Cehd, bir hususta başarılı olmak için elden gelen bütün gayreti sarf etmektir.

Cehd kökünden gelen cihad, genel anlamda şöyle tarif edilir: Cihad; dini emirleri öğrenmek, dini emirlere göre yaşamak, dini emirleri başkasına öğretmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak, nefis ve düşman ile mücadele etmektir.

Cihad, fıkhî bir terim olarak; Müslümanlar için tehlike arz eden inkârcı gruplarla savaşmaktır.

Bir başka ifadeyle cihad; İslamiyet’i öğrenmek, yaşamak, öğretmek, yaymak ve muhafaza etmek için, Allah yolunda mal, dil ve can ile yapılan her türlü cehttir.

Cihadın dini hükmü nedir?

Cihad, genel olarak farz-ı kifaye; düşman etrafı sardığında ise farz-ı ayindir.

1. Cihadın Kapsamı:

"(Resûlüm!) Şayet dileseydik, elbet her ülkeye bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik. (Fakat evrensel uyarıcılık görevini sana verdik.) O halde, kâfirlere boyun eğme ve bununla (Kur'an ile) onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!"[1]

Mealde, savaş anlamında tercüme edilen kelime, ayette cihad olarak geçmektedir. Buradaki cihad emri, ilk etapta savaş olmayıp, İslam’ı tebliğ etmek için kâfirlere karşı verilmesi gereken her türlü mücadeledir.

"Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir."[2]

Müfessir Sabuni bu ayetin ilk cümlesini şöyle yorumlamıştır: “Rızamızı elde etmek gayesiyle, nefis, şeytan, heva heves ve din düşmanları kafirlere karşı cihâd edenler var ya, bize gelen yolu mutlaka onlara göstereceğiz.”[3]

"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez."[4]

Bu ayetten şunları anlıyoruz:

1-Cihad için hazırlık yapmak da cihattır.

2-Cihad için asrın ihtiyaçlarına göre gerekli altyapı, mühimmat ve silahlara sahip olunmalıdır.

3-Ordunun hazır ve mücehhez olması, hem dış düşman olan kâfirleri hem de iç düşman olan münafıkları korkutup pasifize etmek için gereklidir.

4-Cihad için yapılan harcamaların karşılığı, ahirette eksiksiz olarak verilecektir.

"Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (dinî ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar."[5]

Cihad için sefere çıkarken, geride ilmi çalışmaların devam etmesi için tedbir almak da cihadın tamamlayıcı bir unsurudur.

Bu ayetlerin ışığında cihadın kapsamı şu şekilde sıralanabilir:

1-İslam’ı öğrenip yaşamak.

2-İslam’ı tebliğ etmek.

3-İslam’ı öğrenme, yaşama ve tebliğ etme konusunda, inkârcıların çıkaracağı engellerle mücadele etmek.

4-Kendi nefsimizin zararlı istekleri ile mücadele etmek.

5-Cihad için hazırlıklı olmak.

6-Güçlü bir orduya, asrın icabına göre, gerekli silah ve mühimmata sahip olarak, iç ve dış düşmanların cesaretlerini kırarak onları pasifize etmek.

7-Gerektiğinde bilfiil savaşmak.

2.Savaş Anlamındaki Cihada Başlamak İçin Üç Önemli Sebep Vardır:

1-İnkârcı grupların, Müslümanların haklarına tecavüz etmeleri:

"Size ne oluyor da, Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?"[6]

Hz. Muhammed (s.a.v.), Medine’ye hicret ettikten sonra, Mekke’de bulunan mü’minler zor durumda kaldılar. Mekkeli müşrikler, onların hem hicret etmelerine izin vermiyorlar, hem de onlara baskı yapıyorlardı. Ayet, Mekkeli müşrikleri, bu tutumlarından dolayı zalim olarak nitelemektedir. Zulüm altında bulunan Mekkeli mü’minler, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye dua ve niyazda bulununca, Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile arkadaşlarını cihad etmeye teşvik etmiştir.

"Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir."[7]

Bu ayet ile Mekkeli müşriklere karşı savaşma izni verilmiştir. Çünkü Mekkeli müşrikler, mü’minlere baskı ve şiddet uygulayarak zulüm ediyorlardı. Bu ayet, savaş izni veren, ilk ayettir.

2-Yapılan Antlaşmayı Bozmak:

"(Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamber'i (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır."[8]

1-Müşrikler, Hudeybiye antlaşmasını bozdular; bu sebeple kendileriyle savaşılması gerekir. Hudeybiye antlaşmasının gereği olarak, Müslümanların aleyhine başkalarıyla işbirliği yapmayacaklarına söz verdikleri halde, Beni Bekir kabilesini, Müslüman olan Huzaa kabilesine saldırttılar.

2-Müşrikler, daha önce Rasulullah (s.a.v)’in görevini yapmasına engel olmaya çalıştıkları gibi, mü’minlere sosyal boykot uyguladılar.

3-Müşrikler ardından Darunnedve’de toplanarak, Rasulullah (s.a.v)’i Mekke’den çıkarmak için karar almışlardı.

4-Bu sebeplerden dolayı, Mekkeli müşriklerle savaşılması gerekir.

3-İnkârcı grupların, Müslümanlara savaş açmaları:

"Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah, aşırı gidenleri sevmez."[9]

1-Bu ayet ile savaş açanlara karşı savaşmak gerektiği bildirilmiştir.

2-Savaşma sebebi, karşı tarafın savaş açmasıdır.

3-Savaşmaktaki niyet, Allah yolunda olmasıdır.

4-Savaşa girmeyen kadın, çocuk ve rahip gibi kimseleri öldürmek suretiyle aşırı gitmek yasaktır.

5-Allah, aşırı gidenlerin işlerini makbul saymaz.

3.Gerekli Durumlarda Savaşmak Farzdır:

"Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz."[10]

1-Gerekli durumlarda cihad etmek, mü’minler için farzdır.

2-Cihatta mal ve can kaybı olduğu için, insanlar ilk etapta bundan hoşlanmayabilirler. Oysa cihatta mü’minler için şehit olmak, yurdunu korumak, ganimet elde etmek, dünya ve ahirette itibar sahibi olmak gibi çok sayıda fayda vardır.

3-Savaşa çıkmamak veya savaşı bırakmak canını kurtarmak gibi sebeplerle ilk etapta insanın hoşuna gidebilir. Oysa bunda; zillet, yurdunu düşmana kaptırmak, dünyada rüsva olmak, ahirette ise cehennemle cezalandırılmak gibi büyük zararlar vardır.

"Ey iman edenler! Tedbirinizi alın; bölük bölük savaşa çıkın, yahut (gerektiğinde) topyekun savaşın."[11]

1-Düşmana karşı daima tedbirli olmak gerekir.

2-Savaş stratejisi, gruplar halinde düşmana karşı koymaya uygun ise, gruplar halinde savaşa çıkılmalıdır.

3-Eğer düşmana topyekun karşı koymak gerekiyorsa, o şekilde hareket etmek uygun olur.

"İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır."[12]

1-İman edenler, Allah için, Allah Yolunda savaşırlar; savaşmak istemelerinde dünyevi bir menfaatin veya şöhret sahibi olmanın payı yoktur.

2-İnanmayanlar, yani kâfirler tağut/şeytan için savaşırlar. Gayeleri dünya menfaati elde etmek, şöhret sahibi olmak ve mü’minleri yenmektir.

3-Ayette, “O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın” buyrulmasından, buradaki tağuttan kastın şeytan olduğu anlaşılmaktadır.

4-Şeytanın kurduğu düzen zayıf, Allah’ın kurduğu düzen kuvvetlidir. Şeytana güvenenler hüsrana uğrar, Allah’a güvenenlere gelince, asıl galip olacak olanlar onlardır.

"Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür."[13]

Diyanet tefsiri bu ayet hakkında şunları nakletmektedir:

“Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin de kaydettiği gibi (Ahkâmü’l-Kur’ân, II, 854) âyetin “fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah için oluncaya kadar...” kısmını iki şekilde anlamak mümkündür: 1.“Dünyada veya bölgede hiçbir müşrik kalmayıncaya ve herkes müslüman oluncaya kadar.” 2. “Din ve vicdan hürriyeti yerleşinceye, herkesin serbestçe dinini yaşaması imkânı doğuncaya ve böylece hak olsun bâtıl olsun din seçimi ve dinî hayat baskıya değil, samimi inanca dayanıncaya kadar.” Biz ikinci anlayışı tercih etmiş bulunuyoruz.”[14]

"Gerek yaya olarak, gerek binek üzerinde Allah yolunda sefere çıkın. Mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır."[15]

1-Cihattan kaçmak için bir takım mazeretler ileri sürülmesi doğru değildir.

2-içinde bulunduğunuz şartlar nedeniyle, ister size zor gelsin, ister kolay gelsin, cihada katılmaktan kaçınmayın.

3-Sadece canınızla cihada katılmakla da yetinmeyin, mallarınızla da cihad edin.

4-Bütün zorluklarına rağmen, cihada katılmak, katılmamaktan çok daha hayırlıdır.

"Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür."[16]

Sabuni bu ayetin ilk cümlesini şöyle yorumluyor: “Ey Peygamber! Kâfirlere karşı kılıç ve mızrakla, münafıklara karşı hüccet ve delil getirerek cihad et.”[17]

4. Allah, Cihad Edenlere Güç Katar:

"Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) iki yüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir."[18]

Allah, önce mü’minlerden yirmi kişinin kâfirlerden iki yüz kişiye, yüz kişinin bin kişiye, karşılık geleceğini, bu sayılara karşı savaşılmasını emretti.

Daha sonra mü’minlerin yükünü hafifleterek; mü’minlerden sabreden yüz kişinin kâfirlerden iki yüz kişiye, bin kişinin Allah’ın izniyle onlardan iki bin kişiye karşı savaşarak galip geleceğini haber verdi. Böylece mü’minlerin savaştaki sorumlulukları hafifletildi. Mü’minler, sabırlı olurlarsa Allah, onlara güç katarak iki misli kuvvete karşı galip gelmelerine imkân tanıyacaktır, inşallah.

5. Savaştan Kaçmak, Büyük Günahtır:

"Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın)."[19]

Savaş esnasında, ölüm korkusuyla, savaştan kaçıp yenilgiyi kabul etmek, büyü bir günahtır.

"Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!"[20]

Savaş alanında manevra niyetiyle, yeniden saldırmak üzere geri çekiliyormuş gibi yapmak veya savaşmakta olan başka bir guruba katılıp onlara destek vermek için bulunduğu yerden ayrılmak birer kaçış olmayıp savaşın hilelerindendir. Bu durumlar dışında kim ölüm korkusuyla savaşı bırakırsa, Allah’ın gazabını hak etmiş olur. Savaş meydanında düşmandan kaçmak mümkündür, ancak ahirette cehennem ateşinden kaçmak mümkün değildir.

6. Cizye Verilmesi Kabul Edilince Savaş Sona Erdirilir:

"Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın."[21]

Bu ayette özellikleri sayılanlar kimlerdir? Diyanet tefsiri bu soruya şöyle cevap vermektedir:

