Cevşen hiçbir hadis kitabında geçmeyen Şii kaynaklı bir duadır

Said Nursi ile birlikte Anadolu da yaygınlaşan Cevşen tamamıyla Şii kaynaklı bir dua olup hiçbir hadis kitabında da geçmemektedir. Hadis kaynaklarında olduğu iddia edilen Cevşen her konuda olduğu gibi Hristiyan misyonerlerince Müslümanlara karşı kurulan tuzaklardan biridir. Nihayetinde Hristiyanlık, hayata hakim olan bir dinden ziyade dua ve sırlarla örülü bir dindir ve aynı el İslam'ı da hayattan koparıp dualar ve manzumeler bütünü haline dönüştürmek için büyük bir uğraş vermektedir.

Cevşen hiçbir hadis kitabında geçmeyen Şii kaynaklı bir duadır

Said Nursi ile birlikte Anadolu da yaygınlaşan Cevşen tamamıyla Şii kaynaklı bir dua olup hiçbir hadis kitabında da geçmemektedir. Hadis kaynaklarında olduğu iddia edilen Cevşen her konuda olduğu gibi Hristiyan misyonerlerince Müslümanlara karşı kurulan tuzaklardan biridir. Nihayetinde Hristiyanlık, hayata hakim olan bir dinden ziyade dua ve sırlarla örülü bir dindir ve aynı el İslam'ı da hayattan koparıp dualar ve manzumeler bütünü haline dönüştürmek için büyük bir uğraş vermektedir.

31 Aralık 2017 Pazar 14:33
Cevşen hiçbir hadis kitabında geçmeyen Şii kaynaklı bir duadır
banner283

Cevşen Farsça asıllı bir kelime olup sözlükte “zırh” ve “savaş elbisesi” anlamına gelir. Te­rim olarak Şiî kaynaklarında Ehl-i beyt tarikiyle Hz. Peygamber’e isnat edilip Cevşen-i Kebîr ve Cev­şen-i Sagir diye bili­nen, metinleri birbirinden farklı iki dua­nın ortak adıdır. (Mehmet Toprak, “Cevşen”, Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul 1993, cilt: 7, sayfa: 462.)

Dikkat edilecek olursa İmamı Rabbani temelli tüm tarikat ve cemaatlerde Cevşen gibi dualar, vird ve hatmelerle ümmet oyalanırken Kur'an ve Hadisler ikinci plana atılmaktadır. Yine aynı yapılar dikkat çekici bir şekilde Hz. İsa beklentisi içinde gaybe iman konusunda ümmeti kendi emellerine alet etmektedirler. Hareket halinde bulunması gereken müslümanlar dualarla meşgul edilirken Yahudi ve Hristiyana karşı oldukça şefkatli olan bu yapıların Müslümanlara gelince gayet hiddetli olmaları bu işte bir gavur elinin olduğunu göstermektedir. 

Oysa Kur'an'da Peygamberlerin dilinden bir Müslümanın nasıl dua edeceği öğretildiği gibi peygamberimizin de örnekliğinde dualar kayıtlıdır. Şiilerle birlikte Yahudi ve Hristiyanların sünni (Ehli Sünnet) dünyadan intikam olarak kullandığı batıl tasavvuf dininin sadece dualarını bir araya toplasanız zaten hayatınıza Kur'an ile Hz. Muhammed (as)'ın girmesinin imkansız olduğu görülecektir.  

Rahmetli Aytunç Altındal'ın bir papaz olarak Vatikan'da mezarının olduğunu iddia ettiği Said Nursi ile birlikte Sünni Anadolu da yaygınlaşan Cevşen, aslı itibari ile Sünni değil, Şii kaynaklarda bulunmaktadır. Peygamberimize ait olduğu iddia edilen bu dua, hadis kitaplarının hiçbirinde yer almaz. Peygamberimizin onu boynuna astığı veya sahabilerine astırdığı şeklindeki rivayetlerin hiçbiri doğru değildir.

