İslam dini, hayatın her alanında samimiyetin egemen olmasını ister. İçtenliğin dışa yansıması, kalbin amelinin davranışlarda görülmesi; olduğu gibi görünmenin ya da göründüğü gibi olmanın ifadesidir. Yapıp etmelerle söylemlere mana katan, iç dünyada mayalanan niyettir. Bu nedenle Allah’a bağlılığın karar yeri de kalptir; içte bulunan ifade edilmeli ya da ifade edilen iç dünyaya yerleştirilmelidir. Amelleri ibadete dönüştüren de içteki güzelliğin dışa yansımasıdır. İnsanların suretleri ve variyetleri yerine kalplerine ve davranışlarına değer verilecek olması[1] da bu nedenledir.

Gönülden bağlılık bütün benlikle bağlılığın ifadesidir. Bütün bedeni temsil eden gönül samimiyetin de merkezi konumundadır. Bu nedenle din Allah’a, Kitabına, Resulüne, Müslümanların önderlerine ve bütün Müslümanlara karşı samimiyet’[2] olarak tanımlanmıştır.  “Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır...”[3] “Kulumun en çok sevdiğim ibadeti, bana karşı samimi olmasıdır”[4] hadisleri, hakikatte hayatın samimiyet sınavı olduğunu göstermektedir.

Aldatmaya, kandırmaya ve ikiyüzlülüğe hoşgörü ile bakmayan İslam, ibadetlerin ve davranışların temel kıstasını samimiyet ve ihlâs olarak belirlemiştir. Kur’an’ın; “Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.”[5] İfadesi, ibadetlerin şekillerinin değil, yapılış gayelerinin Allah katında değer kazanacağını[6] bildirmektedir. Hz. Peygamber (sav)’in; Medine’de bizden geride kalan öyle kimseler vardır ki, bir dağ yoluna, bir vadiye girdiğimizde onlar da bizimle yürüyormuş gibi sevap kazanırlar. Çünkü onları birtakım mazeretleri alıkoymuştur”[7] buyurması, arzu ettikleri halde meşru mazeretleri sebebiyle samimiyet adına en büyük fedakarlığın ifadesi olan savaşa katılamayanların, samimiyetleri ve ihlâslarından dolayı katılanların yaptığı güzel işleri yapmış, sevaplarına ortak olduklarını[8] bildirmektedir. Takvanın göstergesi olan ihlâs ve samimiyetin bir bünyede varlığını ancak Allah bilebilir ve test edebilir.[9] Bu nedenle Allah Resulu (sav): “Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar[10] buyurmuştur.

Allah’a ve onun dinine samimiyet ölçüsünde bağlılık, peygamberi, müminleri ve diğer insanları da kapsamına almalıdır. Allah’ın vedud (sevginin kaynağı) olduğuna dikkat çeken ve sevgi eksenli yaşamın egemenliğini öngören Kur’an, sevgiye ulaşabilmeyi, muhabbet ve rahmeti var eden[11] ve çok seven[12] Allah’a; bağışlanma dileme,[13] inanıp yararlı işler işleme,[14]  peygamberin izinden gitme ve onun hayatındaki güzellikleri yaşama,[15]  bütün işleri en güzel şekilde yapma,[16] her yönden temizlenme,[17] günahlardan sakınma,[18] sabretme,[19] ona güvenme[20] ve adaletle hükmetme[21] ölçüsüne yani takvaya[22] bağlamıştır.

İhlas ve samimiyet, gönüllere ekilen Allah sevginin yeşererek imana dönüşmesi ve halkalar halinde çevreye yayılan hoşgörü ve anlayış iklimine evrilmelidir. Sevginin mahsulü olan samimiyet, fedakarlığı gerektirir. Kur’an; “Ey İman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin...”[23] ayeti ile akrabalıkta en yakın olanların bile Allah’ı inkar etmeleri durumunda iman edenin dostu olamayacağını;  “De ki, ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesata uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin!’ ”[24] lafz-ı ilahisi ile de fedakarlığın maddi manevi bütün varlıkla yapılması gerektiğini bildirmekte, aksi durumla ikaz etmektedir.

Kullara düşen, yaratana, onun kitabına ve peygamberine ve bütün insanlara samimiyetle yaklaşmak, gönülleri hoş etmek ve Yüce Allah’a, sevgiyle bağlanarak emir ve yasaklara riayet etmek, Hz. Peygamber (sav)’in yeşerttiği samimiyet medeniyetini yaşatmaktır. Selam ve dua ile…

[1] Müslim, Birr 34.
[2] Müslüm, İman, 95/55
[3] Buhârî, Bedü’l–vahy, 1
[4] Ahmed b. Hanbel, V/254
[5] 98/Beyyine, 5
[6] 22/Hacc, 37
[7] Buhârî, Megâzî, 81
[8]Bkz. Müslim, İmâre, 159
[9] 2/Bakara, 284
[10] Müslim, Birr, 33
[11] 30/Rum, 21
[12] 85/Buruc, 14, 15
[13] 11/Hud, 90
[14] 19/Meryem, 96
[15] 3/Al-i İmran, 31
[16] 2/Bakara, 195
[17] 2/Bakara, 222
[18] 3/Al-i İmran, 76
[19] 3/Al-i İmran, 146
[20] 3/Al-i İmran, 159
[21] 5/Maide, 42
[22] 49/Hucurat, 13
[23] 9/Tevbe, 23
[24] 9/Tevbe, 24
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol