banner222

Küçükken; “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiği cevaplardan çok farklı bir meslek seçen din görevlisinin serencamı; ağzı dualı, gönlü zengin ana-babaların bu temiz çocuğu önce Kur’an kursuna, sonrasında imam-hatip okuluna vermesiyle başlar. Sonraki süreçtehüda-i nâbit bir kimlik arz eden, kimsenin kollarının altına alıp etkin/yetkin bir hoca olması için-icra ettiği ilahi, mevlit vb. etkinlik karşılığında cebine koyulan harçlık dışında- motive etmediğibahse konu genci, hiçbir şey olunmadığında olunan bu mesleğe sevk eden bilinen bir amil yoktur. Yine hiç kimse, ayakkabısına muhalif bir renkte kemer takan bu genci, hoca efendi olması için dershane türünden bir kurumasevk etmemiştir. Zira böylesi bir iş için çoktan seçmeli bir meşguliyete de gerek yoktur. Bu toy delikanlının, mezuniyet sonrası medar-ı maişet gailesiyle girdiği meslekteki ilk hissiyatı, 17 yaşında baba olan bir kimseninkucağına, aslında kendisinden çok da farklı olmayan çocuğunu vermeleri gibidir.

Filmin devamında, dudağının en uç tarafına koyduğu sigarasını, külünü düşürmeksizin tüttüren ve çıkan dumanın oluşturduğu mistik havayla, eşyanın ardını gören bir bilge edasında kafasından müthiş(!) eserler ortaya koyan sanayi ustası gibi bizim hocamız da Allah’a yakın yerlerde, kullanım kılavuzu olmadan bu görevi ifa etmeye başladı. Finalde ise takım elbisenin rahatsız edici etkisinden uzak bir şekilde yürütülen; arıcılık, hayvancılık, ziraat vb. hobilerle zenginleştirilen söz konusu vazife, bir berberin aldığı makası tüm meslek hayatı boyunca kullandığı gibi, sınırlı meslekî yeterlikle aynı mekânda birçok onlu yıl devrilerek nihayete erer ve artık yorulan bünye dinlenmeye çekilir. Bu zaman diliminden elde kalan en belirginedinim ise arazide de kullanılmaya uygun bir araç ve şehrin gettosundan satın alınan vasat bir evdir.

Öte yandan,imam-hatip tahsilinin üstüne dört sene daha diş sıkarak okunan ilahiyat fakültesinden mezun olan hoca/öğretmen, büyük amfilerde teneffüs ettiği epistemolojik ve ontolojik havanın tesiriyle, küçük mahallesine yüz ekşiterek, bana göreli cümleler kurmaya başlar. Dini, kimya laboratuvarına sokup bileşenlerine ayıran ve nihayetinde ağaçlara bakarken ormanı göremeyen, zihnindeki fırtına arttıkça saçları da buna orantılı olarak kabaran ilahiyatçı portresinin süsünü kaçıracak en basit detay, belki de bir iftar sofrası sonrasında okunması gereken “nimet-i celilullah, berakat-ı halilullah”lı bir yemek duasıdır. Aynı şekilde, inâdî bir sürtüşme ile sahih müktesebatı hoyratça tenkit eden böylesi bıçkın birkimliğin hızını kesecek tahrip gücü yüksek en kuvvetli duygu, ağızların tadını kaçıran ölüm gerçeğidir. Bu meyanda, masa başında ölüye Kur’an okunmayacağını ifade eden gerçek/tüzel kişilerin, kabir başında kişi başı birer sayfa düşecek şekilde Yasin Sûresi’ni okuyabileceğini/okutabileceğini söylemek muhal değildir.Sonuçta, taze ilahiyatçının fakültede diktiği elbisenin, ürününü sunduğu pazardaki muhataplarına bol geldiğini anlaması çok da zor olmayacaktır. “Gülmek, ağlamanın yarısıdır” kelamının fehvasınca,resmedilen manzara karşısında, bu eğitimi evinde soba başında alan kişilerden de genellikle dar alanda kısa paslaşmalar ve bazı formasyonel yan etkiler müşahede edilir.