“Cevşen-i Kebîr, bir kısmı naslarda yer alan, mâna ve muhteva bakımından Al­lah’a nisbetinde hiçbir sakınca bulunma­yan kelime ve cümlelerle münâcât ve ni­yazlardan ibaret bir metin olup bu tür metinlerle duada bulunmak, dinî hayat bakımından tavsiyeye şayan bir davranış olarak görülür. Ancak Cevşen-i Kebîr di­ye bilinen ve Mûsâ el-Kâzım’dan itibaren imamlar yoluyla Hz. Peygamber’e nisbet edilmiş bir hadis olarak rivayet edilen yaklaşık on beş sayfalık metnin sahih ol­ması mümkün görünmemektedir. Zira bu metin, bilinen bir olayı, bir kıssayı ve­ya tarihî bir vakayı anlatan, hafızada tu­tulması kolay metinlerden farklı olarak her kelime ve cümlesinin büyük bir ti­tizlikle zaptedilip tekrarlanması, Hz. Pey­gamber’den alınıp rivayet edilmesi im­kânsız denecek kadar güçtür. Duanın Sünnî hadis mecmualarında yer almama­sı, aynı şekilde Şiî hadis külliyatının ana kaynağı durumundaki kütüb-i erbaada da bulunmaması, sadece dua mecmua­ları gibi ikinci derecede bazı kitaplarda mevcut olması da bu görüşü destekle­mektedir.” (Mehmet Toprak, “Cevşen”, DİA, cilt: 7, sayfa: 463.)

Cevşen-i Kebîr özellikle Şiî dünyasında oldukça rağbet görmüş, gerek müstakil olarak gerekse çeşitli dua mecmuaları içinde birçok defa basılmış ve Muhammed Bâkır el-Meclisî, Hâdî-i Sebzevârî, Muhammed Necef el-Kirmânî el-Meşhedî ve Habîbullah b. Ali Meded es-Sâvecî el-Kâşânî gibi müelliflerce şerhedilmiştir. Bunlardan Sebzevârî’nin Şerhu’l-esmâǿ adıyla bilinen eseri defalarca basılmıştır. Cevşenin Şiî dünyasında bu derece rağbet görmesinde, Ehl-i beyt tarikiyle rivayet edilmiş olmasının yanında faziletleriyle ilgili haberlerin de büyük etkisi olmuştur. Dua bazı Şîa bölgelerinde özel matbaalarca kefen üzerine yazılmakta ve cenazenin kefenlenmesinde kullanılmaktadır. Türkiye’deki Ca‘ferî gruplarından Kerbelâ veya Meşhed’e gidebilenler böyle bir kefen alıp gelmekte ve bunun cenazelerine sarılmasını vasiyet etmektedirler. Cevşen-i Kebîr aynı gruplar tarafından Kadir gecesi ümidiyle kutlanan ve “ihya geceleri” adı verilen ramazanın 19, 21 ve 23. gecelerinde de kendi camilerinde topluca okunmaktadır.

Dua, boyna asmak için değil, onunla Allah’a yalvarmak için öğrenilir veya yazılır. Cevşenin içinde güzel dua ve zikirler bulunmaktadır. Ama hurafelere inanarak ve aslı astarı olmayan beklentiler içine girerek onları okumak ve üzerinde taşımak caiz değildir.

