İslam Dini, insan türünün, yeryüzünde kulluk görevini ifa etmesi için gereken bütün tedbirleri almış ve kolaylıkları sağlamıştır. Canını, malını, neslini, aklını ve dinini mukaddes ve onurunun ifadesi saymış, her türlü saldırıya karşı koruma altına almıştır. Bu mukaddesatın çiğnenmesine tevessül edilmesine rıza göstermemiş, her çeşit olumsuz girişimlerim faillerini tel’în etmiştir.
 
İnsan onurunu koruyup kollayan ve ona dünya ve ahiret mutluluğu sağlayan dinin, zaruri unsurlarına müdahale hakkı hiç kimseye verilmemiştir. Bu nedenle bir insanın öldürülmesi bütün insanlığın öldürülmesine benzetilmiş, doğuştan getirilen hak ve özgürlüklerin keyfi ve indi sebeplerle kısıtlanması doğru bulunmamıştır. İslam’ın müdahaleden men etiği beş temel unsurdan biri olan mülk, aynı anda üzerinde özgürlüklerin yaşandığı vatandır. Zira vatan korunmaz yahut korunamazsa münferit mülklerle birlikte özgürlüklerin korunma imkânı da kalmayacaktır. O halde bütün özgürlüklerin serbestçe kullanılabilmesi, bağımsız bir vatanla imkân bulabilir. Mekke’den Medine’ye hicretin asıl gayesi ile Bedir, Uhud ve Hendek savaşları başta olmak üzere bütün savaşların vuku bulma sebebi de ilahi lütuf ve ikramların özgürce yaşama isteğidir. Bedir Harbi’nde bir gece herkesin uykuya daldığı sırada bir ağacın altında namaz kılmakta olan Allah Resulü (sav), ağlayarak; “Ya Rabbi! Sen şu bir avuç topluluğu helak edersen, artık sana yeryüzünde hiç ibadet olunmaz” diye yalvarması, vatan savunmasının ehemmiyetini göstermekte, İslam bilginlerinin sonradan dile getirecekleri vatan sevgisinin imandan olduğuna, hiç kimsenin müdahale hakkı olmadığı Zarurât-ı Diniyye’nin muhafazasının ancak vatanın korunmasıyla mümkün olabileceğine işaret etmiştir.
 
İnsanlık tarihi boyunca üzerinde yaşayanları dış tehlikelere ve tehditlere karşı koruyan ve güven hissi veren nice vatan, düşman güçlerinin saldırılarına hatta istilasına maruz kalmış, onun korunması için can dahil bütün varlığın feda edilmesi zarureti hasıl olmuştur. İslam, vatan savunması için harcanan zamanın en kıymetli zaman dilimi, bunun failini de itibar sahibi kılmıştır. Kur’an’da Allah yolunda öldürülenlere ölüler denmemesi gerektiği; onların, akli muhakemeleri aşan bir tarzda Yüce Allah katında yaşamakta ve rızıklandırılmakta oldukları bildirilmiştir. Mukaddes değerler ve bu değerlerin korunarak hayat bulduğu vatan yolunda canından vazgeçen mümin, bu ulvi gayeyi gerçekleştirme uğruna göstermiş olduğu fedakârlık sebebiyle Allah’ın sıfatlarından birini isim almaya hak kazanmış ve insan havsalasını aşan ilahi ikrama mazhar olmuştur. İnsanı yok etme ameliyesi üzerine kurulu olan savaş eylemini cihada dönüştüren, bütün dünyalıklardan vazgeçerek en büyük gaye olan Allah’ın dinine yardım amacıyla yapılıyor olmasıdır. Bu sebeple şehitler bir beşerin erişebileceği en büyük ikinci mertebeye hak kazanmışlardır. Öyle ki, hadislerde şehidin, Cennette izzet ikram görmesine rağmen yeniden dünyaya dönerek tekrar tekrar şehit olmayı isteyeceğinin haber verilmesi, şehitliğin Allah katındaki değerine işaret etmektedir.
 
Yakın tarihimizde ecdadımızın maruz kaldığı zulüm ve işgallere karşı ortaya koyduğu birlik ruhu ve mücadele azmi, Kur’an ve Sünnet’ten beslenen İslam kültür ve medeniyetinin sinelerde bıraktığı derin izlerin işaretidir. Bedir’de, Uhut’ta ve Ahzab’ta… ilk Müslümanlar hangi gerekçeyle saldırıya maruz kalmışlarsa, Çanakkale’de ve diğer cephelerde de ilk nesil Müslümanlarının yolundan giden ecdadımız aynı gerekçelerin kurbanı olmuştur. Tevhitle şirkin, adaletle zulmün amansız mücadelesinde değişen sadece zamanın öğüttüğü insanlar olmuştur. Bu sebeple asırlar sonra peygamberinin adını taşımakla iftihar eden bir vatanperver asırlar öncesinden gelen peygamberinin sesini işitircesine Çanakkale kahramanlarını Tevhîd’i kurtaran Bedr’in Arslanlarına benzetmiş, İstiklâl Şâiri nitelemesine hak kazanmıştır.
 
Çanakkale’de, dilleri, renkleri ve simaları farklı beşer kalabalıkları, emperyalist güçlerin modern donanmasıyla ilkel zamanlarda eşine az rastlanır rezil bir istilaya ve vahşete alet edilmiştir. Milattan öncesi ve sonrasıyla ta yirminci asra kadar insani değerlerde var olma mücadelesinde kaybolan Avrupalının, beşer hukukunu çiğneyerek küçücük bir kara parçasına yüz binlerle hayâsızca saldırısı, ancak yırtıcılara layık bir üstünlük göstergesi olabilir.
 
İnancın teknolojiye, ateşe ve baruta; insanlığın vahşete üstünlüğünü simgeleyen Çanakkale Zaferi’nin Aziz Kahramanlarını, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere, Zaferin 100. Yılında rahmetle ve şükranla anıyor, Yüce Mevla’dan mükâfatlar diliyorum. Her anışın ve her seslenişin binlerce dua, tazarru, niyaz ve yakarış olmasını umuyorum.
Dualarda buluşmak dileğiyle… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.