Niyetiniz bal almaksa arı kovanına çomak sokmayacaksınız. Papatyalar, sümbüller devşirmek istiyorsanız bahara düşman olmayacaksınız. Geleceğe dair ümitleriniz varsa bu gün duruşunuzu bozmayacaksınız. Kim ne derse desin. Ne yaparsa yapsın. Bizim yüzümüz hakka dönükse yürüdüğümüz yolun çiçekli veya dikenli olmasının ne önemi var.

Hayatta her şeyin bir hali bir duruşu bir yaradılışı bir amacı var. Ya benim duruşum !

Sahi ben hayatın neresinde duruyorum. Hayat benim neremde, Yoksa bir dilim ekmeğin zebunu mu? oldum.  Nerede benim mücadelem. Nerede Cihadım. Ne halde camim cemaatim.

Sahi cami benim için ne ifade eder.

Zamanımın ne kadarı camide geçer benim. Ben caminin içinde suyun içinde balık gibiyim öylemi?

Cami sadece kocaman bir seccade mi ? yüzlerce insanın namaz kıldığı, sonrasında hızla dağıldığı.

Oysa Kubbeler bir ses bekliyor, minare bir haykırış:

Nereye gidiyorsunuz kardeşlerim!

Gelin size Rabbimizi anlatayım.

Gelin size peygamberimizi anlatayım.


Gelin sohbet edelim.  Feyizden hisse kapalım. Birlikte ruhumuzu arındıralım.

Cami böyleydi, Efendimizin zamanında; efendimiz öyleydi mescidinde. Asırlar bu kadar mı?uzaklaştırdı gönüllerimizi camiden. Neden koşarcasına aceleyle çıkılır.

Diyanet İşleri Başkanlığımız, imamların "caminin imamı" olması yanında "mahallenin imamı"  olmasını da istiyor. Çok sayıda görevli, cemaatin kendilerini "namaz kıldırma memuru" olarak görmesinden yakınıyor.  Bireysel dindarlık artıyor, fakat cami merkezli cemaat dindarlığı geriliyor.

Gün toparlanma kendine gelme günüdür. Elimizdeki tarihi fırsatların farkında olalım. İnsanlık bizden çok şey bekliyor. Ecdadımız bizi seyrediyor manevi iklimlerden, sanki Şeyh Edebali Hocalarımızasesleniyor  adeta:

“Ey Hocam!

Rehbersin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana...
Güceniklik bize; gönül almak sana.
Suçlamak bize; katlanmak sana.
Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana.
Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.
Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey Hocam!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Rehberliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin.

Ey Hocam!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın! Sabır çok önemlidir. Bir hoca  sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir.
 
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlıyı 600 sene yaşatmıştır.)

İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez! Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Hocam! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.

Selam ve Dua ile


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.