Tarih boyunca Müslümanlar mescit yapımı ve imarı konusunda hiçbir fedakarlıktan  kaçınmamışlardır. Her gittikleri yerlere mescit taşımışlardır. Hz. Peygamber: “Kim Allah için bir mescid yapar ya da yaptırırsa, Allah da o kimseye cennette bir köşk ihsân eder” buyurarak mescid yapmayı teşvik etmiştir. Şâirin “çil çil kubbeler serpen ordu” dediği gibi, atalarımız fethettikleri topraklara külliye biçiminde camiler yapmışlardır. Camiler, o toprakların İslam oluşunun da bir mührü ve tapusu hüviyetinde olmuştur. Unutmayalım ki, kurtuluş savaşımızın fitili, camilerimizde ateşlenmiştir. Millî şâirimiz Mehmed Akif Ersoy’un  Kastamonu Nasrullah camiinde yaptığı vaazlarla halkımız vatanın kurtuluşu için cephelere koşmuştur. Bugün de camilerimizden bilgi ile aydınlanan halkımız, aynı şekilde birlik ve beraberlik ruhunu büyük oranda bu mabetlerin ruhaniyetinden almaktadır.              

Mescid ve camilerin her biri Ka’be’nin şubesi gibidir. Kuran’a göre Kabe, bir hidâyet vesilesidir. (Âl-i İmran 3/96). Dolayısıyla bütün camiler de Kabe’nin bir şubesi olduğuna göre, hepsi de aynı amaca hizmet etmektedirler. Hidayet, insanın kendisini emniyette hissetmesi olayı olunca, manevi bir sığınak kılınan Kabe ile müminin tavafla bütünleşmesi, inanç ve düşünce hayatında gönlünü tezkiye etmede önemli bir basamak oluşturur. Amerika’lı zenci Müslüman hareketi önderi Malcolm X (ö. 1965), “ırk ayrımcılığının olmadığı gerçek kardeşlik anlayışını Kabe’de gördüm” diyerek gerçek İslam’la buluşmasını bu kutsal mekan sayesinde sağlamıştır.

Camilerin manevi imarı kadar,  maddi imarı da son derece önemlidir. Tarihi camilerimizde olduğu gibi, yeni yapılan camilerde de göze ve duygulara hitap edecek düzeyde İslam sanat ve mimarisi ön plâna çıkarılmalıdır. İhtiyaç fazlası, sanat zevkinden uzak, birbirine yakın çok cami yerine; sanat eseri niteliğinde camilerin inşasına ağırlık verilmelidir.

Tarihsel süreçteki külliye geleneği yeniden yaşatılmalıdır. Camilerimizin çevresi, okuma salonları, düşünce merkezleri, aşevleri vb gibi müesseselerle  şekillendirilmelidir. Ayrıca, çevre düzenlemesine önem verilmelidir. Evlerin ve dükkanların sarmaladığı tarihi camilerimizin çevresi açılarak, tarihi görünümü önplâna çıkarılmalıdır.  Bu konuda vakıflar ve yerel yönetimlerin çabalarına her türlü destek verilmelidir. Günümüz, biraz da imaj çağıdır. Camilerimiz mimari ve estetik açıdan çekici olmalıdır. Çünkü, estetik, insanda hoşlanma duygusudur. Dolayısıyla, sanat zevkini okşayıcı bir mimari özellikte yapılan camiler, hem ibadet açısından manevi hazzı artırır ve hem de temsil yönüyle İslam dinin tebliğine yardımcı olur.