Kişi duayı, bir şeyi boynuna asarak değil; içten, samimi bir şekilde  Allah’a yalvararak yapmalıdır. Peygamberimiz böyle yapmıştır. İlgili hadisler şöyledir:

Ebû Saîd radıyallahu anh’den rivayete göre o şöyle demiştir:

“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem göz değmesinden ve cinlerin şerlerinden dolayı Allah’a sığınır ve dualar okurdu. Muavvizetân sûreleri denilen Nâs ve Felak sûreleri nazil olunca diğer okuduğu şeyleri bıraktı ve bu iki sûreyi okumaya başladı.” (Tirmizi, Tıbb 16; İbn Mace, Tıbb 33)

Âişe radıyallâhu anhâ anlatıyor:

“Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm her gece yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Nas ve Felak surelerini ve Kul hüvallahu ahad’i okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi.” (Buhari Fedâilu’l-Kur’ân 14, Tıbb, 39, Daavat 12; Müslim, Selâm 50; Tirmizi, Daavât 21; Ebu Dâvud, Tıbb 19)

Kaynak: Dinihaberler.com / Özel Haber

Son Güncelleme: 31.12.2017 15:16
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
safa 2018-01-06 23:45:29

feto ve nurcu kardeşler i̇slamoğlunu i̇rancilik ve şi̇i̇li̇kle suçluyorlar. halbuki̇ i̇slamoğlu cevşen ve celceluti̇ye yi̇ asla sahi̇h kabul etmez. bunlari kabul edenlerse ehli̇ sünnet oluyor. bu nasil bi̇r i̇ş anlayan i̇zah etsi̇n.

Avatar
Elhamdulillah 2017-12-31 15:31:52

Elhamdulillah.Gerçekleri ifade etmekten çekinmediğiniz için sizleri tebrik ediyorum.Yıllarca bu güzide milleti çeşitli safsatalarla uyuttular.Tahsil ettiği ilimden utanmayan,kendinden emin ve cesur din adamlarımızın sayısını arttırabilirsek ne içerden ne de dışarıdan bu devleti çökertmeye hiç kimse güç yetiremeyecektir.

Avatar
AHMET YAHYA 2017-12-31 15:54:24

elhamdulillah 17 dakika önce
elhamdulillah.gerçekleri ifade etmekten çekinmediğiniz için sizleri tebrik ediyorum.yıllarca bu güzide milleti çeşitli safsatalarla uyuttular..i̇lk defa böyle bir uyarı.Allah razı olsun bu çi̇ ve çü düşüncede olanalrı da ıslah etsin

Avatar
.... 2018-01-02 00:51:51

Cevşenü’l-Kebîr “Amelî hüküm” içeren bir metin değil; feyizli bir münâcâttır. Vahye dayanan eşsiz bir tefekkür ve zikir kaynağıdır. Allah’ın bin bir ism-i şerifiyle Cehennemden, ateşten, azaptan, gazap ve kahr-ı İlâhî’den, âfetlerden, musîbetlerden Allah’a (cc) sığınma mânâsını ifâde eden tevhid cümlelerinden müteşekkildir.

Hazret-i Cebrâil (as) tarafından Peygamber Efendimiz’e (asm) “vahy-i zımnî” tarzında tâlim ve tebliğ edilen ve “zırhı çıkar, onun yerine bu Cevşeni oku!” buyurulan (1) bu kuvvetli münâcâtı—Cevşenin, kelime mânâsı da “zırh” demektir.— Hazret-i Ali (ra), bizzat Peygamber Efendimiz’in (asm) mübârek dilinden yazmış ve rivâyet etmiştir. Böylece Peygamber Efendimiz (asm) vahiyle aldığı bu mânevî zırhı, ümmete hediye bırakmıştır.