"Âyetin nüzûlü zamanında yaşayan Ehl-i kitap mensupları genellikle hak dinlerin aslında mevcut gerçek ve sahih bir Allah ve âhiret inancından, yine bu dinlerin getirdiği hayat ve ahlâk düzeninden uzaklaşmış bulunuyorlardı. Eldeki bilgi ve belgelerine dayanarak kendi dinlerinin aslına dönmeleri de mümkün değildi. Bu sebeple İslâm’a girmeleri teşvik edilmeli ve girmedikleri takdirde müslümanlara zarar vermemeleri için kontrol altına alınmaları gerekli idi. Cizye, İslâm devletindeki gayri müslim tebaanın erkeklerinden alınan baş vergisinin adıdır. İslâm ülkesinde zimmî (gayri müslim vatandaş) statüsünde bulunan kişilerden kendilerine din hürriyeti, can ve mal güvenliği sağlanması karşılığında alınan bu verginin Kur’an’daki dayanağı tefsir etmekte olduğumuz âyettir."[22]

Aynı tefsir cizyeyi ise şöyle anlatmaktadır:

"Cizye, İslâm devletindeki gayri müslim tebaanın erkeklerinden alınan baş vergisinin adıdır. İslâm ülkesinde zimmî (gayri müslim vatandaş) statüsünde bulunan kişilerden kendilerine din hürriyeti, can ve mal güvenliği sağlanması karşılığında alınan bu verginin Kur’an’daki dayanağı tefsir etmekte olduğumuz âyettir."[23]

Savaşılan unsurlar, cizye vermeyi kabul edince, savaş sona erdirilir. Gayr-ı Müslim unsurlar, cizye ödeme şartına bağlı olarak, güven ve emniyet içinde yaşarlar.

7.Allah, Mü’minlere Karşı Savaşanlarla, Dostluk kurulmasını Yasaklamıştır:

"Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır."[24]

Ayetten çıkarılan hükümler:

1-Sizinle, siz Müslüman olduğunuz için savaşanları dost edinmeyin.

2-Sizi yurtlarınızdan çıkaranlarla dost olmayın.

3-Sizi yurtlarınızdan çıkaranlara yardımcı olanları dost edinmeyin.

4-Allah’ın düşmanlarıyla dost olanlar, kendilerini azaba müstahak kıldıkları için zalim olmuş olurlar.

8.İki Mü’min Grup Savaşırsa, Haklı olanın Yanında Yer Almak Gerekir:

"Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever."[25]

İki mü’min grup birbirleriyle çatışmaya girerse sırasıyla şunlar yapılır:

1-Çatışan iki gruba nasihat edilir; hak olan noktada anlaşmaları tavsiye edilir.

2-Çatışmaktan vazgeçmezlerse, haksız grubu iddiasından vazgeçirmek için, haklı olan grupla birlikte çatışmaya girilir.

3-Haksız grup, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar onlarla savaşılır.

4-Haksız grup, iddialarından vazgeçip, çatışmayı durdurursa, her iki grubun arası adaletle, yani iki gruba da haksızlık edilmeden düzeltilerek barış temin edilir.

9.Cihad Edenle Etmeyen Bir Olmaz:

"Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve Canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vaat etmiştir; ama mücahitleri, oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır."[26]

Cihad etmek Allah’ın emridir. Bu emri yerine getirenlerle getirmeyenler bir olmaz. Hastalık ve kör olmak gibi mazeretleri bulunanlar, cihada katılmak zorunda değildir; bunlara da cennet vaat edilmiştir. Ancak yine de bilfiil savaşanlar, özürleri nedeniyle, savaşa katılamayanlara göre, derece bakımından, daha üstündürler. Özür sahibi olmadan savaşa katılmayanlar ise, tamamen yanlış bir iş yapmışlardır.

10.Allah, Cihada Çıkmayanları Cezalandırır:

"Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir."[27]

Gerektiğinde cihada çıkmak Allah’ın emridir. Cihada çıkmak zorunlu olduğu halda, Allah’ın bu emrini yerine getirmeyenler, cihad sırasında uğrayabilecekleri zarardan daha büyük zararlarla yok edilir ve yerlerine, cihad emrine itiraz etmeyecek yeni kavimler getirilir.

