ÇOCUK EĞİTİMİNDE YAPILAN HATA VE İHMALLERİN TELAFİSİ OLMADIĞI GİBİ FATURASI DA ÇOK AĞIR OLUR

Yaz Kur’an Kurslarımız, sadece çocuklarımız için değil öğreticilerimiz kadar velilerimiz için de büyük bir fırsattır. Her geçen gün bu kurslara olan ilginin arttığı bir gerçektir. Bunun altında birçok neden vardır. Kanaatime göre Yaz Kur’an Kurslarımıza olan ilginin artmasının altındaki nedenlerin başında yaşadığımız çağda, insanî ve ahlakî değerlerin günden güne zayıflaması ve temel ahlakî değerlerin çocuklara kazandırılması konusunda toplumdaki ilgi ve duyarlılık bu konuda önemli faktör olmuştur.

Yaz Kur’an Kurslarımız, milletin kahir ekseriyetinin Kur’an’la ilk tanıştığı mekânlardır. Buralar, bizim ilk göz ağrılarımızdır. Sadece Kur’an’la mı? Hayır. Cami ile de ilk tanıştığımız, toplumla da ilk tanıştığımız yerlerdir buralar. Birçoğumuz namazlarda okuduğu dua ve sureleri camide açılan Yaz Kur’an Kurslarda öğrenmişizdir. Bir ömür boyu ifa ettiğimiz ibadetleri, okuduğumuz duaları çocukken camilerde açılan Yaz Kur’an Kurslarda öğrendiklerimizle yerine getiriyoruz.

Yaz Kur’an Kurslarımız,  çocuklarımız için tatil olmaktan çok, eğitim ve öğretimin yapıldığı bir sürece, bir okula dönüşmektedir.

Yaz Kur’an Kurslarımız, çocuklarımızın Dine, Diyanete, Din Görevlisine, Camilere, Kur’an’a, büyüğe, küçüğe velhasıl hayata bakışlarını etkileyen ilk mekânlardır.

Çocuklarımız, ilk defa Kur’an Kursuna, Camiye gelmekte, namazla, imamla ve cemaatle tanışmaktadır. Buralarda Kur’an okumak ve temel dinî bilgileri öğrenmenin yanı sıra büyükleri ile yan yana durmanın verdiği heyecanla cemaatle namaz kılmakta veya nasıl namaz kılındığını öğrenmektedir. Bir ibadethanenin içerisinde bulunarak onu daha yakından tanıma fırsatı bulmaktadırlar.

Çocuklarımız, buralarda hayata ve dine bakışlarını etkileyecek bir süreçten geçmektedirler. Bundan dolayı sadece görevli hocalarımız değil cemaatimizin de dikkatli olması gerekir. Çocuklarımızın üzerinde olumsuz bir etki bırakmaktan hocalarımızın sakınması lazım geldiği gibi bizim de sakınmamız lazım.

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet GÖRMEZ hocamızın;”  Hiçbir mümin, hiçbir çocuğun gönlünde ve muhayyilesinde, cami ile ilgili kötü anı oluşturabilecek bir söz ve davranış içerisinde olamaz. Kendisine hâkim olamayıp, çocuklara bu yanlışlığı yapacak olan kimse teravihe gelmesin daha iyi çünkü herhangi bir çocuğun hafızasında ve muhayyilesinde din-i mübin-i İslam'ın şiarı ile ilgili acı bir hatıra, kötü bir iz, yaralı bir bilinç oluşturmak kebair denilebilecek büyük bir günahtır." Sözü son derece önemlidir. Bu konuda hemen herkesin anlatabilecek irili ufaklı birer acı hatıralarımız vardır.
Çocuklarımıza arka tarafları göstererek arkada kalmalarını sağlamak değil onları kendi yanımıza alarak bilfiil namazın nasıl ve ne şekilde ifa edildiğini çocuklarımıza göstermeliyiz.

Burada yeri gelmişken ana babalara da birkaç kelime söylemek isterim. Çocuklarımızın Dini Eğitimleri asla ihmale gelmez. Dini Eğitimi ihmal edilmiş olan çocuklar, ileride  maddî ve manevî külfete, telafisi mümkün olmayan zararlara ve mahcubiyetlere yol açabilirler. Hiç şüphesiz çocuklarımızın elde ettiği her bir başarı iftihar vesilemiz, yol açtıkları her bir zarar da üzüntü ve mahcubiyet vesilemiz olacaktır.

Bir makalede okumuştum. Bir defasında öğretmenin biri, laboratuara elinde bir şişe dolusu süt ile girer. Sütü lavabonun kenarına koyar ve çalışmaya başlar. Öte yandan Öğrenciler, acaba bu sütün dersimizle ne ilgisi var diye düşünürken Öğretmen, elinin tersi ile şişeye dokunur, şişe yere düşer ve kırılır. Süt, sağa sola serpilir. Öğrenciler; “ tüh, eyvah” derken, Öğretmen yüksek sesle: “Dökülen sütün ardından ağlamayın. Dökülen süt, hayatta yapılan kazalar, hatalar ve ihmallerdir. Bazı hataların telafisi mümkündür, bazılarının ise asla mümkün değildir.” Der ve mesajını verir. Ben bu örnekten hareketle diyorum ki; “evet çocuk eğitiminde yapılacak hata ve ihmallerin telafisi olmadığı gibi faturası da çok ağır olur.”

