Camiamızın ruhu bedenimiz kadar gelişemedi!

Karar Gazetesi yazarı Mustafa Çağrıcı "Hoca Efendi Kimliği" ile köşe yazısında Diyanet Camiasına öz eleştiride bulundu

Camiamızın ruhu bedenimiz kadar gelişemedi!

Karar Gazetesi yazarı Mustafa Çağrıcı "Hoca Efendi Kimliği" ile köşe yazısında Diyanet Camiasına öz eleştiride bulundu

Ömer Yaylalıgüller
Ömer Yaylalıgüller
27 Ekim 2017 Cuma 10:36
Camiamızın ruhu bedenimiz kadar gelişemedi!
banner221

Diyanet’teki görevim sırasında Bolu’da yapılan bir müftüler toplantısını şimdiki Cumhurbaşkanımız da şereflendirmiş; eski din adamlarımızın toplumsal işlevinden söz etmiş; onların bir aile üyesi gibi evlerin en mahrem köşelerine kadar girebildiklerini, öylesine derin bir saygı, güven ve dostlukla karşılandıklarını hatırlatmışlardı.

Bu anlamlı hatırlatma ve bugünkü din adamlarına, bizlere dolaylı ve haklı eleştiri, beni dokuz yaşımdaki çocukluğuma götürdü. “Osmanlı kadını” dedikleri türden bir anneannem vardı. Duldu. Bir oğlu, gelini ve yetişmiş kız torunları vardı. Köyün imamından Kur’an-ı Kerîm okuyordum. Eve dayımın dışında bir tek erkek girerdi: Köyün imamı... Sabah erken, anneannem ekmek pişirirken bazen imam gelir, ocak başına otururdu. Anneannem yufka arasına peynir koyarak dürüm yapar, bir bana verir, bir de hoca efendiye ikram ederdi. Bu arada hoca efendi ile sohbet edilirdi. Çünkü hoca efendi o yaşlı kadının dert ortağıydı. Çünkü o hoca efendi -bizim kadar öğrenim görmüş değildi ama- imamın görevinin camiden çıktıktan sonra da devam ettiğini bilecek kadar irfan sahibi idi; insanların sevinçlerini ve kederlerini paylaşırdı. O ve onun gibiler, köylerinin veya mahallelerinin hem imamı hem müftîsi hem de yerine göre kadısı, hâkimiydi; anlaşmazlıkları hallü fasleder, dertlere derman olurdu.

Bazı örnekleri hâlâ yaşasa da, itiraf etmeliyim ki, o hoca efendilerin sayısı bugün çok azaldı. Bunun, biz din adamlarının dışında sebepleri de var. Bu doğru. Ama kabul edelim ki, biz de o hoca efendi kimliğini ve saygınlığını yeterince koruyamadık. Diyanet camiası bugün eskisiyle kıyaslanamayacak kadar gelişti, teşkilatlandı. Ama galiba ruhumuz bedenimiz kadar gelişemedi.

***

Vaktiyle ülke dışından din eğitimi almak için gelen soydaş ve dindaşlarımızın çocuklarına yurt temin etmek için boş durumda binaları olan bazı dernek yöneticilerini ziyaret etmiştim. Ama sebebini anlamakta güçlük çektiğim tuhaf bir isteksizlikle karşılaştım. Binalarını böylesine hayırlı bir hizmet için bir türlü vermek istemiyorlardı. Sonunda içlerinden biri, ağzından kaçırdığı şu sözle bu merakımın cevabını verdi: “Ya Diyanet binamızı elimizden alırsa!”

Bu güvensizliğin başlıca iki sebebinin olduğunu düşünüyorum: Biri bizim Diyanet olarak kendimizi, hizmetlerimizi, samimiyetimizi halkımıza yeterince anlatamamış olmamız; diğeri de –en tepeden başlamak üzere- bahsettiğim din adamlığı kimliğimizin aşınmış bulunması; yani dinimizin insanî ve ahlâkî güzelliklerini davranışlarımızda, ilişkilerimizde yeterince ortaya koyamadığımız gerçeğidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve teşkilatı, bu ülkenin metropollerinden dağ köylerine kadar halkımıza hizmet eden, camileri açık tutan, ülke semalarını ezan sesleriyle şenlendiren bir camia. Onlar vaazlarıyla, hutbeleriyle toplumumuza İslâm’ın irfanını sunuyor; çocuklarımızı Kur’an’la buluşturuyorlar. Hâlâ birçok yerde yeni doğanların kulaklarına ezan okuyup isimlerini onlar koyuyor, doğum mevlidlerini onlar okuyor; gençlerin evlilik mutluluklarını, kıydıkları nikâhlarla paylaşıyor, nihayet ebedî âleme göçenleri onlar arıtıyor; namazıyla niyazıyla, hatim ve mevlidiyle onlar gönderiyor, mezarlarının başından en son onlar ayrılıyorlar. Bütün bunların yapılamadığı bir Türkiye’nin ne hale geleceğini düşünebiliyor musunuz!

