Diyarbakır'daki karakol saldırısını okudum ilk.

Sonra yaralı halde yerde uzanan Filistinli gencin siyonist İsrail askerince şehit edilmesini. Zaten toplum olarak moralimiz bozuktu son zamanlarda. Gündem malum...

Ben ne yapabilirim? diye sordum kendime.

Bunca olanlar karşısında ben ne yapabilirim?

Eminim bu soruyu çoğu kimse kendine sormuştur. Yani sol yanında bir et değil de yürek taşıyan herkes...

Kendimce yaptığım şeyler vardı elbette. Ama içim, ah bu içim huzursuzdu yine de. Daha fazla şeyler yapmalı, deyip duruyordu durmadan.

İnsanın içi… O rahat olmadan hiçbir şeyi de rahat olmazdı ya.

Sonra merak ettim. Peki diğer insanlar?..

Onlar ne yapıyorlardı böylesi durumlarda?

Sokaktakileri kastetmiyorum elbette. Zira bir sokak röportajı yapamayacağıma göre bunu öğrenmek oldukça güçtü. Ayaküstü konuştuğumuz birkaç kişi de bana fikir verebilecek konumda değildi.

Sonra büyük bir insan kitlesinin, çoğunluğun bulunduğu sosyal medyadaki kalabalıklara bakmaya karar verdim. Bu tür toplumsal olaylarda ne yapıyorlardı, içlerini nasıl rahatlatıyorlardı?

Açtım sosyal medya sayfasının birini. Bu bahsettiğim haberler “ tt “ olmuştu. Yani herkesin gündemindeydi. En çok konuşulan, bahsedilen haber olmuştu. Bir yığın kalabalık orada ve aynı konuyu konuşuyorlardı. Bu konuşanlara bakıp kendime pay çıkarmak istedim. Bak bu iyi fikir, ben de böyle yapabilirim diyebileceğim şeyler aradım…

İsimlerine değil de yazdıklarına baktım. Ne yazmışlardı acaba. Zira yazı, insanın içinden gelen bir duyguydu aynı zamanda. Beyninden, yüreğinden, canından gelen şeylerin dilinden değil de, daha zor olanı, eliyle yeryüzüne çıkışıydı. Ki insan da sözünden tutulur ve oradan taşınırdı. Kalitesi, seviyesi bile onunla ölçülmez miydi?

Hani bir de Müslümansın kardeşim. “Bunca acı varken ne yaptın?” demez mi Yaradan!

Benim inandığım Allah derdi. Sorardı bu soruyu.


Neyse, okumaya başladım yazıları, tepkileri. Dediğim gibi, kendime gidilecek bir yol arıyordum. Bir yardımcı. İyi bir örnek…

Bakıp da, görüp de; bak ben de bunu yapabilirim, diyebileceğim bir şey işte.

Kimisi bu tür olaylar karşısında her zaman aynı tepkiyi gösteriyordu.

Aynı dil, aynı söylem…

Sanki aynı makineden çıkmış ürünler gibi.

Terör olayları karşısında zamanın iktidarını, iktidarın başındaki zatı eleştiriyorlardı. Eleştiri boyutunu da aşmıştı hatta. Direk suçlu olarak o kişi gösteriliyordu. Bu inandırıcı gelmiyordu zaten bana.

Çünkü aynı grup bir ara oynanan bir Milli maç yenilgisini bile o zata mal etmişti. Doğal afetleri bile ona mal edeni görmüştüm. Yağmur yağmayıp havaların kurak gidişini bile.

Yani suyunu çıkaranlar kitlesiydi bu. Bir beyni olanlar değil de bir beyinden yönetilenler kitlesi…

Ayrıştırıyorlardı. Birlik ve beraberlikten bahsetmiyorlardı. Ülke ve ümmet olarak bir birliktelikten bahsetmiyorlardı. Çözüm önermiyorlardı. Çözümsüzlük ve kaosa yardımcı olma yolundaydılar.

Geçtim onları.

Baktım az ileride Filistinli gencin katledişlini de o zata mal eden birileri var.

Yeniden geçtim o kitleyi.

Sonra birkaç değişik fikir edindim.

Bu arada telefonum çaldı. Bir arkadaştı arayan.

Onu sosyal medyada hiç görmemiştim. Yokmuş da zaten.

Ona sordum:

Gardaş, dedim, sen ne yapıyorsun ya hu!

Okuyorum, dedi hiç duraksamadan. Anlattı ne okuduğunu. Haftada mı? dedim

Yok, dedi. Her gün.

Hadi ya! dedim

Öyle, dedi.

Okuduklarını bir çırpıda saydı bana. Ne için okuduğunu da saydı.

Kimselerin görmediği yerlerde; evinin içinde, iş yerinde; düzenli olarak, ısrarla, devamlı bir şekilde Rabbine aynı şeylerden bahsedip O’na ricada bulunuyormuş. Ellerini uzunca süre açık tutup niyazda bulunuyormuş.

Onların içinde ben de vardım, Ümmette, Memlekette.

Dedim bunu bir tweet ile dile getireyim. Benim gibi ne yapmalı diyenlere bir fikir olsun en azından.

Baktım ki gündem değişmiş. Yani kimse yok ortalıkta. Başka birileri başka kelimelerle oynuyorlar.

Açtım sonra Fetih’i.

Baktım, Rabbim, benim güzel Rabbim; bana, içime, sıkıntılarıma, kaygılarıma sesleniyor:

“Gerçek şu ki, Biz sana tartışmasız bir zafer bahşettik….”

“İmanları iyice güçlensin diye müminlerin kalbine sekinet indiren O’dur.

Göklerin ve yerin görünmez orduları Allah’a aittir. Çünkü Allah her şeyi bilir, yerli yerince yapar.”

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner205