Kalemle yazmayı öğreten Rabbimize hamd, Kur’an-ı Hâkimin başöğretmeni sıfatı ile dünyamızı şereflendiren Efendimize salât ve selam olsun.

“Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır. Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiri (düzenlemesi) dir. Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”

Yukarda meallerini sunmaya çalıştığım ayet-i celileler, Hazret-i Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin ifadelerine göre Kur’an-i Kerimin kalbi mesabesindeki Yasin suresinin 37-38-39. ayet-i kerimeleridir.

Hemen burada hatırıma gelmişken değinmeden geçemeyeceğim, her ne zaman konuma ışık tutan bu ayet-i kerimeleri okuyunca hep aklıma İran’lı büyük Şair Sadi ŞİRAZİ gelir. İnsana hitaben:

Bulut, rüzgâr, aygüneşfelek hepsi senin için çalışıyorlar; Sen, eline bir ekmek geçirebilesin ve onu da gafletle yemeyesin diye.”  Ne güzel ifade eylemiş değil mi?

Kur’an-i Hâkim, Yasin suresinin ilgili ayet-i kerimeleri ile semadaki bir mizandan, bir kanundan bahsediyor. Ayından güneşine, Plüton’dan Neptün’ e kadar irili ufaklı bütün gök cisimlerinin tek merkezden emir almalarının gereği hareket edip durduklarından bahsediyor. Kavga yok, gürültü yok, anarşi yok. Büyüklerin; “kâinat, sahibini (Allah’ı) anlatan bir büyük kitaptır” sözü, dikkatleri bir kez daha kâinata ve kâinatın sahibine çeviriyor.

Şimdi yeri gelmişken bütün irfan sahibi kardeşlerimizin vicdanlarına hitaben soruyorum;”Semada bulunan gök cisimleri kendilerine belirlenen yol ve yörüngede hareketlerine devam etsin diye Yaratıcımızın bir kanunu olur da yeryüzünün en şerefli varlığı olan insanın, birbirlerine dalmadan, dolaşmadan, kavga ve gürültü yapmadan yaşayabilmesi için Rabbimizin bir kanunu olmaz mı?” Elbette bütün kâinat duymalıdır ki, bu kanun Hazret-i Kur’an’dır. Zira insanı yaratan Rabbimiz, insan, dünyada hangi prensiplere riayet ederse mutlu olacak bunu yaradandan daha güzel kim bilebilir ki.?

Eğer siz, insanı Yaradanından ayırırsanız insanı mutlu edemezsiniz. Mutlu eylemek şöyle dursun insanın kokuşmasına da mani olamazsınız.

Bakınız karayemiş ağacında olan üzün salkımı güneş enerjisinden yeterli istifade edemez. Niye? Karayemişin dalları sık, yaprakları geniş olduğundan. Dolaysıyla olgunlaşamaz. Olgunlaşamayan üzüm, insana hizmet edemez. Ancak kızılağaçta bulunan üzüm salkımı güneş enerjisinden yeterli oranda istifade eder. Zira Kızılağacın dalları seyrek, yaprakları daracık olduğundan yeterli güneş enerjisi ile beslenen üzüm olgunlaşır ve insana hizmet eder.

Bu misali niye verdim bilir misiniz? Siz kardeşlerimize neden ekşi olduğumuzu ifade etmek için. Yaratıcımız ile aramızda engeller var, Kur’anımızla aramızda engeller var. Hazret-i Peygamberimizle [Aleyhisselatü Vesselam] aramızda engeller var. Nefsimiz var, heva heveslerimiz, ihtiraslarımız var. Biz bu engelleri ortadan kaldırmadan, insanı Rabbi ile barışık hale dönüştürmeden insana hizmet edemeyiz. İnsanı mutlu kılamayız.

Bir zamanlar bir ekmek, bir hırkayı paylaşanların şimdi kocaman dünyamızı niye paylaşamadıklarını anladınız mı? Tüketimin fütursuz bir şekilde körüklendiği bir dünyadan sahi siz ne bekliyordunuz?
 
Selam ve dualarla…
                                  

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol