Yüce Dinimiz İslam’ın, insan hakları konusunda ne kadar hassas olduğu ve bu hakları koruma konusunda nasıl bir evrensel çizgi ortaya koyduğu aşikârdır. Ancak en az bunun kadar insanın hayatını devam ettirdiği şu dünyada ekolojik dengenin korunması ve çevre sağlığı konularında da Yüce Dinimiz, o kadar hassastır.

Yaşadığımız dünyada meydana gelen veya gelmesi muhtemel problemlere karşı günümüz teknik ve fen ilimleri ile hal çareleri aradığımız gibi ortaya çıkan problemlerin manevî yönden de değerlendirilmesi ve incelenmesi gerekir. Problemlerin manevi yönü ile ele alınarak incelenmesi, toplumun o konuda şuurlanmasına sebep olacağı gibi problemlerin çözümüne de katkı sağlayacaktır.

Ana rahmi ile başlayan ölümle devam eden hayat serüveninde beşerle ilgili her konuda belli prensipler ve kanunlar vaz eden Yüce Rabbimiz, çevrenin korunması konusunda da topluma uyulması gereken kurallar vaz etmiştir. Hatta bu kuralların ihlal edilmesi halinde ise günün şartlarına göre cezalar verilebileceğine  şahit olmaktayız.

Ekolojik denge ve çevre sağlığı gibi tabirler her ne kadar son zamanlarda en çok konuşulan mevzular arasında ise de, çevre ve onunla ilgili meselelere değişik münasebetlerle ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde yer verilmiş ve konu üzerinde yeterince dikkatlerimiz çekilmiştir. Bu tabirlerin klâsik kitaplarımızda bugünkü şekliyle yer almamış olması, konunun dinimiz tarafından ihmal edildiği, dinimizin çevre ve ekolojik dengenin korunmasına ehemmiyet vermediği manasına gelmez. Aksine, insanı ilgilendiren her konuda kıymeti nispetinde yer vermiş olan İslam, çevre ve çevrenin korunması konusuna da yeterince eğilmiş ve açıklık getirmiştir. 

Kur’an-ı Kerimin indirilmiş olması hiçbir şeyin eskisi gibi devam etmeyeceğinin en açık ifadesidir. Kur'an-ı Kerim, insanları küfrün karanlığından İslam’ın aydınlığına çıkarmakla kalmaz, insanın manevi dünyası kadar maddi dünyası ile de ilgilenmesini önerir. Kur'an-ı Kerim, her konuda olduğu gibi, çevre konusunda da Müslümanlara rehberlik etmiştir. 

Kur'an-ı Kerim, insanoğluna kâinatın nasıl ve niçin yaratıldığından tutunuz, insanın kâinatla nasıl bir münasebet içerisinde olması gerektiği konularında çok geniş bilgi vermiş ve insana yol göstermiştir.

Kur'an-ı Kerimin kâinatla ilgili olarak üzerinde durduğu en önemli konulardan birisi de, hiç şüphe yok ki ekolojik denge meselesidir. Kur'an-ı Kerim, yaratılmış her şeyin bir ölçü, düzen, adalet ve denge üzerinde yaratıldığını insana sık sık hatırlatmaktadır. Yine Kur’an- Kerim, kâinattaki tabi dengenin korumasını emirle kalmaz, ihlali halinde insanlığın büyük zarar göreceğinden de bahs eder.

Ben burada Kur’an-ı Kerimden birkaç ayet-i kerime ile konumu tenvir etmek istiyorum.

"Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.” [Kamer suresi/ 49]

“Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz. [Hicr suresi/ 21]

“Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu. Ölçüde haddi aşmayın. Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.” [Rahman suresi/7-9]

“İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”[Rum suresi/41]

ÇEVRENİN KORUNMASI VE BUNU TEŞVİK EDİLMESİ:

Bir kere şunu iyi bilelim ki karşımıza çıkan her türlü kötü davranış ve eylemler nasıl bir ahlâk sorunu ise çevre ve çevrenin korunmasına yönelik problemler de ahlâk sorunudur.

