Pazar günü akşam saatlerinde Diyanet TV’de yayınlanan “Kitap Oku-yorum” programının reytingi ne kadardır bilmem ama ben dikkatle ve fikri takiple izlenmesini öneriyorum. Kitap kurdu birkaç genç arkadaşımız, okuduğu kitabı yorumuyla birlikte paylaşarak doyurucu bir kültür sohbeti sunuyorlar. Bu hafta da, hayvanlar aleminden seçilen bazı örnek figürlerin hallerine yazarların darb-ı mesel yöntemi ile yüklediği manalar ve çıkardıkları hikmetli derslere temas edildi. Programda kısaca temas edilen eşek metaforunu ben biraz daha açmak istiyorum.  

Osmanlının fetret döneminde aynı zamanda hekim olan Şeyhi, Çelebi Mehmet’i tedavi etmesine karşılık kendisine bir köy verilir. Memalikine giderken eşkıyalar tarafından soyulur ve dövülür: Bunun üzerine “Harname”yi yazar. Har, eşek demektir. Bu eser, Türk edebiyatının ilk fabl eseridir. Eşeği konuşturur ve insanlara bu yolla önemli mesajlar verir. Eşek, bir gün öküzü görür, yay gibi boynuzları vardır, çimende yayılır, kendisi ise o kadar yük taşımasına karşılık kuru samanla karnını zor doyurur. Eşek, yaşça kendinden büyük olan bir eşeğe, bu durumdan kurtulmak için ne yapmak gerektiğini sorar. Yaşlı eşek, “Öküz çimen taşır, çimen yer, sen odun taşırsın, odun yersin. Senin işin bu, başka arayışlara da hiç gerek yok.” der. Eşek aç gözlülük yapar ve birinin bağına girer. Bağın sahibi eşeğe kızar, ceza olarak eşeğin kuyruğunu ve kulağını keser. Bunun üzerine eşek  der ki:  

“Batıl isteyu Haktan ayrıldım / Boynuz isteyu kulaktan ayrıldım.”  

Fıtrata aykırı isteklerde bulunmanın sonucudur bu aslında. Buna benzer başka bir darb-ı mesel de şöyledir:  

Aslında kartal ile papağan aynı şekilde yaratılmış fakat papağan kendi tipini beğenmemiş ve güzelleşmek istemiştir. Onun bu isteği kabul edilmiştir ancak asli şekline razı olmadığı için kafese mahkum edilmiştir. Kartal ise haline razı olduğu için özgür kalmıştır.  

 Söz eşekten açılmışken, bu alem ile ilgili bir başka hikaye de yine ibret vericidir:

Bir bölgenin eşekleri, geniş bir merada toplanarak büyük bir kongre yapmışlar ve durumlarını görüşmüşler. Şikayetleri hep aynı imiş:  

-İnsanların insafsızca yükledikleri yükü taşımaktan ve insanlara hamallık yapmaktan bıktık, usandık artık, diyorlarmış. Çözüm aramışlar. İçlerinden biri demiş ki,  

-Biz bu yükleri semerle taşıyoruz, eğer semer olmazsa insanlar bu kadar yük yükleyemezler. O halde hep birlikte dua edelim, semerci ölsün, başka semer yapan da olmayınca biz bu hamallıktan kurtuluruz. Dua etmişler ve semerci ölmüş. Mevcut semerler eskiyince insanlar semerci aramaya başlamışlar. Semercinin oğluna, baba mesleğini devam ettir, diye teklif götürmüşler. Semercinin oğlu, ben bu mesleği fazla bilmiyorum dese de ısrarlara dayanamamış ve bildiği kadarı ile bir şeyler yapmaya çalışmış. Fakat acemi semerci, semeri olması gerektiği gibi yapamadığından, yaptığı semerler eşeklerin sırtında yaralar açmış. Eşekler, yağmurdan kaçarken doluya tutulduklarını görmüşler ve derhal olağan üstü kongre için çağrı yapılmış. Durumlarının eskisinden daha da kötü olduğunu ve acı çektiklerini söylemişler birbirlerine. İçlerinden yaşlı ve tecrübeli biri demiş ki;

-Arkadaşlar, biz eşek olduğumuz sürece sırtımıza semer vuran çok olur, gelin biz öncelikle eşeklikten kurtulmanın yolunu arayalım, Allah’a bizi eşeklikten kurtarması için dua edelim, demiş.   

