Dinci ve devrimci ham yobaz ve kaba softaların verdikleri fetvalar yüzünden birçok Müslüman filozofun 50’li yaşları zor gördüğünü, bazılarının zındıklıkla, mülhidlikle, dini ifsad etmekle, peygambere sövmekle, Peygamberi inkar etmekle, bozuk inançlı olmakla, antik filozofların fikirlerine inanmakla suçlanarak hunharca şehit edildiğini, zehirletildiğini, işkence gördüğünü; İbn Seb’în gibilerin binlerce kilometrelerce uzağa, Endülüs’ten Mekke’ye sığındığını, toplumda horlandığını; Ebu Hanife gibilerin hadis inkarcısı olmakla itham edildiğini ve hatta tekfir edildiğini; Hanefilerin aklı dinin yerine koymakla suçlanıp dalga geçildiğini; Maturidi gibilerin eserlerinin unutturulduğunu ve hatta Şii-Mutezilî olmakla suçlandığını; Nesîmi gibilerin derisinin yüzüldüğünü; Sühreverdi gibilerin cesedinin yakıldığını; Molla Lütfi gibilerin “ben bütün iftiralarınızdan uzağım” demesine rağmen boynunun vurulup gayr-i Müslimlerin yaşadığı bilinmeyen bir bölgeye defnedildiğini; Şeyh Bedreddin gibilerin iftira ile siyaseten katledildiğini, ama buna rağmen zındık kabul edildiğini, 19. Asırda bile Şeyh Bedreddin’in Varidat adlı eserini sahaflardan arayıp bulan Şeyhülislam Arif Hikmet Bey’in topladığı bu nüshaları yakmak suretiyle dine büyük hizmetlerde bulunduğunu (!!!), bir tek kitabını bile okumadan ve anlamadan, hakkında doğru dürüst bilgiye erişmeden, devrimci Nazım Hikmet’in Şeyh Bedreddin’i komünist diye gösteren destan yazacak kadar saçmaladığını ve İlahiyatçıların da çoğunun Bedreddin’i zındık zannettiğini; iki yüz yıldır sınıflarda sıralarda oturarak ders görmenin haram kabul edildiğini ve bu yüzden hâlâ yerlerde diz üstü çökerek ders görmenin ne kadar sevap olduğunun iddia edildiğini; günümüzde meşhur bir tarikatın merhum liderinin Musa Carullah gibi bir âlime, “öldüğünde koynundan haç çıktığı” iftirasını attığını ve kitabında ona “Moskof Carullah” diye hitap ettiğini; Türk Tatar ceditçi alimlerin hepsinin, 1910 yılında kadimci bir tarikat şeyhi tarafından Rus Çar’ına yazılan bir şikayetnâme ile dini bozmakla ve Panislamist-Pantürkist olmakla şikayet edildiklerini, böylece bölgede birçok medresenin tarumar edildiğini, birçok kitabın yok edildiğini, birçok âlimin sürgün edildiğini; bununla kalmayıp bölgedeki kadimci gelenekçi softaların, okuma yazmayı heceleme suretiyle öğretmenin haram olduğunu dava ettiklerini biliyor muydunuz?

Devam edelim; fıkhın, asırlardır İslam’ın kendisi zannedildiğini, İslam’ın kaynakları diye fıkhın kaynaklarının sayıldığını, bu yüzden filozof ve sufi fakihlerin bile çoğu zaman fıkhın şekilciliğine, siyasete, aklî çelişkilere teslim olduklarını, Yavuz döneminin meşhur şeyhülislamı Kemalpaşazade gibi çok önemli bir düşünürün, doğru bir şekilde, tasavvuf yolunun hak ve hakikat yolu olduğunu kabul ettiğini ve bunların ilmi alanda şeyhlerinin sözlerine değil ulemaya uymasının gerekliliği üzerinde durduğunu, bununla birlikte aynı şeyhülislamın, “Ya Allah“ demeyip “Ya Şeyhim” diye istimdad edene istiğfar lazım geleceğine fetva verirken ve satrancı mübah kabul ederken, düğünlerde davul zurna gibi sazlar çalmayı haram gördüğünü; yine, bir taraftan ilim ehlinden olmayıp şeyhlik davası edenlere tecdid-i iman lazım geleceğini söylerken, bir taraftan da şeyhlerin elinden tutup tevbe etmenin müstehap olduğuna fetva verdiğini, zorla bir kafire “Müslüman oldum” dedirtildiğinde Müslüman olacağını savunduğunu, bir taraftan İbn Arabî’yi savunurken, diğer taraftan onun yolundan giden Şeyh Bedreddin’in müridlerinin kestiklerinin yenilmeyeceğine hükmettiğini, buna karşılık Hz. İsa’ya Allah diyen Nasrani’nin kestiğinin yenilebileceğine fetva verdiğini, benim bunları sağdan soldan değil bizzat bu Şeyhülislam’ın fetvalarından yazdığımı biliyor muydunuz?    