Bunu birilerini tenkit için söylemiyorum. Çocuklarımızın istikbali söz konusu olduğunda masraftan çekinmiyoruz. Özel dersler aldırıyoruz, hazırlık kitapları, yardımcı kitaplar alıyoruz. Bazen hızımızı alamıyor İlçemizde olmayan imkânların peşine düşerek şehirlere kiraya oturmayı bile göze alıyoruz. Tabii ki bunlar imkânlar ölçüsünde olması gereken şeylerdir.

Unutmayın ey anne babalar! Camilerde açılan Yaz Kur’an Kurslarımız da çocuklarımızın istikbali ile doğrudan ilgilidir. Çocuğun Camide öğreneceği sadece Kur’an’dan ibaret şey değildir. Bu gün; “her gidi eski günler” diyerek özlemini duyduğumuz doğruluk, dürüstlük, ciddiyet, diğergamlık, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, erdemli olma vb. güzel davranışları da biz oralardan aldık, alıyoruz.

Yukarıda saymaya çalıştığım   ahlakî davranışların hayat prensibi haline getirilmesi halinde hem hayat sınavının hem de ahiret sınavının kazanılmasına yardımcı olacaktır. Sadece kendimiz değil işte o zaman toplum da kazanacaktır. Artık kimseler yarsız, yardımsız kalmayacaktır. Birbirlerinin boğazından değil ellerinden tutan fertler çoğalacaktır. Hazret-i Peygamber [s.a.v.]  Efendimiz; “Hiçbir baba evladına güzel ahlaktan daha değerli bir hediye vermiş olamaz.” derken çocuğun gelişiminde ahlak eğitiminin hayati önemine işaret etmiş olmaktadır.

Din Gönüllüsü kardeşlerim Caminin veya Kur’an Kursunun kapısından ibadet bilinciyle, güler yüzle ve neşeyle bismillah diyerek içeriye girer. Yüzündeki tebessümle, kucaklar yavrularını. Çocuklara güven ve huzur verir. Heyecan ve şevkini daima canlı tutar. Zira çok iyi bilir ki Din Eğitimi gönül işidir. Gönüller ister. Sevgi olmadan olmaz. Sevginizi vermeden başaramazsınız. Gönüllülüğün önemini ve berekete vesile olacağını çok iyi bilir. Tatillerinden fedakârlık yaparak Kur’an öğrenmeye gelen çocuklara eğitim vermenin önemli bir görev olduğunu bilir ve bu vazifenin manevî mesuliyetini yüreğinde hisseder.

Bizler, bir ömür boyu zihinlerimizde yer eden olumlu veya olumsuz düşünceleri Yaz Kur’an Kurslarından kazandık. Herkesin kendine göre irili ufaklı acı tatlı hatıraları var buralarda. Ancak peşinen ifade etmek isterim ki buralarda yaşadığımız ve zihin dünyamızda unutamayacağımız bu acı olaylar, Din-i Mübin-i İslam’dan değil karşımızdaki öğreticiden kaynaklanan birer eğitim kazası sonucu meydana gelen davranışlardır. Bunun altını özellikle çizmek isterim. Karşımızdaki öğreticinin hata ve kusurlarından dolayı Dinimize, Diyanetimize küsmek her şeyden önce Kur’an’ımıza ve onun başöğretmeni Hazret-i Peygamber [s.a.v.] Efendimize haksızlık olur.
İnsanımızın çoğunun hayatında Yaz Kur’an Kursları ile anlatacağı acı tatlı hikâyeleri var. Hikâyeler genellikle şöyle başlar;

Hocam; “Bizim mahalle camiinde bir din görevlisi vardı. Ben çocukluğumda ilk defa camiye gittiğimde bana dedi ki: “Oku bakalım falanca duayı” Ben ise hiçbir şey bilmediğim için okuyamadım. Elindeki uzun sopasıyla bana öyle bir vurdu ki, ben camiden bir kaçtım, kaçış o kaçış, bir daha camiye uğramadım…

Veya
Hocam; “Bizim mahalle camiinde bir din görevlisi vardı. Şu an namaz kılacak kadar dört tane sure biliyorum. Ondan Allah razı olsun…”

Şimdi biz burada durarak bu işe gönül vermiş birisi olarak kendimize şu soruyu soralım: “nasıl bir din görevlisiyiz?”

Veya yukarıda anlattığım hikâyelerin hangisinin başrolünde olmak isterseniz,

TERCİH SİZİN SEVGİLİ HOCALARIM…

Selam ve dualarla…
Ramazan TOPCAN
Balıkesir İl Müftü Yardımcısı

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
adil bazman 6 ay önce

hocam ömrünüze bereket kaleminize kuvvet Allaha emanet saygılar