DEVLET ADAMININ İŞİ SAĞLAM, İRADESİ GÜÇLÜ, KILICI KESKİN ATI YİĞİT OLACAK

Yavuz Sultan Selim zamanında Fransa’dan bir elçi resmi görüşmeler yapmak için İstanbul’a gelir. Yavuz Selim’e yaverleri, “Efendim, önemli bir devlet adamı gelecek, sizi iyi görmesi lazım, bayramlık elbiselerinizi giyseniz, iyi olur.” Derler fakat Yavuz hiç oralı olmaz. Elçiyi kabul edeceği salonda tahtının yanına kılıcını vaziyette yerleştirir ve tahtına oturur. Elçi huzura alınır, görüşme başlar ve tamamlanır. Elçiye sorarlar: Padişahın sarığını, elbisesini nasıl buldun?Yüzü, tavırları nasıldı? Elçi şöyle cevap veriyor: Valla huzura girince gözüm tahtın yanındaki kılca takıldı, başka da bir şey dikkatimi çekmedi. Elçinin bu gözlemini duyan Yavuz ise şöyle diyor: Kılıcınız kestiği sürece düşmanlarınız sizin başka açığınızı göremez.

Son on yılda ülkemizin yaptığı atılım ve gelişme dost düşman herkesin gözünü kamaştırıyor. Bu gidişle mevcut devlet adamlarının görevlerinde daha uzun süre kalacağını anlayan müzmün muhaliflerin ise son yıpratma malzemesi israf ve günah. Daha önce paralelciler, hükümet erkanını ve başını hırsızlıkla itham etmişti. Cumhurbaşkanlığı sarayı Ak Saray, son olarak Diyanet İşleri Başkanlığı için alınmış olan mersedes müzminlerin yeni malzemesi. Onlar eleştirecek bir şey mutlaka bulurlar, bulamazlarsa uydururlar. Benim üzen, içerden bazı dostlarımızın (bu sitenin yazarlarından biri de dahil) dini duygularla koraya dahil olması, kendine Ebu Zer rolü biçmesidir.

Diyanet İşleri Başkanı, Türkiye’de protokolde 10. Sırada yer alan önemli bir devlet adamıdır. Böylesi makamlarda temsil çok önemlidir. Temsili olmayanın tebliği olmaz, demiş eskiler. Devlet adamlarının lüks araçlara binmesinin gerekçesi konforlu seyahat değil güvenliktir. Allah korusun bir kaza halinde yüksek güvenlikli araç yüksek güvenlik sağlar. Tedbir kuldan takdir Allah’tan tabiî ki.Yada meşhur olmak isteyen bir serseri gelip Sayın Başkana çarpar. Böylesi ilim ve devlet adamları kolay yetişmiyor. 1400 yıl öncesinin teamülleri ile 21. Yy.’da devlet yönetilemez.

Yavuz Örneğinde olduğu gibi, devlet adamının işi sağlam, iradesi güçlü, kılıcı keskin, atı/bineği yiğit olacak.

Asr-ı Saadet döneminden Hz Osman, zenginliğin, cömertliğin, zühdün ve vefanın piridir. Ebu Zer Gıfari ise, kanaatkarlığın, müstağniliğin, diğergamlığın ve tamahsızlığın piri konumundadır. Hz Ömer bir Mecusi hain, Hz Osman, asiler tarafından şehit edilmiştir. Hz. Ali de hariciler tarafından şehit edilmiştir. Dört büyük halifeden üçü şehit olarak bu dünyadan ayrılmışlardır. Bir devlet adamı olmalarına rağmen, halkına ve takdir-i ilahiye güvendikleri için olmalı tedbir alma gereği duymamışlardır. Ebu Zer Gifari,eşi ve kızı ise açlıktan vefat etmiştir. Sahabe-i kiramın örnek davranışlarını kendimize rehber edinirken, tarihten ders çıkarmayı da ihmal etmemek gerekir. Müftü Efendi fetva vermiş: “Bir ülkede şu kadar insan asgari ücretle çalışırken, madenciler ölürken, benim mahallemdeki caminin halıları yenilenmesi gerekiyorken Diyanet İşleri Başkanı lüks arabaya binemez, haramdır, bunda benim de hakkım var, ben helal etmiyorum.” Müftü efendinin unuttuğu bir şey var: Başkan kendisinden daha çok alim ve en az onun kadar haram-helal hassasiyeti taşıyan biridir. Kendisine tahsis edilen aracı ise sadece kamu hizmetinde kullanmaktadır. Güvenlik için böyle bir araç şarttır hatta yoksa ben söyleyeyim: Şayet alınan araç zırhlı değilse zırhlı olmalıdır.