Hadis kitaplarının her birinin, bütün sahih hadislerin ve sıhhatli rivayetlerin hepsine yer vermesi teknik olarak mümkün değildir. Zaten hiçbir Muhaddisin, kitabında her sahih hadise yer verdiği şeklinde bir iddiası da yoktur. Böyle bir iddiâ gerçekçi de ollmaz. Peygamber Efendimiz’in (asm) dâr-ı bekâya irtihalinden sonra ümmet haklı olarak topyekûn hadis toplama seferberliğine girişmiş, genelde “amelî hüküm” içeren ve kaybolmak tehlikesi arz eden hadislerin rivayetine ehemmiyet verilmiş ve kitaplarda toplanmış; Cevşen gibi veya Peygamber Efendimiz’in (asm) mağarada Hazret-i Ebu Bekir’e (ra) talim buyurduğu hafi zikir gibi ya da buna benzer muhtelif duâ ve münâcâtlar ise zaten büyük kutupların ve güvenilir evliyanın uhdesinde mevsuk bir şekilde bulunmakta ve tâlim edilmekte olduğundan, ayrıca rivayet edilmesine ve meşhur kitaplara alınmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Hazret-i Ali’ye (ra) hususî bir emanet olarak bırakılan Cevşen ise o esnada, evlâd-ı Resûl’ün (asm), yani ehl-i beytin elinde bulunuyordu ve mütevâtir hükmündeydi.

Bununla beraber Cevşen’de geçen duâlar, hadis kitaplarında elbette vardır. Et-Terğîb ve’t-Terhîb’de, Kenzü’l-Ummal’da, Mecmû’atü’d-Daavât’da ve Mecmû’atü’l-Ahzâb’ta bu rivayetlerin bir kısmı veya tamamı yer almaktadır. Kenzü’l-Ummal’da İbn-i Abbas (ra) ve Ubey İbn-i Ka’b (ra) rivâyetleri ile Peygamber Efendimiz’in (asm): “Cebrail geldi ve bana dedi ki: Ya Muhammed! Sana birkaç kelime getirdim. Bunları senden önce hiçbir Nebi’ye getirmedim” sözüyle birlikte Cevşen’deki münâcâtın bir kısmı zikredilmiştir. (2) Ayrıca yine Kenzü’l-Ummâl’da Enes Bin Mâlik (ra) rivayetiyle Cevşenin bir kısmı daha rivayet edilmiştir. Ahmed Ziyâeddin Gümüş hânevî Hazretlerinin Mecmû’atü’l-Ahzab’ında ise Hazret-i Zeyne’l-Abidin’den (ra) Hazret-i Ali’ye (ra) dayanan sağlam bir senetle Cevşenü’l-Kebir’in tamamı rivayet edilmiştir. (3)

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gayet kesin ve net ifadelerle Cevşenü’l-Kebîr’in Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (asm) kudsî bir münâcâtı olduğunu (4), Kur’ân’dan sonra eşsiz ve misilsiz bir eser olduğunu (5) ve Kur’ân’ın bir çeşit özü ve hülasası bulunduğunu (6) beyan etmesi ve Cevşeni kendisine mühim bir vird kabul ederek her gün okuması, ondan feyiz, nur ve bereket alması Cevşenin sıhhati konusunda en son ve en sahih şahidimizdir. Bediüzzaman gibi bir allâmeye feyiz veren bir münâcât-ı Resûl (asm), kanaat ettiğimiz takdirde her halde bize de kifayet edecektir.

Binâenaleyh, Cevşenü’l-Kebîr’in sıhhati konusunda münakaşaya girmek gayet lüzumsuzdur, hatta zararlıdır.

Uhuvvet bağlarını veya îmânın halâvetini rencide edecek tartışmalardan uzak durmak daha isabetli olur. Nihayet, Cevşenü’l-Kebir’i okuyan feyizdâr olur, okumayan feyzinden mahrum kalır ve kendisi bilir

Avatar
Kuran talebesi 2018-01-01 12:06:24

Türkiyede
4-6 yaş kuran kursu var.
4.ve 8. Sınıfı bitirenlere kuran kursu var.
Bayanlara bayan kursu var.
çucuklara yaz kuran kursu var.
Diğer yaşta olanlar kuranı nerde öğrecekler.camilerde görevlilerin zamanı yok.eğitim merkezleri resmi görevlilere ders veriyor.
Hakkaten kuran kerim öğreten kurum ve hoca yok. Varsa lütfen yazım
Bunun dış