Bir zamanlar okuduğum ve çok etkilendiğim bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Günlerden bir gün köyün delikanlısı genç bir kıza âşık olur. Genç kız, delikanlıyla evlenmeye bir şartla razı olur. Kız, delikanlıya; “Anneni öldürüp kalbini bana getirirsen, seninle evlenmeye razı olurum” der. Delikanlı, kıza olan aşkından, diğer tüm duygularını kaybetmiştir. “Annem nasıl olsa yaşlandı, yakında ölecek, o da benim mutluluğumu ister” düşüncesiyle, bir an önce aşkına kavuşmak için annesini öldürür. Annesinin kalbini söker. Elinde annesinin kalbiyle, sevgilisine müjde vermek için koşmaya başlar. Yolda ayağına bir taş takılır ve delikanlı acıyla yere düşer.    

Elinde tuttuğu annesinin kalbi dile gelir; “Bir yerin acıdı mı yavrum!” der.

Dünyamızı ellerinde şekillendirenler, geleceğimizi inşa edenler, hayırlı bir evlat yetiştirme uğruna kendini feda edenler hiç şüphe yok ki, annelerimizdir.

Annenin ayakları altına cennet koymuş,  anneye “öf” bile demeyi yasaklamış, annelik vazifesini mukaddes kabul etmiş bir medeniyetin varisleriyiz.

Anne demek; merhamettir. Anne demek; fedakârlıktır. Anne demek; sabretmektir. Anne demek; candan geçmektir. Anne demek; sevmektir, sevilmektir.  Anne demek; edeptir, hayâdır, terbiyedir. Ana ocağında atılır bir ömrün temelleri.
 
Milletler, anneye ve anneliğe verdiği anlam ve önem kadar büyür ya da küçülürler. Çünkü gelecek annelerimizin yetiştirdiği gençlere emanettir. Şuurlu, millî ve manevî değerlere sahip çıkan ve evladına da bu şuuru aktaran bir annenin terbiyesinden geçen genç, millet için en büyük kıymettir.

Ancak unutulmamalı ki, ecdadının değerlerinden utanan, kültür emperyalizmi karşısında sahip olduğu millî ve manevî dinamikleri önemsemeyen, medeniyetinin ona bıraktığı mirastan bihaber bir genç ise, maalesef milletin en büyük kaybıdır.
 
Bu yüzdendir ki, ülkemizi güçsüzleştirip parçalamak isteyen şer güçler, neslimizi ifsat edebilmek için kadının meta’laştırılması yönünde büyük gayretler sarf etmektedirler. Kadının meta’laştırılması demek, annenin aslî ruhundan, fıtratından koparılması demektir.

Sözüm ona modern dünyanın materyalist bakış açısı, tüm değerlerimizi alt üst etmekte ve en büyük değersizliği bir değermiş gibi takdim etmektedir. Maalesef ülkemizde de bu materyalist bakış açısı her geçen gün biraz daha yaygınlaşmaktadır.
 
Malumunuz, Mayıs ayının ikinci Pazar günü “Anneler Günü.” Her  anneler gününde olduğu gibi bu yıl da annelere methiyeler düzülecek, anneler, yere göğe sığdırılmayacak.

Anneler günü deyip yola düşenler, acaba annelere ne diyecekler.? İnanın ben de merak ediyorum. Şiddet mağduru binlerce kadın karşısında, hangi anneler gününü kutlayacaklar? Güpegündüz yol ortasında kurşunlara hedef olan, bunca kadının toprağa verildiği bir zamanda hangi anneler gününden bahsedecekler? Çocuklarının gözü önünde kocaları tarafından bıçaklanan binlerce annenin yüzüne bakarak hangi anneler gününü kutlayacaklar? Midesini doyurup kafasını ve gönlünü doyuramadığımız, köprü altlarında kimsesiz ve çaresiz bunca çocuk karşısında, evet soruyorum hangi anneler gününü kutlayacaklar? Başkalarının yaptığı hazırlıkları anlıyorum da mütedeyyin camiada ki telaşı anlayamıyorum. Size ne oluyor? Ne bu fütursuz harcamalar? Dudaklarımızdan öpüp yüreklerimizden bir kez olsun öpemediğimiz Kur’ana kulak vermezmiyiz.

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara "öf!" bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: "Rabbim!, tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı." İsra Suresinin 23 ve 24. Ayet-i Kerimleri ile yetişmiş yetiştirilmiş bir evladın Anneler Günü neyine.

Selam ve dua ile...

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol