Çakma şeyh Hüseyin Avni Kansızoğlu'na akredite!

Bu gün çakma şeyh Hüseyin Avni Kansızoğlu’nun patavatsız mektubunu değerlendirmeye kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Çakma şeyh Hüseyin Avni Kansızoğlu'na akredite!

Bu gün çakma şeyh Hüseyin Avni Kansızoğlu’nun patavatsız mektubunu değerlendirmeye kaldığımız yerden devam edeceğiz.

İsmet Demir
İsmet Demir
06 Şubat 2017 Pazartesi 07:59
Çakma şeyh Hüseyin Avni Kansızoğlu'na akredite!
banner221

DiNiHABERLER.COM / öZEL


Birinci yazımızın ardından ezberi bozulan İsmailağa cemaati mensupları epey bir tepki verdi. 
Kendileri ona buna bol bol hakaret eder her zaman ve zeminde tekfir ederken pek bir keyif alıyorlardı.
İmamı Rabbani’yi deşifre ettiğimizde zaten hafiften hafiften bir kıpırdanışları yok değildi. Ama bu defa vuruş Kansızoğlu’na olunca dayanamadılar. 
Nasıl olurda koskoca muhaddise “şarlatan, cahil ve terbiyesiz” dermişiz. 
Kansızoğlu, dinihaberler’e “cahil, terbiyesizve tetikçi” derken alim oluyor ama biz kendisine aynı sözleri söyleyince bir anda “FETÖ’cü, şii, sapık, vahhabi, selefi…” oluyoruz.
Şarlatan dedik de isabet etmişiz. Şarlatan ne demek? Türk Dil Tarih Kurumu; Şarlatan,“Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse…” 

CAHİL HALİYLE DİYANET’E POSTA KOYMAYA KALKTI

Eee! Yalan mı söylemişiz yoksa iftira mı atmışız. Bilmediği halde alim geçinip peşine binleri takıp ümmeti parçalayan biz miyiz? 
Hayır!
Koskoca Diyanet İşleri Başkanı’na posta koyma hadsizliğinde bulunan biz miyiz?
Hayır!
Yani Diyanet’e posta koyarken bir cümle ile isabet etseen başta biz kendisini alkışlayacağız. Ama yazının neresini tutsan enaniyet, cahillik, kibir ve budalalık akıyor.
Kansızoğlu haddini aşınca bize de kendisini deşifre etmek kaldı.
Panik bunun paniği…
Ne güzel birleşiyordu İmamı Rabbaniciler, “Falan mealcidir. Vurun boynunu!” 
“Bu, adam şeyhimize laf etti. Şiidir!”
“Bu, bize müşrik dedi. Mealcidir!”
“Bu, bize laf etmiştir. Fazlurrahmancıdır!”
“Dinihaberler denen site bize dokunmuştur. Lağımçukurudur, fetöcüdür, şiidir!” 


ARTIK DİNİHABERLER VAR

Eski çamlar bardak oldu Kansızoğlu!
Artık öyle esip gürlemek. Ötekileştirmek, tekfir etmek yok.
Uluorta iftira etmek de yok.

Artık Dinihaberler var ve attığın iftiraları ispat edeceksin. Kim şii ise kim fetöcü ise kim akılcı ise kim kafir ise Kur’an’dan deliller getireceksin, şarlatanlardan değil.
Dinihaberler uzman kadrosuyla dinin genleriyle oynamaya kalkan “tarikatçı, şii, vehhabi, selefi, modernist, reformist, nurcu, Süleymancı, alevi, akılcı, nakilci, mealci…” kim varsa anında deşifre eder ve rezil etmekten de geri durmaz.

Birileri bizim onurumuz, şerefimiz, namusumuz, kimliğimiz, dünya ve ahiret saadeti olan dinimiz ile oynayacak biz de seyirci kalacağız öyle mi?
Kimse kusura bakmasın! Birileri Allah’ın dinini bozarken utanmıyorsa biz Allah’ın dini bozanları deşifre etmekten asla utanmayız.
Her ne ise biz konumuza geçelim…

TEKFİR ETMEYECEKSİN!

Hatırlama sadedinde ilk yazımız Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in cemaatler buluşmasına giden yolda tavsiye ettiği beş maddeden ilki olan “tekfir etmeyeceksin” maddesine yönelik Hüseyin Avni’nin saçma sapan eleştirisine cevaptı. 

Hüseyin Avni, “Yahudi, Hristiyan ve ateistleri de mi tekfir etmeyeceğiz” deyip cehaletini ortaya koymuştu. Oysa Tekfir, gayri müslimler gibi küfrü açık olanlar için kullanılan bir kavram olmayıp Müslüman olduktan sonra küfrünü açıkça ızhar eden kimseler için kullanılan bir kavramdı.

Tekfirciliğe pek bir meraklı olan İmamı Rabbanici güruhun bu alışkanlığı kendi düştükleri bataklığın genişliğinden kaynaklanıyor. İslam’ın genleriyle oynamayı bilen İmamı Rabbani ve izinden gidenler keşf altında İslam’a soktukları batıl inançlarını, savunmaktan aciz olunca saldırmayı en tercih edilebilir yol olarak kullanıyorlar.

Kansızoğlu, “şefaati kabul etmeyen ve Hz. Adem’in babası olanları tekfir etmeyecek miyiz?” diye soruyor da mektubatında saçma sapan görüşleriyle tekfirin ötesinde fikirleri bulanan İmamı Rabbani’yi ise kurtarma derdine düşüyor.

Kansızoğlu, tekfir ettiği insanlardan önce ardına düştüğü İmamı Rabbani’nin ört pas ettiği haltlarını görebilse ömrünün son günlerini tövbe istiğfar ile geçirse yeridir.
Kansızoğlu, Mehmet Görmez’in ELEŞTİRMEYECEKSİN açıklamasına, “İslami camialarda böyle yapan mı var? Sonra, kim, kimi ötekileştiriyor? Ayıp denen bir şey var…” cevabı ile bütün cemaatleri utanmadan sıkılmadan gül gibi geçinen cemaatler olarak gösteriyor.

İKİ PARAGRAF YAZI DA BÜTÜNLÜK SAĞLAYAMAYAN DİNDE NASIL SAĞLASIN

Hüseyin Avni, Mehmet Görmez’i eleştireyim derken bir paragraf sonra kendi kendini yalanladı. İki paragraflık yazıda bile konu ve anlam bütünlüğünü sağlayamayan sahte şeyhin anlattığı dinin nasıl bir din olduğunu varın siz düşünün.

Madde 1- 

Kendi cemaatleri dışında dünyayı görmekten aciz Kansızoğlu, İslam ülkelerinde ve özellikle Pakistan’da devam eden iç savaşı galiba Müslümanlarla Haçlılar arasında devam eden bir savaş zannediyor olmalı.

Herkes gibi Kansızoğlu’da iyi biliyor ki “İslam ülkelerinde devam eden savaş,Kansızoğlu gibi cahillerin saptırdığı gençlerin kendi dünya görüşlerini Kur’an’a eşitlemesi ile kendileri dışında tüm Müslümanları boynu vurulacak kafir görmelerinden kaynaklanıyor.”

Diyanet’i utanmadan “Kim,  kimi ötekileştiriyor?... Yoksa sizde mi milleti şirkle suçlayanlar gibi düşünüyorsunuz?” diye suçlayan Kansızoğlu;

“Amerika’nın köpeği olmuş Fetullahçıları, 
Risaleler dışında başka kitap okumaya ne gerek var deyip risalelerle kurtuluşa erdiğini düşünen nurcuları, 
Kendilerini hak görüp kendileri dışında herkesi batılda gördüğü için mescidi dırarlarında Cuma namazı kılan Süleymancıları, 
İmamı Rabbani’yi eleştirilmez görüp eleştirenleri terbiyesiz ve cahil gören Kansızları, 
Tevhit dışında gerçek yok deyip kendisi dışında herkesi putperest gören Adanalı Rus Ajanının Vakfını, 
Şeyhi olmayanın şeyhinin şeytan olduğunu iddia eden tarikatçıları,
Kansızoğlu ve tarikatçıların tekfir ettiği mealcileri, fazlurrahmanın takipçilerini, hadis inkarcılarını, İrancıları, Şiileri…
İslami kesimin karşısında konuşlanmış Kemalistleri, Komünistleri, ateistleri…” aynı yerde gül gibi geçiniyor sanıyor.

UTANMADAN BİR DE ALLAH’I KENDİNE ŞAHİT TUTUYOR

Madde 2-

Birinci paragrafta “Diyanet’i ötekileştiren mi var?” deyip suçlayan şeyh müsveddesi ikinci paragrafta ise “Nasıl olur da ötekileştirmeyelim!” deyip “ötekileştirmesi” gerektiğine bir de Allah’ı şahit tutuyor.

