Diyanet üzerinden 2019 Cumhurbaşkanlığı savaşları

Dikkat edilmesi gereken nokta, AK Parti ile Gülen Hareketi arasında kavga, Hakan Fidan’ın MİT başkanlığına atanması ile başlamıştır. Anlaşılan o güne kadar Gülen hareketine “her istediğini veren” siyasi iktidar, MİT’i, Gülen Hareketine, Gülen Hareketinin arkasındaki güce vermek istememiştir.

Diyanet üzerinden 2019 Cumhurbaşkanlığı savaşları

Dikkat edilmesi gereken nokta, AK Parti ile Gülen Hareketi arasında kavga, Hakan Fidan’ın MİT başkanlığına atanması ile başlamıştır. Anlaşılan o güne kadar Gülen hareketine “her istediğini veren” siyasi iktidar, MİT’i, Gülen Hareketine, Gülen Hareketinin arkasındaki güce vermek istememiştir.

Eymen Nezir
Eymen Nezir
02 Haziran 2017 Cuma 23:41
Diyanet üzerinden 2019 Cumhurbaşkanlığı savaşları
banner221

Prof. Dr. Burhanettin Can Milli gazetedeki “Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden 2019 cumhurbaşkanlığı savaşları -1” başlıklı yazısında; son günlerde Diyanet İşleri Başkanını hedef alan kampanyayı değerlendiriken: "Acaba Gülen Hareketi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı istemiş ve alamamış; daha sonra da Görmez’in Diyanet İşleri başkanı olmasına karşı çıkmış ve mani olamamış mıdır?" diye soruyor. İşte o yazı…

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”  Mehmed Akif

Giriş

Geçen yazılarda, “BOP ve Büyük İsrail Projesi, 2. Sevr Projesi ve “İslâm’ın, İslâm’la Savaşı Projesi” kapsamında İslam ümmetinin, etnik ve mezhebi parçalara bölünmek, çatıştırılmak ve her ülkede gayrı memnun sayısı artırılmak istendiğine dikkat çektik. Ayrıca Türkiye’nin 2019’a kadar yeni bir kadife darbe sürecine sokulmaya çalışıldığını ve son günlerde Mavi Marmara, İslamcılar ve Mustafa Kemal üzerinden başlatılan tartışmaların, bu amaca dönük olduğunu ifade ettik. 

Diyanet üzerinden 2019 Cumhurbaşkanlığı savaşları

Bize göre bugün Diyanet üzerinden başlatılan tartışmalar ve kullanılan savaş dili de, aynı amaca dönüktür ve hedef, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. 

Farklı ideolojiye sahip insanların oluşturdukları medya ve sosyal medya grupları arasında kullanılan dil, baştan beri hep kötü, kırıcı, gerilim artırıcı ve düşmanlık yayıcı olmuştur. Bu durum, farklı değer sistemleri arasındaki çatışmanın, dışa, kötü bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Karşıdaki insanı kazanmayı değil, yok etmeyi seçmiş ideolojik hareketlerin genel karakteri budur. Bu, yanlış olmakla beraber, anlaşılır bir durumdur. Buna karşılık, aynı düşünce sisteminin farklı fraksiyon ya da siyasi parti tercihlerine sahip sosyal medya grupları arasındaki fikri ve siyasi konularda aşırı agresif, kırıcı, kaba ve çirkin bir dil kullanılmasını anlamak zordur. Daha da özelde İslâmi camianın değişik kesimlerinin sosyal medyada/medyada, birbirine karşı kötü bir dil kullanması, izahı zor bir durumdur. Çok daha özelde ise, aynı sosyal medya grubu içerisinde yer alan 30-40 yıllık arkadaşların, ihtilaflı konularda yüz yüze görüşüp anlaşma ve uzlaşma arama yerine, medya/sosyal medya üzerinden birbirlerini eleştirmeleri, suçlamaları, arkadaşlarını anında karşıt cepheye yerleştirmeleri, bugün en ciddi sıkıntılarımızdan birisidir. 

30-40 yıllık arkadaşını, yaptığı bir yorum ya da değerlendirmeden dolayı, CIA, MİT, MI6, MOSSAD ajanı olarak gösterecek imalarda bulunup hain ilan etmek, PKK’cı, FETÖ’cu, Ergenekoncu, vesayetçi, statükocu olarak nitelendirmek nasıl bir şuur altının eseridir? Kişinin, mümin kardeşlerini bu şekilde suçlayıp itham etmesi, düşman saflarında görmesi ve göstermesi, Kur’an’ın hangi ayeti, Peygamberin hangi sünneti ve cihadın hangi kanuniyeti ile bağdaşmaktadır?

