Hac, İslam’ın beş temel şartından biridir. Müslüman kişinin bu ibadetle mükellef olması oraya gidebilmenin yolunu ve imkânını bulmasına bağlıdır.

Sözlükte yönelmek, ziyaret etmek anlamına gelen Hac; Dini bir terim olarak yılın belli günlerinde kurallarına uygun şekilde ihram denilen örtüye bürünerek Arafat’da vakfe yapmak ve Kâbe’yi tavaf etmektir. Bu kutsal yerleri belirli zamanlarda ziyaret eden kimseye hacı denir.

Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre; Şevval, Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür.

Bugünlerde bazı kardeşlerimiz tarif edilemez bir sevinç ve heyecan içerisinde mukaddes topraklarla buluşacakları anı beklerken diğer taraftan bazı kardeşlerimiz de yıllardır hac kurası çıkmadığı için buruk ve kırgın bir halde.

Hemen şunu ifade edeyim Mü’min olarak bir şeyin gerçekleşmesi için insan üzerine düşen görevleri yapmalı, bütün maddi sebeplere sarılmalıdır. Sebeplere tevessül imanın gereğidir. Ancak işin sonu Allah’a aittir. Kura çıkmadı diyerek kendimizi kaybedecek kadar hayıflanmamalıyız. Ne dediğimizi bilmeyecek kadar şuursuzca hareket etmemeliyiz.

Burada özellikle nasipli kardeşlerime, hac için hazırlık içerisinde bulunan kardeşlerime birkaç hatırlatmada bulunmak istiyorum. Haccın şekil boyutu ile ilgilenip asıl manevi boyutunu ihmal ediyor olmamalıyız. Siz, manevi bir ticaret üzere gittiğiniz mukaddes yerlerden kârla dönmeyi hedefleyiniz. Zamanlarınızı araba kuyruklarında, yemek sıralarında değil ibadetle meşguliyetle geçiriniz. İfrat ve tefride düşmeden itidalli (mutedil) olmak mecburiyetindeyiz.

Hac farizasının ruhunu, manevi yönünü, aynı zamanda bir ahlak eğitimi olduğunu asla unutmamamız gerekir.

Hac ve ondan sonrası için ahlaklı olabilmek, durust kalabilmek, cennetlere namzet olmak insanın nefsiyle ve şeytanı ile kıyasıya mücadele etmesine bağlıdır. Sadece şeytanlarla değil, aynı zamanda kendimizle de hesaplaşmalıyız. Arz ve isteklerimize gem vurabilmeliyiz.

Sadece mukaddes yol ve mekânlarda değil ömrümüzün kalan kısmında da güzel ahlak sahibi olup başkasına eziyet vermemek, arkadaşlarımızdan ve komşularımızdan gelecek eziyetlere tahammül edebilmeliyiz. Başkalarına yük değil başkalarından yük almalıyız.

Hac ibadeti, aynı zamanda bir sabır eğitimidir. Sabır olmadan başaramayız. Hz. Allah:“Hacda çirkin sözler söyleme, sövüp sayma ve tartışma olmaz.” buyurmuştur. Aslında bunlar hac dışında da olmaması gereken şeylerdir, ama özellikle hac için zikredilmesi oldukça anlamlıdır. Burada yeri gelmişken hemen ifade edeyim Efendimizin: “Haccınızı benden alın.” Sözü; “Razı olunmuş, sonu cennetler olan bir hayatı benden alın.” demek olduğunu unutmamalıyız.

Hacda keyif ve konfor aramak güzel şeyler değildir. O mukaddes yerlerle buluşan Mü’min kardeşimiz, mutfağını, yatağını beş yıldızlı yapma yerine ibadetlerini beş yıldızlı yapma derdinde olmalıdır. Müslüman, her hal ve şartta; “sade hayat imandandır” hadisiyle amel etmelidir.