11.Allah, Cihad Edenlere Rahmet Eder:

"İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."[28]

1-İman etmek, Allah’ın rahmetini ummaya vesiledir.

2-Allah için hicret etmek, Allah’ın rahmetini ummaya vesiledir.

3-Cihad etmek, Allah’ın rahmetini ummaya vesiledir.

4-Kişi, yaptığı iyi işler nedeniyle, kurtulacağına kesin gözüyle bakmayıp, Allah’ın rahmetini talep etmelidir.

5- Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet eden olduğuna göre, iman edip hicret eden ve Allah yolunda cihad edenlere merhameti kuvvetle umulur.

"Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah'ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır."[29]

Mücahitler, şu hususu gözden ırak tutmamalıdırlar: Cihad eden kişi için en büyük risk, savaş sırasında başka bir sebeple ölmek veya düşman tarafından öldürülmektir. İnkârcıların dünyada topladıkları her türlü mal ve zenginlik, ancak onlara dünyada geçici bir süre için fayda verir. Allah’ın, insanı ebedi saadete kavuşturacak olan mağfiret ve rahmeti çok daha hayırlıdır. Geçici olan hiçbir nimet, ebedi olan nimetlerle kıyaslanmaz.

12.Cihad Edenler, Allah Katında Üstün Mertebelere Sahip Olurlar:

"İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir."[30]

Allah, üç özelliğe bir arada sahip olanların, diğer insanlardan daha üstün olduklarını haber vermektedir. Bu üç özellik; iman etmek, hicret etmek ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad etmektir. İşte onlar, gerçek kurtuluşa erenlerdir.

13.Mücahit, Dünya Hayatı Karşılığında Ahireti Satın Alan Kişidir:

"O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz."[31]

Allah yolunda savaşan kişi, dünya hayatı karşılığında ahiret hayatını satın almış olur. Savaşa çıkan kişinin önünde iki ihtimal vardır; ya gazi olur veya şehit. O halde savaşa çıkan, şehit olmayı göze almış demektir. Şehit olmak büyük bir mertebe olduğu gibi, şehit olmayı göze almak da büyük bir mertebedir. Bu mertebeyi elde edenin mükâfatı, cennettir.

Konuya şu satırlarla nihayet verelim:

İslam’ı öğrenmek, cihattır.

İslam’ı yaşamak, cihattır.

İslam’ı öğretmek, cihattır.

İslam’ı yaymak, cihattır.

İslam’ı muhafaza etmek, cihattır.

Allah yolunda dil ile savaşmak, cihattır.

Allak yolunda mal ile savaşmak, cihattır.

Allah yolunda can ile savaşmak cihattır.

Allah yolunda can ile savaşmak, cihadın doruk noktasıdır.

Nefsini ıslah etmek, cihattır.

Can ile savaşmak farz-ı kifaye, nefsini ıslah etmek farz-ı ayindir.

[1] 25/Furkan-51.52.

[2] 29/Ankebut-69

[3] Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C:3, S: 497

[4] 8/Enfal-60

[5] 9/Tövbe-122

[6] 4/Nisa-75

[7] 22/Hac-39

[8] 9/Tövbe-13

[9] 2/Bakara-190

[10] 2/Bakara-216

[11] 4/Nisa-71

[12] 4/Nisa-76

[13] 8/Enfal-39

[14] DİBY, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C:2, S:690

[15] 9/Tövbe-41

[16] 66/Tahrim-9

[17] Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, C: 7, S: 499

[18] 8/Enfal-65.66.

[19] 8.Enfal-15

[20] 8/Enfal-16

[21] 9/Tövbe-29

[22] DİBY, Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C:2, S: 753

[23] DİBY, Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C:2, S: 753

[24] 60/Mumtehine-9

[25] 49/Hucurat-9

[26] 4/Nisa-95

[27] 9/Tövbe-39

[28] 2/Bakara-218

[29] 3/Al-i İmran-157

[30] 9/Tövbe-20

[31] 4.Nisa-74

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.