Ümmetin akıl verenlere değil hizmet edenlere ihtiyacı var

Türkiye'nin ümmetin liderliğine soyunduğu bu günlerde kendini ehli sünnetin kalesi olarak gören bazı yapılar birlikten ziyade ümmeti ayrıştırmak için hem de İslam'ın kavramlarını kullanmaktan geri durmamaktadır. Bu konuda ümmet üzerine düşeni yapıp bir anca önce kendine çağıran, fitne merkezi haline gelen yapılardan kurtulmalıdır

Ümmetin akıl verenlere değil hizmet edenlere ihtiyacı var

Türkiye'nin ümmetin liderliğine soyunduğu bu günlerde kendini ehli sünnetin kalesi olarak gören bazı yapılar birlikten ziyade ümmeti ayrıştırmak için hem de İslam'ın kavramlarını kullanmaktan geri durmamaktadır. Bu konuda ümmet üzerine düşeni yapıp bir anca önce kendine çağıran, fitne merkezi haline gelen yapılardan kurtulmalıdır

08 Eylül 2017 Cuma 15:19
Ümmetin akıl verenlere değil hizmet edenlere ihtiyacı var
banner283

FETÖ'nün darbe girişimi sonrasında aynı kodları taşıyan bazı cemaatlerin paniklediği dikkatlerden kaçmadı.

Basında FETÖ aleyhine başlayan haberler millete şunu gösterdi ki köklü cemaatlerin tamamı, FETÖ ile benzer yapıda.

Aynı reflekslere sahip ve ümmeti birleştirmekten ziyade dini anlayış ve yorumlamada bölmeye namzetler.

CEMAATLER GEREKLİ Mİ?

"Cemaatler gerekli mi?" denilecek olsa verilecek cevabımız şu olur: Cemaat değil İslam dininin toplumda yaşanılır hale gelmesi, İslam toplumları dışında gayri Müslim dünya içinde tebliğ faaliyetlerinin yapılması ve tüm eğitim kurumlarında İslam ahlakı ile bezenmiş, ibadetlerini yapabilir gençlerin yetişmesi adına çalışma yapacak aracı kurumlara olan ihtiyaç had safhada.

İstihdam edilecek bu kurumlar eğitim öğretim çağındaki gençlerin falan filan cemaatin görüşleri doğrultusunda değil tüm Müslümanları kucaklar şekilde İslami eğitim ve ibadet anlayışı içinde ümmetin birliğini gerçekleştirecek şekilde çalışma yapmalıdır.

Bu çalışma kapsamında yurt, kurs, burs ve eğitim öğretim desteği ile gençlerin tüm ihtiyaçları giderilmelidir.

Ümmet şuurunun oluşması adına Milli Eğitim Bakanlığı ve Üniversitelerin Avrupa merkezli öğrenci takası benzeri İslam ülkelerine turlar düzenlenmeli. Bu turlarda gençler hem kendi ülkelerini tanıtma hem de karşı ülkeleri tanıma fırsatı bulup iletişim kültürü oluşturmalılar.

Bu tür çalışmaların benzeri şu an TÜRGEV, KADEM, ENSAR ve ÖNDER gibi kurumlarca en güzel şekilde yapılıyor. İslam’ın fikir hürriyetine olabildiğince dikkat eden bu kurumlar ümmet bilinci içinde her alanda ümmetin ihtiyaç duyduğu kalifiye elamanın yetişmesi için gayret göstermektedirler.

Birbirlerine rakip olmadıkları gibi birbirlerinin de olabildiğince mütemmidirler.

HİÇ KİMSE EHLİ SÜNNETİN TEMSİLCİSİ DEĞİLDİR?

Ek olarak suni bir gündem olarak milleti ayrıştıran ehli sünnet tartışmalarından da ülke bir an önce kurtulmalıdır.

Ehli sünnet tanımı ve temsili, ümmete oynanan son yüzyılın belki de en büyük tuzaklarından biri.

Ne Türkiye’de ne de dünyada var olan hiçbir İslami yapı ehli sünnetin ne kalesidir ne de temsil makamında yetki sahibidir. Zaten kendini ehli sünnetin temsilcisi görenler kimseyi Müslümandan saymazken onların karşısında durduğu yapılarda kendini ehli sünnetin temsilcisi gören cemaatleri kabul etmemektedir. İlaveten kendini ehli sünnetin kalesi gören her cemaatte lider, dini anlayış ve metotta birbirini kıyasıya eleştirmekte ve bir araya gelmeleri mümkün olamamaktadır.

Kendini ehli sünnetin kalesi gören her bir yapı tevhidin değil tefrikanın odağı iken ehli sünnetin değil ehli tefrikanın kaleleri oldukları açıktır.

Kur’an tüm açıklığı ve değişmezliği ile elimizde yegane kaynak olarak bulunmaktadır. Ümmet her konuda başvuracağı, sorunlarını çözeceği, hadisler dahil ve sair tüm dini bilgilerini arzedecek sapa sağlam kaynaktan yoksun değildir.

Allah Resulü’nün hayatı ve tavsiyeleri her ne kadar içine bazı uyduruk bilgiler karışmış da olsa (mevzu hadisler) diğer dinlerin gıpta edeceği şekilde kaynak olarak elimizin altındadır.

Ümmetin birleşmesinin önünde en büyük engel şu an kendi anlayışını Kur’an ve sünnetin üzerinde tutup kendine çağıran ve kendinden başka kimseyi Müslüman görmeyen bazı cemaatlerdir.

Kendi varlıklarını devam ettirme adına ortaya koyduğu konular da kendileri gibi varlığı tartışmalı kimseye faydası olmayan, ümmeti ayrıştıran, kalplere şüphe tohumları eken türden konular.

Kur’an ayrı olan kalpleri birleştiren bir kitap iken Peygamberimiz Muhammed (as) sabrı, adalet ve merhametiyle Müslümanlar arasında en ufak bir tartışmaya müsaade etmemiştir. Öyle ki Allah Resulü Abdullah bin Ubey bin Selul gibi ayaklı bir fitneciye dahi nezaketi elden bırakmamış, açığı ve eksiğini araştırmamış, konuşmalarında mevzu konusu dahi edinmemiştir.

Hal bu iken mevcut cemaatlerin kendi aralarında ve karşı çıktıkları kişilere karşı takındıkları tavır, geliştirdikleri negatif dil, açık ve eksik arar hal, yalan ve iftiralarla gündemde duruşları ehli sünnetin kaleleri olamayacaklarına en büyük delil olsa gerektir.

İslam uğruna çalışan her kim varsa zaten ümmet kendilerini takdir etmektedir. Kimse ümmeti aptal yerine koyup ısrarla birilerini kötü, kendini bulunmaz hint kumaşı yapma gayreti içine girmesin. Bu ümmet kendisine “Furkan” olan Kur’an’ın verildiği ve nasiplendirildiği haliyle feraseti ve basireti olan bir millettir.

Kaynak: Dinihaberler.com / Özel Haber

Son Güncelleme: 08.09.2017 15:21
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Dost 2017-09-08 21:30:29

Süper

Avatar
münire 2017-09-08 22:29:25

güzel bir yazı, tebrikler... cemaatlrin uykusu kaçacak yine

Avatar
Harika 2017-09-09 14:16:21

Bu yazıların devamını bekliyoruz..Allah yardımcınız olsun.

Avatar
Esma 2017-09-14 20:44:17

Güzel yazı