Eşekler, hiç itiraz etmeden sahibinin onca yükünü taşımasına rağmen neden hor görülürler?
El-cevap, herkesin kullanımına elverişlidir. Kim hangi amaçla kullanırsa kullansın hiç itiraz etmez, biraz ağırdan alacak olursa tonlarca dayak da yer ama sonunda sahibinin isteğini yerine getirir, kendini kullandırır.  

İnsanlar vardır alçak gönüllüdür, insanlar vardır alçak olmaya gönüllüdür. Tıpkı eşekler gibi. İradesini kullanmayanlar ya da nasıl kullanacağını bilmeyenler, aklını abisine, ablasına, efendisine teslim etmiştir, olanları birileri eşek gibi kullanır. Ağır yükleri taşıdığı için yorgunluğu nispetinde iyi iş yaptığını zanneder.

Sosyal hayatta adem-i merkeziyetçi olmak gerekir. Adem-i merkeziyetçi yaklaşım, insanı sürüleşmekten korur, saygınlığını artırır, doğal lider konumuna taşır. Yani dini ve hayri hizmetlerde kurumsal bir çatı altında  işçi ya da memur olarak çalışmak zorunda olmayanlar, inisiyatif alarak başına buyruk hareket etmelidir.  Adem-i merkeziyetçi yaklaşım, dini, ahlaki ve beşeri işleri yorumlamada, düşüncede, kendisi ve kendi inisiyatifi ile yürütülen işlerde bağımsız hareket etmeyi ifade eder. Adem-i merkeziyetçilik, İslam’ın öngördüğü ümmet, millet ve cemaat mefhumlarını tahrip edici düzeyde olamaz. Adem-i merkeziyetçiliği şunun için öneriyorum:   

İslam’ın ve müslümanların güçlenmesinden korkan İslam düşmanları, çeşitli entrikalarla müslümanları manipüle etmek için çoğunlukla “üzüm salkımı” modelini kullanırlar. Üzün tanelerini bir sapa tuttururlar ve üzümün kök sapını ele geçirip kontrol edenler, bütün taneleri de kolayca  istedikleri yere koyabilirler. Bunun en çarpıcı örneği FETÖ’dür. Türkiye’nin en eğitimli fakat aklını kullanmayan insanları büyük bir sapa kolayca tane oldular, o sapı da Batılılar istedikleri gibi kullanmaya çalıştı. Eğer biz aklımızı kullanmasak belki FETÖ biter ama CÜTÖ gelir.
(Not: C harfini bilerek kullandım.)

Biz, yakın tehlike olması itibarı ile şimdilik sadece FETÖ paralelini görüyoruz. Sizce paralel yapı, sadece FETÖ’den mi ibaret? Ne paraleller var toplumda, tehlike arzetmiyor diye şimdilik kimse üzerine gitmiyor. Yakın zamana kadar FETÖ’nün de bu kadar tehlikeli olduğunu bir çoğumuz öngöremiyordu.  

Bu beyanımdan, toplumun sosyal dokusunda önemli bir yeri olan diğer bazı cemaat ve tarikatların potansiyel tehlike olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Şu kadar var ki, bir grup, cemaat ya da tarikat, elde ettiği nüfuzu, maddi gücü ya da devlet gücünü, tek hakim güç olmak için kullanmaya başlarsa ve diğer grupları boğmaya çalışırsa işte o zaman o da bir paraleldir. Ana arteli zaafa uğratan her tali yol, paralel yol, kötüdür, tehlikelidir, fitneye sebeptir.

Anlatabildim mi?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vatansever 6 ay önce

cumhurbaşkanı şöyle derdi; bel hum edall...yukarı yazının yorumu olarak şöyle düşündüm; fetönün tabanı eşek, tavanı eşekoğlueşek.. artık fetöcüler yerlerini tesbit etsin, ne olduklarının kararını versinler! ben ortasıyım diyenleri de unutmayalım; onlarda pijamalı eşek..

banner205