İslam tarihinde camiler sadece okul olarak değil, ıslahevi olarak da kullanılmıştır. Bu vereceğim örnek, aynı zamanda suçluların rehabilite edilerek tekrar topluma kazandırılmasının da iyi bir örneğini oluşturur. Takriben hicrî V. Senede  Müslümanlar Necid bölgesine bir gazve düzenlerler. Burada Necid’li reis Sümâme b. Usal’ı esir olarak yakalayıp Medine’ye getirirler ve kılınan namazı izleyebilecek şekilde Mescid-i Nebî’nin bir köşesine bu reisi hapsederler. Hergün insani yardım olarak onun yiyecek, içecek ve her türlü tabii ihtiyacı temin edilir. Hz. Peygamber, camiye her gelişinde onu İslamiyet’e davet eder. Fakat Sümame her seferinde şöyle cevap verir: “Para istiyorsan sana para verebilirim. Beni öldüreceksen kan dökmüş olan birisini öldürmüş olacaksın.” Üç gün müddetince Hz. Peygamber, onu İslam'a davet ettiğinde, cevabı değişmedi. Hz. Peygamber üçüncü günü de ondan aynı şeyi duyunca, onu serbest bıraktı. Camiden çıkan Sümame bir gusül abdesti aldı ve sonra camiye geri gelerek, sevinçli bir şekilde Müslümanlığını ilan etti. İlâve olarak: “Ey Muhammed! Şimdiye kadar, benim en çok nefret ettiğim şahıs idin. Fakat şu andan itibaren yeryüzünde en çok sevdiğim şahıs durumundasın.”

Camilerin birinci fonksiyonu, namaz kılma mekânı oluşudur. Namaz, bağımsızlığın simgesidir. İşte namaz, tevhidi en güzel bir şekilde sembolize eder. Toplu namazlarda, Gayr-i Müslimlerin bu olayı canlı olarak izlemeleri onlar üzerinde müthiş bir etki yaratmaktadır. Kendisinden dinlediğim kadarıyla Kanadalı bir bilim adamının hidâyet öyküsü, Fas’ta bir camide izlediği ve gözlemlediği namaz sayesinde olmuştur. Onun için turistlerin camilerimizi gezmelerinde böyle faydalar da vardır.

İslam tarihine baktığımız zaman, Müslümanlar Kur’an’ın bir emri olduğu için, gayr-i müslimlerin ne havralarına ve ne de kiliselerine dokunmamışlar, hatta onların mabetleri kadar kültür varlıklarının ayakta kalması yolunda  büyük gayret sarf etmişlerdir. İstanbul’u fetheden atamız Fatih Sultan Mehmet, yayınladığı fetih bildirisiyle, Müslüman’ı camide, Yahudi’yi havrada, Hıristiyan’ı kilisede görmek istemesi, dinî hoşgörü açısından  büyük bir olaydır. Bugün, İslam memleketlerinin birçoğunda, gayr-i müslim ahalinin mabetleri ayakta durmaktadır. Bu elbette, İslam’ın diğer din mensuplarına, onların mabet ve kültürel varlıklarına tanıdığı hoşgörünün bir neticesidir. Maalesef, günümüzde bile, Müslümanların bu hoşgörülü yaklaşımını, bazı Müslüman olan ve olmayan ülkelerde varolan İslam medeniyetinin canlı âbideleri Osmanlı eserlerine karşı bulamıyoruz. Özellikle Balkan coğrafyalarında  Türk-İslam medeniyetine ait, tarihi eserlerimiz, başta camiler, hamamlar, çarşılar, medreseler vb. gibi kültürel varlıklarımız yok edilmektedir. Bosna-Hersek savaşında Sırpların önce cami, minare ve Osmanlı yadigarı Mostar köprüsü gibi tarihi köprüleri vurduğunu gözlerimiz yaşararak seyrettik. Bugün ata yadigârı olan bu camileri ve tarihi Mostar köprüsünü tamir etmek ve yeniden yapmak yine aziz milletimize nasip olmuştur. Bu da milletimiz için gurur vericidir.