Kansızoğlu’nun örnek verdiği ayetler ne yazık ki her bir cemaatin kendini kurtarıcı ve bir o kadar da karşıya saldırması için gerekçe olarak kullandıkları ayetler.
“İman eden kimse, fasık olan (yoldan çıkmış) kimse gibi midir? Bunlar asla eşit olmazlar.” (Secde Suresi, 18.ayet)

“İsrailoğullarından küfredenlere, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir. Bu (lanet), isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir. Yapmakta oldukları münkerlerden (çirkin işlerden) birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi.” (Maide Suresi, 78-79.ayetler)

Oysa bu ayetler de “fısk, isyan etme, haddi aşma, yapıla gelen münker” haddi aşma nedeni, birbirilerini sakındırmama ise kötü bir iş olarak zikrediliyor. Bu sayılan münker işler şu an Kur’an’ın tanımladığının dışında cemaatlere göre içi doldurulmuşken kim, kimi nasıl uyaracak?

KARGALARIN ÖTTÜĞÜ YERDE BÜLBÜLLER SUSMAYIP DA NE YAPSIN?

İşte bu uyarı görevini bilenler değil de Kansızoğlu gibi bilmeyenlerin kendini Abdurrahman Çelebi zannettiği bir ortamda işler tamamıyla sarpa sarıyor. İlim ehli susuyor, ortalığı karga sesleri kaplıyor.

Ötekileştirmeye meraklı olan Kansızoğlu’na tavsiyemiz; başkalarını yargılamadan önce kendini yargılaması, başkalarından önce kendisini ortaya koyup “Sayın Görmez, ilim ehlisiniz. Bizler sizin kadar ilim sahibi değiliz. Bizim yaşantımız şu şu ibadet ve amelleri kapsar. Şu şu eserleri okuruz… Kur’an’a aykırı olan yerlerimiz var ise bunları bize bizahmet anlatınız ki biz de bu davranışlardan uzak duralım.”demeliydi.

Bunu tüm cemaatler birbirlerine yaparlarsa zaten ortada ötekileştirilecek adam bulamazlar. 

KANSIZOĞLU’NA GÖRE TARİKATÇI OLDUNUZ, OLDUNUZ DEĞİLSE YANDINIZ

Madde 3-

Kansızoğlu üçüncü madde de ise bırakmış Kur’an ve Peygamberi tarikatın savunuculuğuna kalkıyor. Tarikatı eleştirenleri batıl görüp tarikatın yanlışlarını söleyen herkesi yukarıda verdiği ayetler kapsamına sokup küfürle itham ediyor.

Dar ufuklu Kansızoğlu, tarikatların ortaya çıkışına kadar Allah Resulü’nün, sahabenin ve sahabeden sonraki nesillerin tarikat olmadan da iman ettiğini akledemiyor. Yine tarikat dışında milyarlarca Müslümanın da Allah’a iman ettiğini göremiyor. 

Kendisini suya götürüp susuz getirecek ilmi kariyere sahip bir alimin, tarikat lideri olmakla ayrıcalık kazanan şahsın yanında tüm ilmi birikiminin ayaklar altına alındığını da akledemiyor. 

Dünyaya meydan okuyan Resulullah’ın ümmetini, Kansızoğlu tarikat adı altında dumura uğratıp haçlının karşısında zaafa düşüren modern köleler yaptıklarını dahi düşünemiyor.

Kansızoğlu, tarikatların şirk içinde yüzdüğünü söyleyenlere tepki veriyor da bir kez olsun “Yahu bu adamın benim şahsımla ilgili bir kini garezi yok. Harbiden şirkte olmak en büyük günah. Bize adam müşriksiniz derken ya haklıysa!.. Dur bir bakalım hele şunun delilleri ne imiş…” diye düşünmeyi akledemeyecek kadar cahil ve önyargılı.

DİYANET, KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE HAREKET EDER

Madde 4-

Kansızoğlu, kitaptan sünnetten o kadar kopuk ki utanmadan Diyanet İşleri Başkanı’na, “Kimlerin, kimler tarafından merkeze oturtulup nelerin ötekileştirme olup olmadığına kim nasıl karar verecek?” diye soruyor. 

