Diyanet camiasına mensup olup Diyanet kadar sağlam, bir o kadar da kıymetli olan değerlerimiz varken, maalesef bu güzide camiaya zarar veren kurumun onurlu duruşuna tezat olabilecek şahsiyetlerde mevcut olmaya başladı. Kendine ve etrafına zarar veren ve amacını aşarak akılalmaz boyutlara ulaşan bu tehlikenin adı ise HASET...
 
Haset: bir kimsenin sahip olduğu mevki, şan, şöhret, mal, mülk gibi özelliklerini çekememek, bunlardan rahatsız olmak ve o kişinin elinden bunların tamamen gitmesini istemek anlamına gelmektedir. Haset eden kimse Allah-u Tealanın taksimatına karşı çıkan elindekileri beğenmeyen, isyan eden ve haşa sorgulayan kimsedir aslında... Toplumsal ve sosyal hayatımıza darbe vuran ve en önce haset eden kişiyi yiyip bitiren haset duygusu insani ilişkileri yaralar, güven ortamını bloke eder ve güzellikleri kemirip yok eder. Yüce Kitabımız'da haset "Yoksa onlar Allah'ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? " ( Nisa 54 ) gibi bir çok ayet-i kerimede kınanmış, Felak suresinde hasetçinin şerrinden Allah'a sığınılmıştır. Hz. Peygamber ( s.a.v ) :" Hasetten kaçının. Çünkü o ateşin odunu veya otu yiyip tükettiği gibi bütün hayırları tüketir" ( Ebu Davud, Edep 52, 4903) buyurmuştur.
 
Böylesine şiddetle uzak durulması gereken bu kötü huy, nedense hiç olmaması gereken bir kuruma; Diyanet Camiasına da sirayet etmektedir. Diyanet'in en tepesinden en alt kademesine kadar nükseden haset; kurumun omurgalı duruşunu ve onurlu duruşunu tehdit etmektedir. Bu kanuda mağduriyet yaşayan din görevlileri kimi zaman mesleğinden, kimi zaman da onurundan, itibarından olma tehlikesiyle yüz yüze gelmişlerdir. Ama güneşin balçıkla sıvanmadığı gibi haksız iftiralar ve yakıştırmalar da etkisini ve hedefini bulmayacaktır. Fakat bununla beraber, kişinin toplum içerisinde, manen yıpratılmasına ve zihinlerin bulanmasına da neden olmaktadır.
 
Geçtiğimiz günlerde bu konuyla alakalı bir arkadaşımın feryatlarına şahit oldum. Karadeniz'de görev yapan Kur'an Kursu Öğreticisi arkadaşım, aynı mekanı paylaştığı meslektaşı bir başka hocahanım tarafından çekememenin verdiği kontrolsüz ruh haliyle haksız iddalarla suçlanmış hem öğrencileri arasında yıpratılmış hem de usulsüz bir şekilde yapılan ses kaydıyla müftülüğünde soruşturmalara varan olaylar zincirinin içerisine çekilivermiş. Ve bu ruh haliyle bana soruyor: Hocam şimdi ben ne yapayım? Yalnızca işimin hakkını vermek için çalıştım suçlu ben miyim" diyor. Buyrun işin içinden çıkın çıkabiliyorsanız. Yasal süreç devam edecek tabiki haklıya haksıza Diyanet el atacak fakat gelinen bu nokta sizce de çok ürkütücü değil mi? İkisi de Diyanet Personeli, ikisi de Kur'an'a, islama hizmet ediyor. Hani kardeştik... Hani meslektaştık... Üzülerek söylemem gerekirse bunun gibi örnekleri çoğaltmak da mümkün.
 
İnsanlar neden birilerinin çalışmasını, gayretini kıskanır ki?
 
Peki neden birileri daha iyi bir makama terfi ettiği zaman yükseldiği mevki ona yakıştırılamaz, kusur aranır ve hatta ordan düşürülmek için her türlü dalevere yapılır?
 
İnsanın; bazen onuru, bazen namusu hiç acımadan şuursuzca neden harcanır?
 
Sanıyorum sizlerde zihin dünyanızda bu soruların yanıtlarını bulmuştursunuz. Bir insanın onurunu, namusunu zedelemek bu kadar kolay olmamalı değil mi? ...
 
Bu sorular ve sıkıntılar belki hemen aramızdan kazınmayacak ama " Şüphesiz ki, Mu'minler kardeştir"(Hucurat 10) diyen bir Kitab'ın ve " Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, ona tahkir etmez"( Muslim, Birr 32) diyen bir Peygamber'in ümmetine layık olabilmeli; O'na mütenasip erdemlerle ve değerle bu kötü illeti bertaraf etme gayreti içerisine girerek kendisi şerefli ve onurlu yaşadığı gibi başkasının da şeref ve haysiyetine haklarına riayet edebilecek davranışlar sergileyebilmelidir.
 
Son yıllarda Diyanet'te o kadar donanımlı liyakatli alimler yetişmektedir ki kurum adına gurur verici bu tablodan memnuniyet duymaktayız. Mimberin, mihrabın hakkını veren, islamın bayraktarlığını layıkıyle yerine getirebilen din gönüllüleri ile aynı çatı altında olabilmek Diyanet ailesi olarak bizleri sevindirirken haset ve kıskançlık içerisinde kendini yerken kuruma da zarar veren şahsiyetlerden de son derece rahatsızlık duymaktayız. İhtiyaç duyulan bir makama, o ihtiyaca haiz liyakate ve donanıma sahip olanlar talip olur, yetkili kişilierin belirlediği kriterlerce de belirlenir. Bunun insiyatifi ve sorumluluğu ise zaten malumdur. Bu noktada devreye giren haset ve kin duyguları, Allah'ın insanlara verdiği taksimata itiraz demektir haşa... Kurumumuza haset ve kibirin yakışmadığı gibi elbette adam kayırma ve torpil de yakışmamaktadır. Bunların vebali kul hakkı açısından kabuledilemez pekala... Her kurumda görülebilen ve bizim kuruma ise hiç yakışmayan bütün çürük elmalara fırsat verimemelidir. Ağaca balta vurulmuş sapı benden diye üzülmüş, onun gibi camida yaşanılan realitenin üzücü yanı ise haset tehlikesinin öznesinin de nesnesinin de aynı kurumda ve aynı amaca hizmet etmeleri olmaktadır.
 
Toplumun dini hayatına rehber olan din görevlilerinden, fersah fersah uzak olması gereken bu egoist, günü birlik iç hesaplaşmalarla nüks eden hasetten uzaklaşmak; maddeye değil manaya ram olabilmek, riyaya değil ihlasa malik olabilmekle mümkün olacaktır. Zira, Kur'an-ı Kerim'de zikredilen insan-ı kamil olabilmenin ölçülerinden biri de kendin için istediğin şeyi mü'min kardeşimiz için de istediğimizde anlam kazanacaktır ve hakeza istemediklerimizi de...
 
Bu itibarla Diyanet Camiasını kene gibi kemirip içten içe musallat olan haset hastalığından, önce ayette buyurduğu gibi "Allah'a sığınalım" Bununla birlikte, sonrasında bu tür duyguların, başta kendi nefsimizde olmak üzere etrafımızda kol gezmesine asla izin vermeyelim...
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.