“Her şey zıddı ile kâimdir” kaidesinden yola çıkarak ortaya konan bu menfi tablonun karşısında, işini amatör ruhla yerine getiren/getirmeye çalışan din gönüllüsünün nazar-ı itibara alması gereken ayrıntılar, “Mükemmellik, detayda gizlidir” kabilinden, kâinat kitabı Kur’an’da meknûndur. Buna göre, peygamberî bir meslek olan ve bankadaki vezne memurundan farklı olarak, mesai mefhumu gözetmeksizin en doğru kisveyle bu vazifeyi bihakkın yerine getirecek kimsenin portföyündekiolmazsa olmaz özellikler; “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun. Onlar doğru yolu bulmuş kimselerdir.”(Yâsin, 36/21) ayeti gereği, öncelikle yaptığı işi en iyi şekilde bilmek, sonrasında da muhatabından bundan dolayı hiçbir karşılık beklememektir.

Bu bağlamda konu edilen bilgi, her defasında muhataba aynı unsurların arz edildiği ve son raddede onu fedai kılacak kalıp bilgi kümelerinden çok, Kur’an ve Sünnet ölçeğinde kritiğe dayanan, bununla birlikte ayakların yere sağlam bastığı, kişinin kendisine mâl ettiği regüle edilmiş bir bilgidir. Din gönüllüsü tam da bu noktada, bir doğruyu bulması ya da dört yanlışı tespit etmesi gereken bıçak sırtı bir durumda olduğunun farkında olmalıdır. Binaenaleyh,mezkûr ayette vurgulanan mefhumu destekleyen ve bir gün sonraki av öncesinde balık sürülerini yemleyen avcının durumunu yergiyle betimleyen; “İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma!”(Müddessir, 74/6) ayeti de bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. Bu itibarla, içirdiği bir tas çorbayla körpe dimağları minnet altında bırakarak, onun etinden ve sütünden faydalanmaya çalışankasaba kurnazı karakterlerin ortaya koyduğu din hizmetinin tartışılması gerektiği hususu, zihinlerde soru işareti oluşturmayacak biçimde nettir.

Diğer taraftan insanı paralize etmenin, diğer bir ifadeyle efsunlamanın en etkili yolu, onun duygu skalasına hâkim olmaktan geçer. Zira akıl kuvvesini, diğer kuvvelerden öne geçiremeyen kişiyi gölge oyununda esas oğlan yapmak, diğerlerine nispetle daha kolaydır. Zira şeytan, insana hâkim olmak için öncelikle; “İnsanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin şerrinden…”(Nâs, 114/4-5) ayetleri muvacehesinde, duygunun merkez üssü göğüs bölgesindeki kalbekarargâh kurar ve oradan da en son kale olan akla yönelerek fethini gerçekleştirir. Meseleye bu açıdan yaklaşıldığında, insanın hayatiyetini kaybeden en son organının beyin oluşu da oldukça manidardır.

Dine ve onun ritüellerine olan ihtiyacın, insanlık tarihi kadar eski olduğu ve kıyamete kadar süreceği, yadsınamaz bir gerçekliktir. Hal böyleyken sözü edilen ihtiyacın, yetkili servis dışında merdiven altı bir organizasyonla karşılanmasına göz yummak, dininin görevlisi herkes için en basit ifadesiyle vebaldir. “Tabiat boşluk kabul etmez” şeklinde algılara arz edilen meşhur önermenin de ifade ettiği mefhumun bir yansıması olarak, ehlinin doldurmadığı/dolduramadığı yerlerkaranlık adamlar tarafından kapılır. Bunun neticesinde, dinî zabıtadan köşe bucak kaçarak sunulan kaçak ve imitasyon din hizmeti, bedene ve ruha zarar verir.

Din hizmeti standında dikkat çekmek için son zamanlarda biteviye ve hırslı bir çabanın sonucunda oluşan bilgi ve görüntü kirliliğinin varlığı aşikârdır. Böyle bir mecrada, tıpkı aç bir kuşun yem ambarına düştüğünde yaşadığı algı körlüğüne benzer bir ruh haline yakalanan halisane müminin, aşırı tüketim sonucu çatlamaması için elinden tutarak ona dosdoğru ve akıcı yolu gösterecek mahir rehberlere ihtiyacı vardır. Öte yandan,çeşitli etkenler sebebiyle din algısı kurtlanmaya yüz tutmuş bir müslümana gösterilmesi gereken tavır ise havası alınmayan bir çakmağa gazın doldurulamayacağı gibi, evleviyetle onun önceki yanlış öğrenmelerini formatlamak, sonrasında da o boşluğa sahih dinî bilgi fidelerini dikmektir.