Bu soruyu sorarken insan muhatabını göz önüne alır ve öyle sorar. Patavatsız Hüseyin Avni, kime soracak olsa Diyanet İşleri Başkanı ve Diyanet’in tam da Kur’an’ın istediği şekilde “Kur’an ve sünneti hakem tayin ettiğini” anlardı. Bu, Diyanet kadar tüm Müslümanların da dikkat etmesi ve işlerini “Allah ve Resulüne döndürmeleri” gereken bir husustur. Ama Kansızoğlu ve kendisi gibi ümmeti bölen cemaatlerin tamamı ısrarla merkeze kendileri geçmek ve danışılacak merci olarak da kendilerini görmek isterler. 
Kendilerine Kur’an ile uyarı da bulunanları da “sapık, şii, akılcı, hadis inkarcısı, mealci, müşrik, cahil, edepsiz..” ilan edip keyflerine bakarlar.
 
Madde 5-

Kansızoğlu, “Birilerine kalp kırma derken bile en pespaye bir şekilde kalp kıranlar var… Tenkit ve tezyif oklarına hedef yaptıklarına insanlara edepli ve terbiyeli davranın derken dahi onlara gayet edepsizce ve terbiyesizce ifadeler kullananlar…kimleri aldatıp kandırdıklarını sanıyorlar?” diyor.

Tamamıyla ön yargı, basitlik ve sığ düşüncelerin ızhar edildiği cümleler. Kansızoğlu demeye getiriyor ki “Biz kurtulan ve hak olan tek cemaatiz. Diyanet bizim kuyruğumuza takılsın ve bizim kızdığımız şu şu adamları sapık ilan etsin. Olsun bitsin…”

Kansızoğlu burada aklı sıra laf ebeliği yapıyor. Zaten birbirini kınayıp dışlayanlara Mehmet Görmez, “Birbirinizi dışlamadan aynı yolun yolcuları olduğunuzu, birbirinizin hayrına istekte bulunduğunuzu bilerek kardeşçe uyarılarınızı yapın!” diyor.

DİYANET’İ ELEŞTİRİRKEN HADDİNİ BİLECEKSİN KANSIZOĞLU

Hele şu son paragraf terbiyesizliğin daniskası. Kansızoğlu emrinde köleleştirdiği 3-5 bin kişiye bakıp kendini dünyanın alimi sanıyor. Oysa Diyanet İşleri Başkanı 120 bin görevli ile tüm Türkiye ve yurt dışında bir o kadar Müslümanın dini noktada temsil makamında bulunuyor.

Sadece Türkiyeli Müslümanlar değil birçok yerde devletler Müslümanlar adına her tür iş ve eylemelerinde, çıkarılacak kanun ve yönetmeliklerde Kansızoğlu’nun değil Diyanet İşleri Başkanı’nın görüşünü alıyor. 

İslam ülkelerinde Kansızoğlu değil Diyanet İşleri Başkanlığı dinin temsili muhatabı biliniyor. Böyle bir makama hitap ederken edebini takın, Kansızoğlu!
Şu cümle bile senin ne densiz bir insan olduğunu göstermeye yetiyor da artıyor bile!

Kansızoğlu, ÖTEKİLEŞTİRMEYECEKSİN konusunun beşinci maddesinin sonunda diyor ki: “Bunları siz işliyorsunuz ama bundan böyle işlemeyin; çünkü adam değilsiniz. Biz işliyoruz; zira adam biziz. Yahut şu mu murat ediliyor: Bunları işliyorsunuz, bundan böyle sakın ha işlemeyin; çünkü siz adamsınız; adamlar bunları işlemez. Biz işliyor isek de siz bize bakmayın; zira biz adam değiliz.. Dedik ya: Nasıl düşünülmekte olduğunu doğrusu çok iyi ve net anlayamadık.”

Kansızoğlu Mehmet Görmez’in basitçe “ötekelileştirmeyeceksin” dediği cümleyi dahi anlamamış iken 6666 ayetten oluşan Kur’an’ı ve on binlerce hadisi anladığını iddia ile muhaddisim deyip milletin önüne düşüyor.

Kansızoğlu bizim sana tavsiyemiz, git, Mehmet Görmez’den özür dile ve;“Hocam! Bana müşrik diyorlar. Benim kafam kalın. Senin ettiğin iki kelimeyi bile anlayamadım. Anladım sandım o da dinihaberler uyarınca anladım ki yanlış anlamışım. Bu işleri ben anlamam. Gözümüzü bu cemaat içinde açtık. Her duyduğumuz, gördüğümüz şeyleri hak bildik. Ama duyduğum kadarıyla yanlışlarımız varmış. Söyleyin de bilelim…” de.

Yazı diğer maddeleri açıklamakla devam edecek!

Kaynak: Dinihaberler.com / Özel Haber

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Son Güncelleme: 06.02.2017 08:25