Bugün yapılması gereken, ihtilafları tefrikaya, tefrikayı da fırkalaşmaya götürecek bir dilin kullanılmamasıdır. Oysa bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Kutlu Doğum Haftası” nedeniyle başlatılan tartışma, tam da yukarıdaki paragrafta işaret edildiği şeklinde seyretmektedir. 

Bu yazı serisinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Kutlu Doğum Haftası” etkinlikleri nedeniyle başlatılan tartışmanın kapsamı, dili, amacı ve hedefleri ele alınıp değerlendirilecektir.

Diyanet üzerinden 2019 Cumhurbaşkanlığı savaşları

Her Darbeden Sonra Başlayan Dini Merkezli Tartışmalar

Türkiye’de genel olarak her darbeden sonra, özellikle de, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 (postmodern darbe) darbelerinden sonra, İslâmi camia içerisinde tarihte çözülememiş ne kadar ihtilaf konusu varsa, gizli bir el tarafından tartışmaya açılmıştır. En dikkat çekici dönem, 12 Eylül 1980 darbesi süreci ve sonrasıdır. O yıllarda SSCB dağılmaya başlamış, İran’da bir devrim olmuştur. Türkiye’de ve İslâm coğrafyasında, mevcut sistemlere karşı sosyalist/komünist/Marksist-Leninist düşünce ve hareketler alternatif olmaktan çıkmış; İslâmi düşünce ve hareketler rakipsiz kalmıştır. Iran İslâm Devriminin meydana getirdiği büyük heyecan, başta gençlik olmak üzere toplumun her kesimini etkilemiştir. Türkiye’de yükselen “İslâm Devrimi” heyecanı ortamında İslâmi camianın öncü kadroları/kanaat önderleri/uleması/ teşkilatları/hareketleri/cemaatleri, birden bire kendilerini, tarihte çözülemeyen tüm problemleri tartışma ortamında bulmuşlardır. “Türkiye Dar’ül Harp mi, Dar’ül İslâm mı?” “Cuma kılınır mı kılınmaz mı?” “Ramazan ayının başlaması için hilâl görüldü mü, görülmedi mi?” “Devlet memurluğu caiz mi, değil mi?” “Diyanetin imamlarının arkasında namaz kılınır mı, kılınmaz mı?” “TC. camilerimescid-i dırar mı değil mi?” v.b. Bu ve buna benzer sorular, kırıcı dil ve üsluplarla birkaç yıl tartışıldı ve hiçbiri çözüme kavuşturulmadan, tarafların birbirlerine gönülleri kırgın olarak rafa kaldırılıp unutuldu. Bu fitne, İslâmi camia içerisine nasıl girmişti ya da kim sokmuştu? Hiç tartışılmadı. Tarihteki ihtilaflı konular, niçin zaman zaman gündeme gelir, tartışılır; fakat çözüme kavuşturulmadan nadasa bırakılır? Bu bir tesadüf mü, yoksa bir merkez tarafından yönetilen bir psikolojik harekât mı? 

Bugün de 28 yıl sonra Diyanet üzerinden farklı bir tartışma başlatılmıştır.

Buna benzer tartışmaların hiçbiri, tesadüfen ortaya çıkmış değildir. Cari, laik-seküler, küresel sistemle bir şekilde entegre olmuş kapitalist sistemin karanlık dehlizlerinde çizilmiş bir stratejinin dışa yansımasından ibarettir. İslami camia da, hemen hemen her seferinde bu tuzağa düşmüştür. Neden?

Bu psikolojik harekâtların her dönemde belli bir amacı olmuştur. 12 Eylül Darbesi sürecindeki amaç, yükselen İslâmi hareketi, kendi içine kapatıp, vuruşturup dermansız bırakıp, yorgun savaşçı durumuna getirmekti. 28 Şubat postmodern darbe sürecinde başlatılan tartışma ise, “laiklik ve AB” idi ve amacı da, Müslümanları laik ve Avrupa Birlikçi (AB’ci) yapmaktı. 2000 sonrası süreç göz önüne alındığında, Müslüman camianın belli bir kesiminin, laik-seküler ve AB’ci olduğu rahatlıkla görülebilir.

Öyleyse bugün Diyanet üzerinden başlatılan tartışmanın kapsamı, amacı ve hedefi nedir?

Diyanet Üzerinden Başlatılan Tartışmanın Kapsamı

Diyanet üzerinden başlatılan tartışmanın amacının daha iyi anlaşılabilmesi için mevcut tartışmanın kapsamına bakmakta fayda vardır. Tartışmanın medyaya yansıyan şekliyle kapsamını, aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Kutlu Doğum Haftası, Mevlit Kandiline bir alternatif olup, Mevlit Kandilini unutturmak amaçlıdır.