Dinî bilginin üretilmesi ve sunumu ile alakalı olarak sorumlu dindara düşen en önemli ödevise hasbîliktir. Buna göre, Allah’ın rızası dışında hiçbir otoritenin olurunu düşünmeyen ve bu uğurda, terinin son damlasına kadar mücadele edip formasının hakkını veren hasbîMüslüman, kameranın ışığı sönünce de kürsüden inince de camiden/sınıftan çıkınca da aynı kimsedir. Aksi takdirdemütevatir din gönüllülüğü hafızasının, şehirlerarası yolcu otobüsündeki bir koltuğun yaşadığı aidiyet travmasını yaşayacağını ifade etmek,her türlü izahtan varestedir.

Sonuç itibariyle, bu sisli havada yapılan tespit ve tahlillerden sonra,belağat ilminde “sehl-i mümteni” olarak ifade edildiği üzere, ilk bakışta kolay gibi gözükmesine rağmen aslında oldukça zor olan bu yolculukta, hayat bilgisi mesabesindeki din göreviyle mesul kılınan bizlere düşen en önemli görev, sevgili Peygamberimizin (s.a.s.) ifade ettikleri;Amellerin Allah'a en sevimli geleni, az da olsa devamlı olanıdır.”(Buhari, Rikâk, 18; Müslim, Salâtü’l-Müsafirîn, 30) hadisinden de hareketle, çevremizdeki insanlara devamlı surette, zafiyet göstermeden Kur’an ve sahih Sünnet çerçevesinde marifet ve tefekkürü harmanlayarak doğru bilgi ve yolu sunmaktır. Bunun için de muhtaç olduğumuz kudretin, yukarıda dermeyan edilen hususlara yeniden iman etmektesaklı olduğu unutulmamalıdır. 



 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
memur 3 ay önce

hayırlısı bakalım cümleler özel çalışılmış kelimeler genellikle islami kokuyor. yazının şekli itibariyle tebrikler. dikkatlice okudum. açıkçası şekilden etkilendim. doğru üslup olarak görüyorum. uydurukça kelimelerin yerine asılları kullanılırsa daha da iyi olur. bu üslup yerlidir. doğrudur. milleti alıştırmak gerekir. anlamak için gayret etmeli.

Avatar
ubeydullah 3 ay önce

htabettiğiniz sahanın fevkinde bir yazı çıkmış kaleminizden..anlaşılmasını beklemyin..başarılar

Avatar
Abdullah Çolak 3 ay önce

teşekkürler hocam. herkes anladığıyla amel etse yeterli

Avatar
alim 3 ay önce

Acizane söz söylerken anlaşılır olanı seçiniz.betinlemesi bol olan bi edebiyat romanına giriş cümlelerinden ziyade anlaşılır kısa ve öz bir makale kaleminize daha çok yakışır soruna çözüm sunan bir yazardan ziyade kendini kanıtlama çabası güden bir kalemin mübala kokan girdaplarında debelendik durduk.

Avatar
ibrahim 3 ay önce

cümleler baya karmaşık. daha açık ifadeler kulanabilirsiniz.

Avatar
adil hoca 3 ay önce

anlayana sivrisinek saz tebrikler

Avatar
İmam hacı 3 ay önce

Güzel bir yazı,Allah razı olsun.dosdoğru bir din bilgisi ve bilgiyi samimi bir şekilde özümseme bu bilgiyi hayatına tatbik edip örnek bir imam değil,örnek bir Müslüman olabilmek...zaten tüm vaazlarda konu, kurtuluş reçetesi bu değilim.

Avatar
hizmetli 3 ay önce

sevgili yazarımız bu makalesiyle felsefe hocasından geçerli not alacaktır.

banner220