Kanaatimce bir müftü, bir vatandaşın kendisine sorduğu soruya fıkıh usulü ölçülerine göre fetva verir, vermelidir. Ulusal düzeyde verilecek fetva, Din İşleri Yüksek kurulunun yetkisindedir. Zira Din İşleri Yüksek Kurulu, 16 seçkin din aliminden oluştuğu için yanılma payı, bir kişinin fetvasına nazaran daha azdır, yanılsa bile kurul olduğu için içtihat etmiş olur.

Bir olay yorumlanıp sonuçtan dini hüküm çıkarılacaksa kendi bağlamı içerisinde ele alınmalıdır. Sebep-sonuç, problem-ihtiyaç durumu göz önünde bulundurulur. Sebep, illet hikmet ve maslahata bakılarak fetva verilir.

Ülkede şöyle şöyle işler oluyorken şeklinde başlayan cümlenin fazlaca muteber bir yanı yok. Büyük bir ülkede ve dünyada sorunlar hiçbir zaman bir zaman bitmez. Milyonlarca Suriyeli mülteciler çadırda yaşıyorken, Gazzeli kardeşlerimiz abluka altında iken, vs vs. Kaldı ki devletimiz, bu sorunlarla da yakından ilgilidir. Sorunların bitmesini bekleyeceksek hiçbir iş yapamayız. Ayrıca bir sorun olsa dahi, çözüm için önceliğe kim karar verecek? Diyanet İşleri Başkanlığı için tahsis edilen haber, “Şayet doğruysa” şeklinde verilmiş ve vakıf parası ile alındığı iddia edilmiş. Dini duyarlılığı yüksek olan bir kişi, böylesi önemli haberi “şayet doğru ise” diyerek paylaşmaz. Önce araştırır, doğru olduğuna kail olduktan sonra haber yapar. Aksi halde Hucurat Suresinin 6. Ayetindeki ikaza maruz kalır.

Fıkıh usulünde bir kural vardır: Aksi ispat edilinceye kadar kişinin kendi beyanı esastır. Diyanet açıklama yapmış: Bu araç DMO’dan alındı şeklinde. Biz buna itibar etmek durumundayız. Camilerden toplanan paralarla bu lüks araç alındı demek, eğer art niyet değilse kelimenin tam anlamı ile safdilliktir. Diyanet Vakfı, topladığı parayı amacı dışında kullanmaz, bunun vebal olduğunu bilir. Diyanet’e vakıftan araç alınacaksa bile, toplanan paralar değil, diğer gelirler kanalize edilir.

Ben, yürütülmekte olan kampanyalarda ve bundan sonra açılacak dürüstlük kamuflajlı kampanyalarda, Yeni Türkiye’nin oluşumunu durdurma amacı seziyorum. Bu büyük oluşumu ne yapıp edip durdurmak için müzmin muhalifler ellerinden geleni ardına koymayacaktır. Bizim cenahtan bazı safdiller ise, verilen gazların etkisi ile bu işe çanak tutarak acınacak duruma düşmektedirler.

Ne diyeyim, Allah her birimizi basiret ve ferasetten ayırmasın.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.