Kutlu Doğum haftasının, Hicri takvime göre ve zamanı değişken olması gerekirken, Milâdi takvime göre ve belli bir zamana sabitlenerek yapılması yanlıştır, kasıtlı ve Hz. Peygamberi unutturmak amaçlıdır.

Diyanet üzerinden 2019 Cumhurbaşkanlığı savaşları

Kutlu Doğum haftasının sabitlendiği milâdi zaman, Gülen’in doğum günüdür. Dolayısıyla Hz. Peygamberin doğum günü değil, Gülen’in doğum günü kutlanmaktadır. Dolayısıyla “Kutlu Doğum Haftası bir FETÖ projesidir”. 

Kutlu Doğum haftası, ruhuna uygun olarak kutlanmamaktadır. İslâm’ın ruhuna aykırı, müzikal gösteriye dönüşmektedir. Bir saptırma hareketidir.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Hadislerle ilgili yaptıkları düzenlemeye ilişkin bir kitabı, bir mektupla Gülene göndermiştir. Dolayısıyla Görmez, gizli FETÖ’cüdür, istifa etmelidir.

Diyanet İçerisinde gizli bir FETÖ örgütlenmesi vardır.

Görmezin, Başörtüsüne, Hadis ve Sünnete bakışında sıkıntı vardır.

Diyanet ile ilgili tartışmalar, aşağı yukarı bu kapsamda cereyan etmektedir. Bu tartışmalarda kullanılan dil ise barışı değil savaşı öngörmektedir.

Burada önemli olan bir nokta, Kutlu doğum haftasının hangi gerekçe ile ortaya çıktığı ve tarihsel sürecinin ne olduğudur. Tarafların (Diyanet-Türkiye Gazetesi-TGRT) tarihsel süreçle ilgili görüşleri örtüşmektedir. Ancak, isim, amaç, muhteva ve yol boyu yapılan değişiklikler konusunda çok ciddi ihtilafları vardır. Taraflar, Kutlu doğum haftasının 1989 yılında Hayri Bolay’ın teklifi ile Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç tarafından başlatıldığını kabul etmektedir (1-8). 

“Kutlu Doğum Haftasının” İsminin Tespiti

1989 Mayıs ayında Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti, Hayri Bolay’ı “Diyanet Vakfı Yayın Kurulu”nu teşkil etmekle görevlendirmiştir. Bolay, beş kişilik bir heyeti teşkil edip TDV Mütevelli Heyetine sunmuştur. Ayrıca Bolay, Hz. Peygamberin davasının, cami dışında da, daha şuurlu bir şekilde anlatabilmesi için “Bir hafta ihdas edilmesi”ni kurul üyelerine teklif etmiştir. Teklif, müzakereler sonucu, kurul tarafından kabul edilmiştir (4-6). Bolay’ın açıklamalarına göre haftanın ismi ile ilgili, 14 isim teklif edilmiş, kendisi, Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız tarafından yapılan “Kutlu Doğum” teklifini kabul ederek haftanın ismini koymuştur (4). 

Buna karşılık, FETÖ üyesi olduğu söylenen MümtazerTürköne ve Ahmet Keleş’in geçmişte yaptığı açıklamalara dayanılarak “Kutlu Doğum”un bir FETÖ projesi” olduğu iddia edilmektedir. Bu kesime göre “Kutlu Doğum Haftası”, özünde bir FETÖ projesi olup ismi de, muhtevası da Gülen tarafından belirlenmiştir (1, 3, 7, 9, 10).

Eğer, Mümtazer Türköne ve Ahmet Keleş bir FETÖ üyesi ise (yargı karar verinceye kadar hüküm vermemiz doğru olmaz), bunların yaptığı açıklamaları referans almak ne derece doğrudur? Ülkeyi sosyolojik savaş ortamına sokmaya çalışan, her zaman, her durumda, yol boyu hep Müslüman camianın karşısında saf tutmuş olan bir hareketin mensuplarının, iddialarını delil kabul etmek ne derece doğrudur? 

Bu şahısların bu açıklamaları yaptığı tarih ne zamandır? Bunun bilinmesinde fayda vardır. 

Sonuç: Gizli Amaç Ne?

Dikkat edilmesi gereken nokta, AK Parti ile Gülen Hareketi arasında kavga, Hakan Fidan’ın MİT başkanlığına atanması ile başlamıştır. Anlaşılan o güne kadar Gülen hareketine “her istediğini veren” siyasi iktidar, MİT’i, Gülen Hareketine, Gülen Hareketinin arkasındaki güce vermek istememiştir. Bundan sonra 17- 25 Aralık Maliye-Polis-Yargı Darbe girişimi ile Taksim Kadife darbe sürecinde, Gülen Hareketinin “Çatı örgüt” rolü başlamıştır. 