Devam edelim, son şeyhülislamlardan tipik bir vahdet-i vücud karşıtı, felsefe ve yenilik düşmanı olan Mustafa Sabri’nin milli kurtuluş hareketine karşı çıktığını, buna destek veren pek çok müftüyü görevden aldığını, din ile siyasetin ayrılmayacağını iddia ettiğini, bunu yapan Türkiye Cumhuriyeti devletinin dinden çıkıp irtidat ettiğini, devlet irtidat edince milletin de irtidat etmiş sayılacağını savunduğunu, milli mücadele kazanılınca da Yunanistan üzerinden Mısır’a kaçtığını, buna rağmen Diyanet İslam Araştırmaları Merkezi’nin bu adam ile ilgili yakın zamanda övgü dolu bir toplantı yaptığını; Mevdudi’ye merdudi diyen ve her önüne geleni sapıklıkla suçlayan Necip Fazıl’ın Darülfünun Felsefe bölümünü bitiremediği halde Paris’e devlet tarafından felsefe öğrenmesi için burslu gönderildiğini, orada da eğlence, kumar ve bohem bir hayat yaşayıp yine bitiremeden döndüğünü, buna rağmen Türkiye’de dindar, milliyetçi ve muhafazakar kesimin dini ve ideolojik rehberi haline geldiğini, İmam Hatiplilerin, İlahiyatların idolü haline getirildiğini; bununla birlikte aynı şekilde Paris’e felsefe tahsiline gidip Sorbon’da yazdığı doktora tezi ile birinci olan Nurettin Topçu’nun üniversitede hoca bile yapılmadığını ve sözde İslamcı gençlerin, İmam Hatiplilerin, İlahiyatların neredeyse onu ve eserlerini hiç okumadığı ve tanımadığını; yedi güzel adam diye şişirilen ve gençlere model gösterilenlerin neredeyse hepsinin şair olduğunu; bunlardan biri olan Rasim Özdenören’in Mehmet Akif’in Safahat’taki şiirlerini anlamadığı, anlayacak birikimi olmadığı veya anlamak istemediği için kasıtlı bir şekilde tahrif ederek onu Batı’ya tapınmakla suçladığını, bununla kalmayıp yanında yetiştiği Necip Fazıl’ı, biraz milli konulardan bahsedince, faşist diye yanından ayrıldığı halde hiç sıkılmadan Necip Fazıl ödülünü aldığını biliyor muydunuz?

Devam edelim, yüzyıllardır İslam ulemasının önemli bir kısmının, vahdet-i vücudu gayet mantıklı bir şekilde yorumlamasına ve olumlamasına rağmen bunlardan çoğunun filozofların yaratılışla ilgili, neredeyse vahdet-i vücud nazariyesi ile aynı olan sudur nazariyesi veya nur metafiziği ile ilgili görüşlerini küfür gördüklerini; Gazali’nin filozofları küfürle itham ettiği bütün konuları, sonraki yazdığı eserlerde, bilhassa Mişkatü’l-Envar’da, kendisinin de savunduğunu; Gazali’nin, düşünce tarihinde, ilimleri, imana faydası ve zararı bakımından sınıfladığını ve böylece fen bilimleri düşmanlığının önünü açan ilk kişi olduğunu; tarih boyu filozoflarla sufilerin çoğunlukla aynı görüşte oldukları ve Maturidi’nin görüşlerinin Farabi ve İbn Sina ile birçok noktada aynı olduğu halde filozofların birçok alim tarafından İslam düşünürü bile sayılmadıklarını; yine bununla ilgili olarak tasavvuf ve kelamın bugünkü İlahiyatlarda temel İslam bilimi olarak görüldüğünü, ancak konuları aynı olduğu halde İslam felsefesinin dışarıda bırakıldığını; fıkıhçıların İsagoji adı verilen Aristo mantığını okudukları halde fıkhın mantığından bahsettiklerini, 17. Asır Osmanlısında selefi çizgideki ve şiddet yanlısı Kadızadeli vaizlerin her önüne gelen hususu bidat ve haram diyerek suçlayıp sağa sola saldırdıklarını, topluma şekil vermeye kalktıklarını, bu konuda devletten destek gördüklerini, hatta semanın haram olduğuna dair Şeyhülislam Bahai Mehmet Efendi’den fetva bile aldıklarını, tekke ve zaviyelere saldırdıklarını, devletin başına bela olunca da çoğunun katledildiğini biliyor muydunuz?

