1994 yılında dört yıllık İmam Hatip Lisesini üç yılda ve birincilikle bitirdi.Üniversite sınavlarında İlk tercihi İstanbul Hukuk Fakültesi diğer tercihleri İlahiyat Fakülteleriydi.

Sınav sonuçları açıklandığında buruk bir sevinç yaşadı; ilk tercihini kazanmıştı. Acaba yaptığı tercih doğru muydu? Başını açmayı düşünmediğine göre okulunu bitirse bile nasıl çalışacaktı? Sonra kendisini şöyle teselli ediyordu: “Dört yıl uzun bir süre. Ben okulu bitirinceye kadar başörtülü olarak çalışma imkanı sağlanmış olur inşallah.

Üniversite hayatı iyi başlamıştı. Örtülü olduğu için bir saygısızlık veya dışlanmışlık görmemek onu son derece sevindiriyordu. Bu pozitif ortamda özgüven kazanmıştı. Derslerine planlı bir şekilde çalışıyordu.Bir öğretim yılı tamamlandığında 1. sınıfın bütün derslerinden geçmişti.

Yüksek moral ile ikinci sınıfa başladı. İkinci senenin sonunda yine bütün derslerden başarılı olmuştu. Alt sınıflardan tek ders kalmadan üçüncü sınıfa başlayacak olmanın mutluluğunu yaşıyordu.

İşte tam bu mutluğu yaşarken bir rüya gördü: Rüyasında Hukuk Fakültesinin içine girmekte zorlanıyor, okulun daralan kapı ve merdivenlerini bir türlü aşamıyordu. Bu rüyadan kısa bir süre sonra rektörlük bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre bundan böyle İstanbul Üniversitesine başörtülü olarak girilemeyecekti, karar kesindi.

Bu karara rağmen yine de İstanbul’a gidip, harç kredisini yatırdı ve belki başörtüsü yasağı geri alınır ümidiyle özel yurtta kalmaya başladı. Günler aylar geçiyor ancak yasak kalkmıyordu. Zamanını değerlendirmek için, birinci dönem bilgisayar, ikinci dönem ise İngilizce kursuna devam etti. Bir yandan da sene sonunda imtihanlara girme ümidiyle ders çalışıyordu.

İmtihan dönemi geldiğinde, başörtüsü yasağı hala kalkmamıştı. İlk sınava alınma ümidiyle okulun önüne gittiğinde, kararlı güvenlikçilerle karşılaştı. İmtihana alınmadı. Bazı arkadaşları başlarını açarak, bazıları peruk takarak içeri girmiş, bazıları da kendisi gibi içeri sokulmamıştı. Bir suç işlediğini düşünmüyordu. Sadece başını örtmüştü. Bu, bir suç olamazdı. Gözyaşları içinde, kaldığı yurda döndü. Gün boyunca bir suç işlemediğini, baş örtüsünün bir güvenlik sorunu gibi görülüp tahsiline engel olunmasının bir haksızlık olduğunu düşünüp ağladı.

Bu günü takip eden gecede şöyle bir rüya gördü: Büyük ve kalabalık bir salonda bir ödül törenindeydi. Ödülünü almak üzere sahneye davet ediliyordu. Ödülünü almak için, seyircilerin takdir dolu bakışları arasında sahneye çıkarken hayretler içindeydi. Bir yarışmaya katılmadığına göre kendisine niçin ödül verilecekti acaba? Merak ettiği sorunun cevabını sahnede aldı. Başını açmayı kabul etmediği için kendisine Kur’an-ı Kerim hediye ediliyordu.

Uyandığında sınavlara girmediği için yaşadığı üzüntüler yerini sevice bırakmıştı. Tevekkül ile sabredecekti.  Bu rüyasını, kız kardeşi hariç kimseye anlatmadı.

Öteki yıl İstanbul’a gitmedi; ama başörtüsü yasağı kalkabilir ümidiyle her iki dönem de harç kredisini yatırdı. Baş örtüsü yasağı o yıl ve on iki yıl daha kalkmadı. Bu süre içinde devamsızlıktan ve başarısızlıktan kayıtları silinenler için birkaç kere af çıktı. Devamsızlık ve başarısızlık affediliyordu; ancak baş örtüsüne geçit yoktu.

Yıllar geçtikçe okuma isteği kaybolmaya başlamıştı. Yeniden okuma ile ilgili sohbetlere bile ilgisiz kalıyordu artık.

Bir gün evine gelen misafir çocuklarıyla beş yaşındaki kızının konuşmalarına şahit olunca her şey değişti. Misafir çocukları, annelerinin meslekleriyle övünerek; “Benim annem öğretmen.”, “Benim annem mühendis.” diye övününce kızının ne diyeceğini nasıl bir tavır takınacağını çok merak etmişti. Kızı, sesini arkadaşlarınınkinden daha çok yükselterek; “Benim annem de avukat.” diye haykırmıştı. Bu cevap onu hayrette bıraktı. Yüzünü kaplayan gülümseme ile uzun süre kızına baktı. Ve o anda şu kararı verdi: “Kızımın hatırı için de olsa ilk fırsatta okulumu bitireceğim.
 
Bu olaydan kısa bir süre sonra yine devamsızlık ve başarısızlık nedeniyle okullarından ilişiği kesilenlere af çıktığında artık başörtülüler de üniversitelere girebiliyordu.

Nihayet onun da kaydını yenileme imkânı doğmuştu. Üç yıl daha çalışıp sınavlara girerek okulundan mezun oldu. 1985’te başladığı dört yıllık hukuk fakültesini, 2014 yılında bitirdi. On dokuz koca yıl. Bu on dokuz yılın on dört yılı, yasaklarla geçmişti. Tam bir 28 Şubat klasiğiydi bu.

Dört yılda bitirebileceği bir okulu ancak on dokuz yıl sonra bitirdiğini düşünürken aklına şu iki ayet geldi: “Diri diri gömülen kız çocuğuna, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman”(Tekvir:8-9)
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sefer akgul 3 hafta önce

Tesekkkurler hocam.kalemine sağlık.