Bismillahirrahmanirrahim.
   
İnsanoğlunun muhatap olduğu vahyin özü, Yüce Allah'ın ilahi otoritesini benimseme temelinde, birleşip bütünleşmeyi telkin eden Tevhit inancına dayanır. Yeryüzünde hayat imkanı bulan her ümmet, Allah'a ve bir hesap gününün varlığına inanmaya ve bu inancın gerektirdiği şekilde yaşamaya davet edilmiştir.
   
Bütün yapıp ettikleriyle mutluluğu arayan insan, kendisini ürküten yalnızlıktan kaçarak ailevi ve içtimai hayatın korumasına sığınır. Aslında yaratılış kanunu mucibince yalnız yaşamaya elverişli olmayan insanın, huzur ve mutluluk için bundan başka çaresi de yoktur. Hem yalnızlıktan kurtulmak hem birçok gereksinimini sorunlara neden olmadan gidermek hem de hayatın zorluklarını aşmak için farklı yetenek ve eğilimlere ve bunlardan neşet eden meslek gruplarının,  destek ve yardımına ihtiyaç duyar. Bu nedenle cismani ve ruhani  gereksinimler karşılanırken farklı anlayış, düşünüş ve eğilimlerin bir arada bulunmasıyla ortaya çıkması muhtemel çatışmalar, dinin belirlediği birlikte yaşamın ölçüleriyle önlenebilir.
   
Kur'an, Tevhit inancının özünü teşkil eden uluhiyete mahsus bütün sıfatları Yüce Allah'a has kılar. Yeryüzündeki hayatın şekil ve seyrini de buna göre belirler. Bu inanç ekseninde gerçekleştirilen birlikteliğin, hayatı anlamlı kılacağını ve mutluluğa eriştirebileceğini bildirir. Yüce Allah'a tam teslimiyetle işiten ve itaat eden bir kul olma yolunda Kur'an'a sımsıkı sarılmakla, kardeşliğe, dirlik ve düzene ulaşılabileceğini, aksi davranışın ayrılığa, bölünüp parçalanmaya sebebiyet vereceğini vurgular.
   
Yüce Kur'an, birlik ve beraberlikle şekillenen vahdetin ana ilkelerini belirlemiş, Hz. Peygamber (sav) de uygulamaları ve sözleriyle yaşam alanına nasıl aktarılacağını göstermiştir.  O'nun sünneti, Yüce Allah'ın kardeşler ilan ettiği  müminler için duygu ve düşüncelere saygı gösterme, bir binanın duvarlarını oluşturan taşlar gibi yekpare bir birliktelik oluşturma,  herkes için iyilik güzellik ve müreffeh bir hayat isteme yaklaşımı  üzerine kurulmuştur. O yüzden fertlerin kardeşlik bilincine ve nitelikli bir toplum oluşturma anlayışına, bedeni oluşturan uzuvlar arasındaki birliktelik ruhunun yansıtılması zorunlu kılınmıştır.
   
Dünya sahnesinde yer bulmuş ve terakki göstermiş bütün milletlerin en önemli gücü, birlik ve beraberlik ruhu olmuştur. Bu nedenle bir memleketi oluşturan fertlerin, vatan düzleminde, kader birliği yapabilmesi, inançtaki ferdi ahlakiliğin toplumsal hayata taşınmasına bağlanmıştır. Uzun yıllar düşmanlığın pençesinde birbirleriyle mücadele eden Evs ve Hazrec  kabileleri arasında kardeşliğin tesis edilmesi, müslümanların kendi aralarında; Müslümanlarla Yahudiler arasında akdedilen Medine Vesikası da aynı vatanı paylaşan farklı dinlere mensup topluluklar arasında toplumsal birlik ve düzenin uygulama usullerini gösteren müşahhas örneklerdir. Arada bir zuhur eden hadiselerin gerginliğe sebebiyet vermeden Allah Resulü (sav) tarafından çözüme kavuşturulmuş olması, toplumsal vahdetin korunma yöntemini gösteren esas referanstır. O nedenle dirlik ve düzen kurulurken de, arada bir baş gösteren meseleler çözülürken de müracaat yeri, kardeşliği imanla ilişkilendiren ilahi buyruklara dayanan Allah Resulü (sav)'nün uygulamaları olmalıdır.  
   
Bir toplumda birlik ve beraberliğin sürdürülebilirliği, Allah'a ve resulüne itaate; çekişmeyi ve kavgayı terk etmeye,  toplum menfaatlerinde şahsi menfaatleri, beşeri ilişkilerde rüşvet ve iltiması, ticarette karaborsacılığı, tefeciliği ve hileli alış verişi terk etmeye, başkalarına ve kamuya ait malları zimmete geçirmemeye, sövmemeye, dövmemeye, gıybet etmemeye, kalp kırmamaya, anlaşmazlıkları hakkaniyetle çözmeye, başkalarını da değerli ve saygın görmeye, güzel isimlerle hitap etmeye, bütün ilişkilerde nezaket ve iyi niyet ilkesine riayet etmeye,  zandan sakınmaya, başkalarıyla duygudaşlık yapmaya, özel hayatın gizliliğine riayet etmeye, hiç kimseyi çekiştirmemeye, söz taşımamaya, insanları yapmadıkları şeylerle itham ve ilzam etmemeye bağlanmıştır.
   
Birlik ve beraberliğin tesisine yönelik İslam'ın getirmiş olduğu bütün kurallar, hayata anlam katar, irade özgürlüğünü tesis eder, mutluluğu temin eder ve sorumluluk bilinci aşılar. Sorumluluk ise iradenin Kur'an ve Peygamber uygulamalarıyla eğitilmesini, hep söz ve davranışlarda beliren taşkınlıkların, ahlaki erdemlerin şekillendirdiği muaşeret kurallarıyla törpülenmesini gerektirir. Yeryüzünde insana yaraşır onurlu yaşam düzeninin tesisine yönelik medeniyet inşası ancak bu şekilde mümkün olabilir.
   
Ülkemizin dirlik ve düzeninin, bireyleri arasında kardeşliğin daim olması temennisi...

________________

1- 3/Al-i İmran, 103, 105
2- 49/Hucurat, 10
3- Buhari Salat, 88
4- Buhari, İman, 7
5- Müslim, Birr,17
6- İbn Hişam, es-Siretu’n-Nebeviyye, II, 131-132
7- 8/Enfal, 46
8- 3/Al-i İmran, 159;
9- 8/Enfal, 63
10- 49/Hucurat, 11, 12;
11- 9 Müslim, Birr, 10

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol