Küreselleşen bir kasabaya dönen dünyamızda, sosyal ilişkilerimizde aynı oranda gelişti ve  interaktif bir hale dönüştü. Teknoloji çağının gerisinde kalmayan ve kolayca ayak uyduran insanımız  sosyal medya araçlarını hayatının hemen her alanında kullanmayı bildi.

Erişimi kolay kullanımı yaygın olan sosyal medya ağlarına karşı Diyanet camiası da sırtını çevirmedi elbet...

Fakat sosyal medyada aldığı şekil mi yoksa kattığı kimlik mi derseniz zihinleri zorlayan açık uçlu cevaplara da hazır olmalısınız derim.

Zira günlük hayatta toplum içinde yansıttığınmız duruşumuz nasılsa sosyal medyada da sergiledigimiz daha doğrusu yaptığımız paylaşımlar ve beğenilerimiz de bizim  hakkımızda o ölçüde ipucu veriyor.

Bir din görevlisi de bu yüzden, gün boyu dağıttığı, lakelerini ve emojilerini nereye harcadığını iyi bilmeli öyle değil mi?

Herşeyden önce sahip olduğumuz misyon ve sorumluluk gereği aidiyet duygusuyla hareket edip kurumumuzu destekleyen ve kuşatıcı bir profil sergileyebilme iç güdüsü bizleri yönlendiriyor aslında...

Fakat tüm bu algılarımızı ters yüz eden absürt paylaşımlara ve yersiz takipçiliklere de rastlamıyor değiliz.

Omurgalı ve kurumsal bir mensubiyet profilinden uzaklaşmaksa, bize sadece sevimsiz bir kimlik kazandırmaktan öteye gidemiyor.

Diyanet camiası olarak, kendi adıma  kurumun koordinasyonu ve tanıtımı noktasında gerekli paylaşımları yapmakta ve bilgileri beğenme hususunda zaafiyet gösterdiğimizi düşünüyorum. Bu özeleştiriyi yapmaktan da gocunmuyorum.  Banka işlemlerinden tutun, yerimizden alışveriş gibi hayatın her alanında  zaman ve mekan sınırlaması olmaksızın sosyal hayatımızı sürdürdüğümüz, güncel yaşama dair kültür,  sanat, haber ve reklam dünyasının kaçınılmaz bir otorite olarak kabul ettiği sosyal medya realitesini inkar edemeyiz. Bu mecraları etkili ve verimli kullanabilme her konuda fikir ve görüşleri paylaşabilme, olanağını değerlendirebilmek, zaaf olmaktan çıkıp etkili bir araç haline getirebilmek, network karnemizi doğru yansıtabilmekle olacaktır.

Bir önceki makalemde Türkiye Diyanet Vakfı'nın kültürel mirasına değinmiş ve sahip olunan değerin bilincinde olabilme kemiyetini dikkatlere sunmuş, tanıtım noktasında da yapılması gerekenlere kapı aralamıştım. Başlamış olduğum bu yazı dizisinde, kurumusal aidiyet adına memnuniyetlerin yanı sıra  sitem dolu mailler ve sorulara da şahit oldum, bunlardan bir tanesini burada zikretmeden geçemeyeceğim. Zira,  mailde: "Hocam Allah aşkına bizi bu yardım ve para toplama işlerine bulaştırma,  imajımız zedeleniyor" şeklinde sitem dolu duygularını ifade ediyordu bir okurum. Saygı duymakla beraber epeyce meşgul etti beni bu serzeniş.

Türkiye Diyanet Vakfı'na destek olma ve faaliyetlerini tanıtma fobimiz mi var yoksa?

Diyanet Camiasında, Diyanet mensubu olmaktan kaynaklı bir komleks mi varki bulunduğumuz kurumu, sırtımızda bir yük olarak görüyoruz?

Sahi, kurumsal kimliğimiz neden İmajımızı zedelesin ki?

 Sorularını sormaktan kendimi alamadım.

Vakfın zaten hali hazırda yürütmüş olduğu  ve yedi kıtaya ulaşmış dev bir hizmet entegrasyonu var. Somut olarak gerçekleşen hizmetleri kendine referans olan bu güzide vakfa; bizim en kestirmeden yapabileceğimizse onlara sadece destegimizi sunmak ve faaliyetlerini doğru yansıtabilmek ve en önemlisi tüm bu güzellikleri dillendirebilmek olacaktır. Burada yansıtma vazifesi gören en önemli aynamız ise hiç kuşkusuz baştan beri altını çizerek ifade ettiğim sosyal medyadır.

Hemen herkesin tweeter,  facebook ve instagram hesabı var. Youtube'a düşen en yeni videolardan haberdarız.  Bu mecralarda kurumun faaliyetlerini paylaşmak, izlemek bizler için bir tık mesafesinde değil mi?