***

Ama bütün bunlara rağmen büyük eksikliğimiz orada duruyor: O da, özlenen kişiliğiyle hoca efendi eksikliği... Kanaatimce bu kusurun ana sebebi, din adamlarımızın eğitimindeki yanlışlarımızdır. Bu yanlışların dağlar gibi olduğu Müslüman ülkelerde yaşanan faciaları hemen her gün izliyor ve elem duyuyoruz.

Anlaşılan bir sonraki yazımda da bu mesele üzerinde durmam gerekiyor.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
memur 2017-10-27 16:06:22

evet muhterem hocam belirttiğiniz gibi en büyük sorun din eğitimindedir ve bunun en büyük sorumlusu da siz ilahiyat hocalarısınız. bir din gönüllüsü olarak söylüyorum ki dini yaşantı adına ilahiyat fakültesinden maalesef hiç bir şey alamadım. sadece kuru bilgi ve müslümanları acımasızca tenkit.

Avatar
Günes 2017-10-27 11:38:12

Dahada ötesi var...Ben din görevlisiyim fötöcüde değilim.Bu görev en büyük hayalimdi görev aldıktan sonra en büyük mutluluğu yaşadım Şu an korkunc bir hayal kırıklığı icindeyim din adamı diye birşey yok en güvenilmeyecek kisiler din adamları istisnalar var elbette en riyakar en cikarcı en kalles en saygısız en bilgisiz en samimiyetsiz en dedikoducu en yani suan ifade edemeyeceğim şeyler hicbir dinin hicbir kültürün kabul edemeyeceği seylerle karsilastim çok profosyeneller bu millete en buyuk zararı ve yıkımı bu kisiler vermektedirler...

Misafir Avatar
Diyanet görevlisi 2017-10-27 16:43:04 @Günes

Yorumunuza hiç katılmıyorum tamam görevlilerin eksikleri var hatta fazlasıyla maalesef sizin saydığınız nitelikte görevliler de var ama topluma bakınca bu toplumun yine de en güvenilir en dürüst en dindarları imamlardır nokta

Beğenmedim! (2)
Misafir Avatar
mustafa 2017-10-27 16:14:17 @Günes

istisnalar kötüler. iyiler değil.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Osman 2017-10-27 17:58:38

Sayın çağrıcı diyanetin en altından geliyorsun bu teşkilatta eleştirdiğin hizmetlerin hangisini düzelttin hangi kalıcı hizmeti sundun yapmak istedinde engel olan kimdi obamayla çekilen resmini tazeleyerek servis etmen iyi bir hizmetti doğrusu

Avatar
bilirkişi 2017-10-27 18:48:54

Mustafa Çağırıcı istanbul Müftüsü olduğu yıllarda Dinler arası diyalog denilen Feto seminerlerinin hamisi idi. Hatta içkili masa da kuran okutulan organizasyonda da oradaydı. kurani kerim okuyan da Halife cubbesini fetoya götürmek için kaçıran ve hatayda yakalanan Beyazıt cami imamı suat idi.

Avatar
imam 2017-10-27 15:40:36

Doğrudur Hocam bırakın dışarıyı teşkilat mensuplarının birbirine güveni yokki!

Avatar
SİYASET BU DAVAYI BİTİRDİ 2017-10-27 15:00:16

siyasetin atadı bakan milletvekilleri başkan ve onun yetkilileri değil bu camiaya girenler bu camiye girmeden önce zaten hem dini konuda hem i̇slami ilimler de hem insanlık hem merhamet her anlamda zayıflattı bu camiayı her anlamda yıktı gözyaşı kan ve kin nefret tohumları daha bu camiaya girmeden bu milletin yüregine kalbine duygularına yarayı kurşun sıktılar vekil fahri şimdi de yetmezmiş gibi işkur dan temizlik görevlisi olarak bu insanlara derneklere cemaatlere vakıflara ve muhtarların iki duda mahkemeden yazıklar olsun önce yeterlilik sonra iptal edilerek dehbte ad altında bu insanları sürün dördümüz madem tecrübe istiyorsunuz o zaman vekili olarak alın bir yıl iki yıl kendini yetiştirirsin tecrübe kazansın ondan sonra bu kişilere kadro verin ama siz onu da yapmadınız sekiz yıldır vekile fahriye iş kura bu camiayatemel taşları olan bu kişiler bucam yanın bu kişilerden helallik dilemediğin sürece yatacak yeriniz yok görevli geldiğinde dışarıya atacak kadar acımasız olamazsınız kad

Avatar
Halit 2017-10-27 15:11:23

Haklısınız güzel yazi

Avatar
Selahattin 2017-10-27 23:12:15

Nedense görevdeyken böyle şeyler akıllarına gelmez. Emekli olduktan sonra güzel şeyler söylerler. Bu defa onları dinleyen olmaz

banner274

banner273