa Tanrı ile ilgilenmektedir. Bu nedenle ateist olduğunu söyleyen pek çok kişi mistik meseleleri yakından takip eder. Bu durum, derin düşünmeleri halinde onları inanca taşıyabilir. Gerçek inanca ulaştırabilir… Yeter ki düşünsün, sorgulasın… Neden bu dünyada varız? Nasıl var olduk? Evrenin nasıl var oldu? Evren ve biz niçin yaratıldık? gibi soruları soran herkes hakikate yaklaşır… Hawking’in (d.1942) dediği gibi; “En büyük kanıt evrendeki düzendir!”
 
2004 Yılında seksen bir yaşında iken ateizmi bırakıp Allah inancına ulaşan ünlü İngiliz felsefeci Antony Flew (d.1923), düşünce ve muhakemesinin sonunda inanca ulaşan insanlara güzel bir örnek teşkil eder. O, zaman içinde bilimsel araştırmalarının sonucu görüşlerini değiştirerek bir Yaratıcının varlığına inandığını açıklamıştır. Daha önceden teorisini geliştirdiği ateist düşünceyi terk ederek; Yanılmışım Tanrı Varmış! isimli bir kitap da yazmıştır.
 
 2005’li yıllarda, günlük bir gazetenin “genel yayın yönetmeni” olan Serdar Turgut (d.1956) da bizden bir örnek… O, beyin kanaması geçirdikten sonra iki hafta boyunca komada kalmıştır. Sonra şifa bulmuş ve hayata bakışında önemli değişim yaşamıştır. Kendisini dinleyelim:
 
“Bir anda baktım, ne yürüyebiliyorum, ne kolumu kullanabiliyorum. Dehşet verici bir şey… Bayağı güç bir süreçten geçtik. Dinin, dua etmenin, bana çok yararı oldu. İçimde güç arayacağım yerler aradım. Ve duanın gücünü keşfettim. Allah’tan yardım istedim. Şimdi her şeyi istiyorum O’ndan… Gazete yaparken de, adımımı atarken de istiyorum…”
 
Bir de kendi gözlemim… Ateist olduğunu söyleyen tanıdığım bir bayan… Gün geldi, doğum için hastaneye yatacağında, bütün içtenliği ile benden dua etmemi istedi! Bütün samimiyeti ile benden dua bekliyordu! Kime dua edeceğimi biliyordu! Ateist olduğunu söylemesine rağmen doğum öncesi duaya sığınıyordu!
 
Son bir örnek de entelektüel bir sima olan Fransız şair Baudelaire (1821 – 1867)’den… Başlangıçta küfür ve inkâr şiirleri yazan Baudelaire, “Çırıl Çıplak Soyduğum Kalbim” adındaki günlük notlarında, Allah’a ve duaya nasıl yöneldiğini bakın nasıl anlatıyor:

“Bundan sonra hayatımın ebedi kaideleri olarak şu esaslara uymak için kendi kendime yemin ediyorum:
           
‘Her sabah, bütün kuvvetlerin ve adaletin hazinesi olan Allah’a dua etmek, bütün vazifelerimi yapabilmek için muhtaç olduğum kuvveti bana vermesi için dua etmek, bütün bu değişimin tadını alması için, annemin uzun ömürlü olması için dua etmek. Bütün gün çalışmak, tasarılarımın başarısı için kendimi Allah’a emanet etmek, her gece, anneme ve bana kuvvet vermesi için Allah’a dua etmek…’” (Peyami Safa, Seçmeler, 1000 Temel Eser,  s,7)
 
İnanmadığını söyleyen insanlarda dahi fevkalâde hallerde ortaya çıkan bu iman belirtileri ve dua eğilimi, inancın önünün açık olduğunu ortaya koymaktadır. Dünyadaki her şey, ateizmi değil, teizmi (inancı) destekleyecek doğrultuda bir gelişim göstermektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.