Camilerimiz, açık üniversite gibi, birçok fonksiyonu yerine getiren, çok amaçlı müesseseleredir. Bu fonksiyonlardan birisi de cami cemaatinin eğitimi ve öğretimidir. Bu açıdan camiler, yaygın eğitim kurumlarına en güzel örnek teşkil ederler. Her şeyden önce, cemaatin, bu mekanlarda yapılan vaazlarla, Cuma ve bayram hutbeleriyle helal, haram gibi en azından ilmihal konularındaki  bilgileri artar. Ayrıca, camilerimizde bugün Diyanet İşleri Başkanlığımızın “Cami Dersleri”  başlatması, geleneğin yeniden ihyâ edilmesine yönelik bir girişimdir. Çünkü, asr-ı saadette, gerek mescid-i nebîde bulunan ‘suffe ashâbı’nın eğitimi ve gerekse, İslam tarihinde camilerimizde değişik ilimler dalında ilim halkaları oluşturulmuş, birçok bilgin camilerden aldığı bu dersler sayesinde dinî otorite makamına yükselmişlerdir.   Bu cami derslerinin verimli olabilmesi için yapılması gereken bazı hususlar üzerinde fikir yürütmek gerekir.

Camide cemaatle namaz kılmanın  sosyal açıdan olduğu gibi psikolojik açıdan da sayısız yararları vardır. Namaza katılanlar arasında bir nevi sosyal açıdan grup arkadaşlığı meydana gelir. Bu durum, kişilerin birbirine güven duymalarını artırır, toplumsallaşmalarını sağlar. Neticede, insanlar birbirlerinin samimiyetine güvenerek her türlü problemlerini birbirlerine açarak itirafta bulunurlar ve ruhen rahatlarlar. İşte camide toplu namaza katılmanın “grup terapisi” açısından böyle bir yararı vardır. Yine cemaatle kılınan namaz “vehimli” kimselerin tedavisinde son derece önelidir. Örneğin, bazı kimseler, abdest ya da namaz konusunda hep vesvese taşırlar. Kaç rek’at namaz kıldığını ya da namazda ne okuduğunu birbirine karıştırarak, hep yanılgı psikolojisi içinde bulunurlar. Böylesi şüphelerden kurtulmanın yolu, namazları cemaatle kılmaktır.

Ayrıca burada önemli bir hususa dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 18 Mayıs 2002 tarihinde İstanbul’da düzenlemiş olduğu “Güncel Dinî Mes’eleler İstişare Toplantısı’nda aldığı tavsiye kararlarından birisi de  kadınların cemaat namazlarına katılmalarıyla ilgilidir. Yapılan bu toplantıda “kadınlar günlük namazlara, bayram, Cuma ve cenaze namazlarına iştirak edebilirler. Hz. Peygamber dönemindeki uygulama dikkate alınarak, Cuma ve Bayram namazlarına kadın ve çocuklar özendirilmesi gerekir” denilmektedir. Bu güzel bir tavsiyedir. Maalesef bizde sadece kadınların teravih namazına katılmaları gelenek haline getirilmiş, diğer namazlar konusunda yasakçı bir zihniyet teşekkül ettirilmiştir. Bunun değiştirilmesi gerekir. Camilerimiz, kadın cemaatimizin de namaz kılacağı şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Çocuklarımızın ve gençlerimizin cami ve cemaat sevgisi küçük yaşlardan itibaren başlar. Bu sebeple, özellikle çocuklarımızı hiç olmazsa, mübarek gecelerde ve dinî bayramlarda camiye getirmeliyiz. Orada başta Kur’an olmak üzere okunan mevlid-i şerifler ruhlarına büyük etki edecektir. Ayrıca, camiye gelen bu çocuklarımıza şeker türü yiyecek ve okumak için çocuk kitapları dağıtılırsa onlar bu mekânlara daha çok dost olacaklardır. Burada cami cemaatimize de büyük görevler düşmektedir. Camiye gelen çocuklarımıza karşı müşfik davranılması gerekir. Onlara sevgi ile yaklaşılmalıdır. Kısaca, günümüzde çocuk suçluluğunun arttığı bir dönemde, onları yeniden kazanmanın bir başka yolu da cami ve cemaati sevdirmekten geçtiği unutulmamalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.