Onlar zannediyorlardı ki;

Bugünden itibaren “artık bu haftadan sonra kıyafet devrimi yapılacak,
Kadınlar sadece çarşafla çıkacak sokağa, erkekler sarık takmak zorunda kalacak ve bu yasağı dinlemeyenler HEYBELİADA zırhlısı ile TOP ATIŞINA maruz kalacak'
', Öte yandan erkeklerin sakal bırakmaları mecbur olacak, bu mecburiyete uymayanların yerleri GÖKTÜRK2 UYDUSU ile tespit edilip, ANKA ile yerleri işaretlendikten sonra bir kadın pilotun kullandığı savaş uçağı tarafından tepelerine BOMBALAR yağdırılacak,

İsyan çıkaranlar için İSTİKLAL MAHKEMELERİ kurulacak ve suçlu olduklarına inandıkları kimseler hiçbir delile dayandırılmaksızın İDAM edilecek,

Hiçbir anlamı olmaksızın sadece Cumhurbaşkanı istedi diye Latin alfabesinden vazgeçilip Arapçaya dönülecek
Bütün entelektüel kesim bir gecede okuma-yazma bilmeyen CAHİL kesime dönecek ve yine sadece SARIK TAKMADIKLARI için ibret-i âlem olsun diye İZMİR SOKAKLARI AÇIK HAVA İDAM ALANINA DÖNECEK.”
Ama öyle bişi olmadı olmayacak da. Demek ki neymiş Müslüman Müslüman’a zulmetmezmiş.

Tahmin ediyorum ki 10.08.2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası 11.08.2014 sabahı yukarıdaki cümlelerin sizin bildiğiniz şeklini gerçekleştiren ama bu haliyle korkutulmuş, sindirilmiş, bilinçaltına işlenmiş fikirliler perdelerin altından acaba sokakta neler oluyor, ne değişti diye bakmaya ve hatta öyle ki eğer o sırada ne dediği tam olarak anlaşılmayan bir sokak satıcısı geçiyorsa tir tir zılgıt gibi titrediği vakidir. Sebebi ise malum.

Peki, neden böyle bir şey yazdım?

Şöyle ki yıllardır Fatih’te yaşadım hem de Çarşamba’nın göbeğinde. Bize ne bir sarıklının ne de bir çarşaflının “siz de neden sakal bırakmıyorsunuz, neden cübbe ve sarık giymiyorsunuz, neden çarıkla dolaşmıyorsunuz, neden ezan vakti sokaktasınız? Gibi sorularla taciz ettiğine şahit olmadık. Lakin ne zaman sakal bırakıp, yakasız gömlek ve de biraz bol pantolon giyip sokağa çıktıysak, kendini çağdaş, demokrat! diye tanımlayanların; neden sakal bıraktın, neden bu gömleği giyiyorsun, şalvar ve cübbe giyenlere neden buralarda böyle dolaşıyorsun? gibi tacizvari
sözlerinin, sorularının muhatabı olduk ve olanlara şahit olduk.

Şimdi sormak gerekiyor kim kime kanun baskısı yaptı ya da kim kime mahalle baskısı yapıyor. Sanatçı bir yere katılır sosyal-demokrat, çağdaşlar! onlara saldırır, Kendi ideolojisinden olmayanları alaşağı eden, zihninde oluşturulan şablona göre ölçmeden biçmeden, sormadan hayat elbisesi giydiren insanlar ne yazık ki hayatı çekilmez yapıyor. En dehşetengiz örneği ise insanlar memleketimin bazı semtlerine cübbe, sarık, sakal ve bayanların da çarşaflı olmaksızın giremeyeceğini düşünüyor olmaları. Bunu bizatihi yaşayan biri olarak hem Trakya da hem de Anadolu’nun bazı kesimlerinde, bahsettiğim semte giremeyeceğimizi, sebebininse kılık kıyafet ve dış görünüşümüzün olduğu söyleniyor. Oysa biz yıllarca orada yaşadığımızı ve halen de mevcut kılık kıyafetle kimsenin tacizine maruz kalmadan buralarda dilediğimiz gibi “yani genel ahlak ilkelerine mugayir davranmadıkça” dolaşabildiğimizi söyleyince insanlar inanmak istemiyor.

Hani birileri ayrışmadan bahsediyor ya sormak istiyorum yukarda zikrettiğim yaşanmış olayları nazarı dikkate alarak cevaplayın zihninizde lütfen, biz ne zaman ayrıştık. Dün mü, önceki gün mü, yoksa bu gün mü? Hiç şüphe yok ki bir dönem silinip atılmaya çalışılan İslam Kültürünün birleştirici, bütünleştirici ve toplumun her kesimini kucaklayan topluma sükûnet, insanlara sekinet veren ilkelerine, hayat prensiplerine ne kadar çok ihtiyacımız var.

İnsan bilmediğinin, tecrübe etmediğinin, cahili ve korkağı. Tanımadan, tanışmadan sadece sabit fikirli ve insanları belli kalıplara sokup ona göre yetiştirmek, şekillendirmek isteyen, toplumu kendi düş dünyasında kurguladığı sisteme göre dizayn etme gayretkeşliğine soyunan ve bütün işleri bırakıp enerjisini bu anlayışa harcayan bir devlet anlayışındaki ülkeler sadece dış dünyanın pazarı olur. Kendisi üretemez. Asla kendisi bir şeyler ortaya koyamaz.

Hakikat şu ki artık çatışma kültüründen vazgeçip herkesi kabul ettiği yaşantısı ile değerlendirip üzerimize vazife olduğu kadar insanlara bildiğimiz hakikatleri anlatma ve sapkınlık derecesine varan bozuk ve ifsat edici fikirleri ıslah etme yoluna gitmeli ve toplumsal uzlaşı tarafını tercih edip huzurlu ve birbirine güvenen fertlerden oluşan bir toplum inşa etmeliyiz. Toplumları sindirerek dizayn edemezsiniz, sadece patlama anını ötelersiniz. Biriken öfke ise akla gelmedik bir anda ve akla hayale sığmayan bir kuvvetle patlar işte o zaman ne şah kalır ne padişah.

Şu kadarı bilinmeli ki yeniden güvenmeye, yeniden güven vermeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Vesselam...                                                            
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.