Allah [Azze ve Celle] insana tabiatı korumasını emretmekle kalmaz, bunu nasıl ve ne şekilde yapacağını da göstermiştir. Çevrenin korunmasında en etkin ve dinî açıdan yaptırım gücü olanı ahlâkî ilkelerdir. Şunu unutmayalım ki; ahlâken kötü olan davranış ve fiiller, çevre ve kâinatın düzeni için de kötüdür. Kur’an-ı Kerimin ahlâk ilkeleri ile bezenen insanların meydana getireceği toplumlarda sadece evlerimiz güzel olmaz, aynı zamanda çevremiz de güzelleşir. İyi ve güzel ahlâklı insanların yaşadığı ortamlarda iyilik ve güzellikler hâkimdir. Buralarda zulüm, kin, nefret, haset, kıskançlık, riya ve rüşvet gibi Kur’an-ı Kerimin şiddetle yasakladığı tutum ve davranışlar neşv-u nema bulamaz. Buralar hayânın, adaletin, şefkatin, yardımlaşma ve kardeşliğin mekânlarıdır.

Burada bir kere daha vurgulamak isterim ki; kötü hasletlerin yaygın olduğu bir çevre, maddî yönden ne kadar temiz olursa olsun, temiz bir çevreden beklenileni veremez. Manevi şartları iyileşmiş bir çevrenin de kirlendiği görülmez.

Aile yapımızın bozulmasından sosyal çözülmelere hatta çevremizin kirliliğinden ekolojik dengenin bozulmasına kadar ana sebeplerden birisi hiç şüphesiz israftır. İsrafın olmadığı saha yok gibi. Ev ekonomisinde var, üretim ve tüketimde var, sanayide var, teknolojide var, sokakta var. Âdeta insanlık israfta yarışır halde. Suni ihtiyaçlar meydana getirilerek boş yere tabii kaynaklarımız tüketiliyor. Bunun tabii sonucu olarak da tabii denge bozuluyor, hava ve sularımız kirleniyor.

Sağlıklı bir çevrede yaşamak isteniyorsa hayatımızı içten içe tüketen her türlü israftan uzak kalmak zorundayız. İnsanlık, ihtiyaçları ile orantılı bir üretim ve tüketim içinde olmak zorundadır.

 Yüce Rabbimiz, Araf suresi 31.ayet-i kerimede; "Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah, israf edenleri asla sevmez."

İsra suresi 27.ayet-i kerime de ise; "Sakın saçıp savurma. Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür."

Buyurarak sahip olduklarımıza kanaat etmeyi, varlarla yetinmeyi emr etmektedir.

İsrafı yasaklayan, her şeyde ölçülü olmayı emreden, ihtiyaç fazlasını infak ettirerek bencilliği ortadan kaldıran, insanı maddî çıkarların kölesi değil kâinatın efendisi haline dönüştüren, insandan, hayvana, bütün kâinata saygıyı öğreten İslâm ahlâki bugünkü çöküntüye karşı en güçlü bir ilaçtır.

Bakara suresi 205.ayet-i kerimede;” O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.” Buyrularak ahlâki zafiyet içerisinde bulunan edeb yoksunu fesatçı kimselerin, sadece insana ve topluma zarar vermekle kalmazlar, aynı zamanda tabii çevreye de zarar verici olduklarına dikkatlerimiz çekilmiştir.

Burada konu ile ilgili olduğunu kabul ettiğim bir önemli konu üzerinde dikkatlerinizi çekmek isterim. Genelde ibadetlerin, özelde de hac ibadetinin ekolojik bir yönünün olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Hac veya umre için ihrama giren kimselerin, Harem hudutları dâhilinde hayvan öldürmesi, ağaçları kesmesi otları koparması yasak edilmiştir. Hatta bunlar, cinayet olarak değerlendirilmiştir. Bu cinayetleri işleyen insanlar, mutlaka günahlarının affı için Rabbimize yalvarıp yakarmak, gözyaşı dökmek zorundadırlar. Hepinizce malumdur ki Tevbe, bu ve benzeri günahların affedilmesi için asıl şart iken, burada tevbe ile yetinilmemiş bir de insanın sadaka vermesi dinî bir hükme bağlanmıştır.

Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem]  Efendimiz, de gerek sözlü gerekse de fiili olarak çevrenin korunması konusunda ümmetine örnek olmuştur. Mesela Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz, Medine-i Münevvere yakınlarında bulunan boş bir araziyi ağaçlandırmış; "Kim buradan bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığı bir ağaç diksin." Buyurarak ağaç dikimini teşvik edici olmuştur.

 
Yine Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem], Medine-i Münevvere’ye hicret eder etmez, "Allah'ım! Hazret-i İbrahim, Mekke'yi harem bölge ilan etmişti. Ben de Medine'yi harem bölge ilân ediyorum." buyurmuştur.

Harem bölgesinin günümüz dili ile ifadesi; "sit alanı" dır. Allah Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] bunu; "Otları koparılmaz, ağaçları kesilmez, hayvanları öldürülmez." Şeklinde izah buyurmuşlardır.

"Bir Müslüman ağaç diker de bunun meyvesinden insan, ehlî veya vahşî hayvan veya kuş yiyecek olsa, yenen şey onun için bir sadaka hükmüne geçer."

"Her kim boş, kuru ve çorak bir yeri (sulamak, ağaçlandırmak ve ekim suretiyle ıslah ve) ihyâ edecek olursa, bu amelinden dolayı Allah tarafından mükâfatlandırılır."

"Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin." buyurmuşlardır.

Hatta Allah Resulü [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimizin bizzat kendisinin de 500 adet hurma ağacı dikmiş olduğu bize kadar intikal etmiştir.

Peygamber [Sallallahu Aleyhi ve Sellem] Efendimiz çevrenin korunması konusunda ağaçlandırılması ile iktifa etmemiş çevre için önemli bir yer işgal eden hayvanlar konusunda da hassasiyetini ortaya koymuştur. Bir defasında fazla yükten dolayı kalkamayan bir deve görünce: "Allah bu dilsizler (hayvanlar) hakkında hayırlı olmanızı tavsiye etmektedir, onlara güçleri ölçüsünde yük vurun." Buyurmuşlardır.

"Haksız olarak bir serçeyi öldürenden, Allah kıyamet gününde hesap soracaktır."  Buyurarak, kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını da yasaklamışlardır.

Yine Efendimiz [Sallallahu Aleyhi ve Sellem],  ekolojik dengenin korunmasına yönelik olarak bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek için karantina tedbirlerini, hasta hayvanların sağlam hayvanların arasına karıştırılmamasını, halkın geçeceği yol üzerine veya gölgelenip istirahat edeceği yerlere, durgun sulara abdest bozmayı (tuvalet ihtiyacını görmeyi) kesin olarak yasaklaması, herkese evinin önünü temizlemesini emretmesi, yollarda insanlara eziyet veren şeyleri kaldırmayı teşvik etmesi, nehir kenarında abdest alan kimsenin, ibadet için bile olsa suyu israf etmesini yasaklamış olması Efendimizin maddî dünyamızın korunmasına yönelik davranışlarından sadece bir kaçıdır.

Çevreyi korumak insanların yaşam standartlarını ve kalitesini yükseltmek yasal bir zorunluluk olduğu gibi aynı zamanda ilahî bir görevdir. Bu gün önlemi alınmayan çevre problemleri, ilerde insanımıza ağır bedeller ödetecektir.

Bizlere emanet edilen dünyamızı kendi ellerimizle kirleterek, hem kendi hayatımızı, hem de gelecek nesillerimizin geleceğini karartmayalım.

Selam ve dualarla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
adil bazman 11 ay önce

teşekkürler hocam ömrüne bereket cok faydalandık yüregine saglık kalemin ve yüregin kuvvetinin olması için rabbime duacıyım