Bütün bu bilgilerin yanında, İslam’ın Müslümanların yaptıklarından münezzeh bir akıl, ilim ve hayat dini olduğunu, her zaman tefekkürü, araştırmayı ve mutlu olmayı emrettiğini, dünyada kendimize ve topluma adalete, saadete dayalı bir erdemli devlet kurmadan ahirette de saadeti ve cenneti beklememiz gerektiğini, bütün olumsuzluklara rağmen İslam düşüncesinde  umutsuzluğun küfür, mutsuzluğun ahlaksızlık kabul edildiğini ve bizim, tarihte şu sözlerle bu zihniyetten şikayet eden Şeyhülislam Yahya gibi şeyhülislamlarımızın da bulunduğunu biliyor muydunuz?:

“Mescidde riyâ-pîşeler etsin ko riyâyı,
Meyhâneye gel kim, ne riyâ var ne mürâyî.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehammed 2017-10-31 18:25:53

Kur'andan kopuşun tarihi kronolojisi:
Hicri 1-2. asır: Uydurma hadis çağı. [Kur-an, uydurma hadisin arkasına ikincisi sıraya itildi.]
Hicri 2-3. asır: Taklitçi fıkıh (mezhepcilik) çağı.[Kur-an, fukaranın yorumunun da arkasına 3. sıraya itildi.]
Hicri 3-4. asır: Akla, felsefeye ve dünyaya düşman tasavvuf dönemi. [Kur-an, tamamen hayatın dışına,ölüler dünyasına sürüldü]
Sonuç: 1-İslam dünyası 10 asırdır Kur-ansız yaşıyor, ilk üç asrın mirasını yiyor.
2- Kur-an ölüler ve üfürükcüler kitabı oldu.
3- Ses yarışmalarının güftesi haline getirildi.
4- Allah ile aldatmanın aracı haline getirildi.
5 Yaşadığı çağa dair hiçbir ilim, kültür ve medeniyet üretemeyen bir islam dünyası doğdu.
6- Hiçbirşey üretemeyen milletler sonunda birbirini tüketir ve İslam dünyası şuan birbirini yiyor.
7- Şuan İslam dünyası 14 asırlık tarihinin en dip noktasında tükenmişliği, mezalimi, rezilliği ve kepazeliği yaşamaktadır.
8- Bu tükenmişlikten kurtulmak için hiçbir umut ve ışık vermemektedir.
9- وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
"Allah aklını kullanmayan toplumları pisliğe boğar." (yunus/100)

Avatar
Kamil Tuncel 2017-10-31 20:07:11

Sayın hocam. Kaleminize ve gönlünüze sağlık. Saygı ve muhabbetlerimle.

Avatar
abdullah 2017-11-01 02:57:54

keşki 65 yıldır ilahiyatların bir hamdi yazır bir ömer nasuhi bilmen bir ali haydar efendi bir müslümanlara ciddi örnek ve önder olabilecek islam alimi yetiştiremediğini söyleyebilseydiniz.

Misafir Avatar
abdullah 2017-11-03 11:18:05 @abdullah

yeloğlu kardeşim kim kimi putlaştırıyor Allahtan kork. saygısızlık etmiyoruz deyu putperest mi olduk. onlara hatasız diyen bir Allahın kulu mu var. kendi kendinize bir şey uydurup samimi, saygılı müslümanları putperestlikle itham ediyorsunuz.

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
yeloğlu 2017-11-01 23:06:07 @abdullah

abdullah kardeş keşke siz de çağımızdaki alimlerin kıymetin ölmeden önce bilseydiniz.keşke siz de geçmiş alimlerin de hatalı olabileceklerini ve onların putlaştırılmamasını kabul edebilseydiniz .keşke siz de çağımızın ihtiyaç ve şartlarına göre kuranı hayata taşıyan ve müslümanların saadeti için yorum yapan ve fikir üreten ictihat yapan alimleri reformist,oryantalist mezhepsiz diye yaftalamasaydınız

Beğenmedim! (4)
Avatar
abdullah 2017-11-01 02:54:37

keşki bugün bazı ilahiyatçıların söylemleriyle ve yaşantılarıyla insanları dinden soğuttuğunu söyleyebilseydiniz.

Avatar
abdullah 2017-11-01 03:02:59

keşki kur'an da kehf suresinde ki bilge kişi hakkında ""sözde bilge kişi" diyen, çocuk yaşta evlilikleri anlatırken peygamberimiz (a.s) ın adını sırıtarak telaffuz edeni de söyleyebilseydiniz

Avatar
abdullah 2017-11-01 03:06:17

keşki ilahiyat hocalarının bir çoğunun camiden cemaatten kopuk bir hayat yaşayarak müslümanlara olumsuz örnek olduklarını söyleyebilseydiniz.

Avatar
abdullah 2017-11-01 02:42:39

keşki bu gün bazılarının şefaat ya resulellah dedi diye tekfirin en ağır çeşidi olan müşriklikle itham edildiğini bunun ciddi kardeş kavgasına neden olabileceğini söyleyebilseydiniz.

Avatar
abdullah 2017-11-01 02:50:20

keşki mutezilenin hakimiyyeti döneminde esir müslümanları yurtlarına kabul ederken kur'an mahluk değildir diyenleri müslüman kabul etmeyip islam diyarına sokmadığını söyleyebilseydiniz

banner274

banner273