Geçtiğimiz gün gerçekleşen Türkiye Diyanet Vakfı Uluslararası İyilik Ödülleri Töreni,  devletin ve yedi kıtanın kanaat önderlerini iyilik paydasında buluşturdugu unutulmaz bir organizasyona imza attı doğrusu... Dünya kamuoyunun da geniş yer verdiği bu güzel organizasyonu takdir etmek ya da dillendirmenin bir lütuf olarak görülmesine de bir anlam veremiyorum. Diyanet camiası olarak bu handikapımızdan ne zaman vazgeçeceğiz?   Bunu ve bunun gibi etkinlikleri sayfalarımızda paylaşarak kalıcılaştırmak hiç de zor olmasa gerek. Yine iyiliğe ve hayırlara kanat açmış birbirinden  kaliteli kampanyaları hakeza...

İnanın imajımızı zedelemez, zedelemediği gibi zaten hizmetleri ile kendini ıspatlamış, kadim medeniyetimizin hayır taşıyıcısı olan Vakfımızın şemsiyesi altında gölgelenme fırsatı da sunar. Böylesi minik jestler sosyal medyada bizlere değer katar, aile olma duygumuzu, birliğimizi taçlandırır.

Sonuç olarak Diyanet camiası olarak, sosyal medyadaki konumumuzu etkili ve doğru kullanarak ortaya çıkabilecek çelişkilere ve açmazlara izin vermeyip, sanal alemdeki safımızı da iyi belirlemek gerektiğini düşünüyorum.  Tabiki bunun ölçüsü,  bütün hesaplarımızda; Türkiye Diyanet Vakfı'na yer vermek değil, din görevlisi olarak,  kimliğimize ve konumumuza uygun alanlarda  bulunmak ve  online hizmet ağlarının fırsatlarlarından istifade ederken, doldurduğumuz ve temsil ettiğimiz kimliğimizle doğru orantılı bir profil sergileyebilmenin gerektiği kanaatindeyim. Bu itibarla her paylaşımın ve begeninin neye ve kime hizmet ettiğini bir kez daha düşünmekte fayda var diyorum...

Ne dersiniz...

Siz yine de emojilerinizi boşa harcamayın...

Türkiye Diyanet Vakfı YouTube için BURAYA tıklayınız
Türkiye Diyanet Vakfı
Facebook için BURAYA tıklayınız
Türkiye Diyanet Vakfı Twitter için BURAYA tıklayınız

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

Avatar
KKÖ 9 ay önce

sosyal medyada imam kardeşler ancak kadın lar üzerinden yorum yaptıkları şunun topuzu şunun topuklusu diye diye zamanı erittikleri sadece namaza gidip geri kalan bütün vakitlerini sosyal medyada harcadıkları sürece faydalı işlere vakit kalmaz

Avatar
Mahire 9 ay önce

katılıyorum yasemin hanıma.iyilikler ve güzellikler paylaştıkça çoğalır.bilhassa iyi insan modelleri hep hatırlarda tutulmalı

Avatar
Adem 9 ay önce

Abim sınırlama yok cahili cuhela sadece yarım yamalak imam hatip bitirmiş adam yokluğunda akrabası Müftü imam ayarlamasiyl imam olmuş. Ağzında sigara kendinden cahil insanların yanında mutekebbir guruh var. Birde bunlar sosyal medyaya girince amele den beter ortalık. Mehmet görmez ne yapsın. O da mecburen göremiyor.

Avatar
Diyanetli 9 ay önce

Diyanet'ten utanan ve kompleksli Din görevlileri kurumu beğenmiyosa kurumun sırtında boşa kambur olmasınlar

Avatar
AHMET ERKUT 9 ay önce

bazen düşünüyorum.teşkilatımızda görev yapan arkadaşlar bir aylığına başka kurumlarda çalışsalar o zaman anlarlar kıymetini.bizim kurumumuza layık olmayanlar temizlenmediği müddetçe biz kendimizi başkasına anlatamayız

Avatar
Fatma 9 ay önce

Diyanetden utanan gorevli dininden de utaniyor demektir..Allah diyanet camiasini daim eylesin..İstikametten ayirmasin.Diyanet personelinin eksikleri olabilir..inşaAllah kamil insan olma yolunda Rabbim diyanet camiasini geliştirsin..

Avatar
Biri 9 ay önce

Diyanet li ye katılıyorum

Avatar
mehmet ali 9 ay önce

diyaneti sevmeyen 10 kişi varsa biri benımdır ama asla diyanet personeli olmaktan utanmadım.. utanmam da.. eskıdendı o ezıklıgımız sımdı cok sukur hersey guzel..