Bizi, Kâbe’den, Mescid-i Haram’dan, tavaftan, zikirden alıkoyan her şeyden kaçınmalıyız. Kâbe’nin cehresine dahi bakmanın ibadet olduğu şuuru ile hareket etmeliyiz. Haccı bir kongre yeri bilip farklı coğrafyadan gelen kardeşlerimizle dille anlaşamazsak da gönülden anlaşma çabasında olmalıyız. Atıp itme yerine vakar ve sükûnetle hareket etmeliyiz. Zira hac, aynı zamanda bir tevazu eğitiminin uygulama yeridir. Bize aciz bir kul olduğumuzu gösterir. Bu açıdan beş yıldızlı otellerde, Zemzem Tower’da, sokak ve pazarlarda Çin patentli malların arkasına düşüp vaktimizi boşa geçirerek haccı ruhu çekip çıkarılmış bir hale dönüştürmemeliyiz. Kalacağımız yerin Kâbe’ye mesafesi, ötelin kaç yıldızlı oluşu, odada neler var neler yok, öncelikli sorularımız olmamalıdır.

Haccın ibadet olduğunu asla unutmamalıyız.  Hacda maddi ve manevi kirlerden temizlenip arınma gayretinde olmalıyız. Hacı adayı, haccın ifa edildiği mekânlardaki deruni manayı tefekkür ve tedebbur etmelidir. Kutsal beldeyi düşünüp anlamaya çalışmalıdır. Kendisini dünyaya bağlayan duygulardan arınmalıdır.

Hacca niçin gidiyorum? Sorusunu her hacı adayımız kendine sormalı, cevabını da ona göre vermelidir. Öncelikle her işin başının, halis bir niyet olduğu, amellerimizin buna göre değerlendirileceğini unutmamalıdır.

Allah bunu benden istiyor, Onun emrini yerine getirmek, Kâbe’yi ziyaret etmek, böylece Allah ile olan ahdimi yenilemek, günahlarımdan arınmak, o günahları işlememek üzere karar vermek için gidiyorum diyebilmelidir.

Sevgili Peygamberimizi (s.a.v.)  ziyaret edip selam vermek, O’nu görmüş gibi hissetmek, sünnetine bağlı kalacağıma söz vermek, bütün dünya Müslümanları ile farklı ırklardan kardeşlerimle kucaklaşmak için gidiyorum diyebilmelidir. Eğer içimizde bu ve buna benzer duygular galipse haccın niyeti sağlam demektir. Efendimiz (s.a.v.):”Mü’minin niyeti amelinden daha hayırlıdır.” Sözü bize niyetlerimizdeki samimiyetin önemine işarettir. Yapıp etmek değil, nasıl ve niçin yaptığımızdır önemli olan.

Aynı işi yapan iki Mü’min’den birisi sadece hac farzını üzerinden düşürmekle kalırken, bir diğeri ise sırf bu sağlam niyeti sebebiyle bunun yanında dünyalar kadar sevap kazanabilir. Kul hakkı hariç, bütün günahlarını sildirmeyi başarır. Adeta tabirimi mazur görün kilometreyi sıfırlar, hayatında tertemiz yeni bir sayfa açar.

Bunu da Allah Resulünün şu mübarek hadis-i şeriflerine dayanarak söyledim: “Mebrur bir haccın karşılığı cennettir”, dikkat edilirse her haccın değil. Bir haccın mebrur olması, yani iyilerin haccına dâhil olması, kalite kazanması, hakkının verilmiş olması, Allah’ın şiarlarından oluşan hac vazifelerinin sembolize ettiği hakikatlerin tahakkukuyla mümkündür. O da haccı hayata taşımakla olur. Oldubittiye getirmekle siz, bu gayenin gerçekleşmesini sağlayamazsınız. Bir takım mazeretlerinizin arkasına sığınıp namazları ötelin bilmem neresinde kılmak için bahaneler aramayınız. Unutmayınız siz mesai yaparken şeytanlar da mesai yapıyor. Yere göre şeytan vazife alıyor. Görecek, şahitler olacaksınız ki bazı kardeşlerimiz o mübarek yerde kaybedenlerden olacak neuzubillah. Kazancını evine getiremeyecek, ne kaldı ki ahirete.

Dünyanın bütün aldatıcılığına rağmen Ümmeti Muhammed’i bir araya getiren, makam-mevkii-kariyer vb. dünyalıkların hepsini iterek Mü’minleri Allah ve Resulü muhabbetiyle tevhid sancağında Mekke-i Mükerreme’de davete icabetle buluşturan hac, Hz. İbrahim’in (a.s.), Hz. Hacer’in (r.anha) ,Hz. İsmail’in (r.a.) aziz ruhlarıyla buluşma dertleri ile dertlenmenin diğer adıdır.

Selam ve dualarla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.