Bu noktayı göz önüne alarak şu soruyu sormamız gerekmektedir: Acaba Gülen Hareketi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı istemiş ve alamamış; daha sonra da Görmez’in Diyanet İşleri başkanı olmasına karşı çıkmış ve mani olamamış mıdır? Eğer böyle ise “Kutlu Doğum Haftasının bir Gülen projesi” olduğu fikrini, MümtazerTürköne ve Ahmet Keleş aracılığıyla servis ederek (3, 7) Görmez üzerinden siyasi iktidarı hedef almıştır diyebiliriz. 

Aradan yaklaşık 28 yıl geçtikten sonra “Kutlu Doğum Haftasının bir FETÖ Projesi” olduğunun, her türlü fay hattının inşa edilmeye ve fay hatlarının enerji ile yüklenmeye çalışıldığı bir dönemde, ortaya atılıp tartışılmaya başlanmasının görünürün haricinde özel bir anlamı ve amacı olmalıdır. Diyanet İşleri Başkanı Görmez’e açılan linç kampanyasının içerisinde yer almış olan ve fakat 28 senedir toplantılara katılmış olan bir hadis hocası (11) ile ilgili Görmez’in, “Bizzat katılan bir hocamız olduğu halde, bütün bu toplantılara konuşmacı olarak katıldığı halde, bu iddianın içerisinde bir hadis hocasının da yer almış olması, yine bir hadis hocası olarak da beni çok üzmüştür, onu tekrar ifade etmek isterim” (11) şeklinde yaptığı açıklama, bu düşüncemize destek vermektedir.

Yıllarca kurulda yer almış birinin Kutlu doğum Haftası ile ilgili açılmış bir kampanyanın içerisinde yer almış olması düşündürücüdür. Eğer bu hocamız, bugün söylediklerini, 28 yıl boyunca da söylemiş ve söyledikleri dikkate alınmamış ise, şimdi yaptığı açıklamaları, bugüne kadar yapması ve toplantılara katılmaması gerekmez miydi? 

Bolay’ın, Mümtazer Türköne ile ilgili, “Bu hususta Mümtazer Türköne’nin söylediği doğru değildir. İddia edildiği gibi Türköne, kurula Fetö’nün baskısıyla 1993’de dâhil olmuş değildir. Onu ben 1989’da kurula aldım. Zaten 1992’de Tansu Çiller’e müşavir olup, bizden ayrıldı.” (4) şeklindeki açıklaması da önemlidir. 

Genel olarak Diyanet, özel olarak da Diyanet İşleri Başkanı Görmez üzerinden bir kavganın başlatılmasının görünür amaçlarının ötesinde çok daha gizli ve derin bir amacı vardır.

Senaryoyu yazıp sahneleyen bu karanlık, kirli el kimdir, hedefi ve amacı nedir? Niçin bu ülkede bu kadar kolay oyuncu bulabilmektedir? 

Kaynaklar

1- Şimşirgil, A., Kutlu Doğum Haftası Fetö Projesidir ,Türkiye 14.04.2017

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/gundem/464579.aspx

2- Şimşirgil, A., “Bu Fitnenin Sahibi Kim?”, 19.04.2017

http://ahmetsimsirgil.com/bu-fitnenin-sahibi-kim-kutlu-dogum-haftasi/

3- Arvas, A., “Kutlu Doğum Fetö Projesi” , Türkiye 21.04.2017

turkiyegazetesi.com.tr/gundem/466561.aspx

4- Bolay, H., “Kutlu Doğum Haftası Ve Sonrası”, Yeni Şafak, 06.05.2017

http://www.yenisafak.com/hayat/kutlu-dogum-haftasi-ve-sonrasi-2653649

5- Taşgetiren, A., “Kutlu Doğum Alanındaki Hesaplaşma!”, Star 25.05.2017

6- Kılıçarslan, İ, “Kutlu Doğum Haftası’nın Bilinen Tarihi”, Yeni Şafak 25.05.2017

7- Şimşirgil, A., 1980 Sonrasına Dikkat! Türkiye 28.05.2017, 

8- Gencer, B., “Kutlu Doğum’un arka planı”, star.com.tr /acik-gorus/kutlu-dogumun-arka-plani-haber-1212837/

9- Diyanet’e ‘Kutlu Doğum’ Çağrısı, Türkiye 21.04.2017; 

tgrthaber.com.tr/medya/diyanete-kutlu-dogum-cagrisi-174959

10- Kutlu Doğum Haftasına Bir Tepki De Cübbeli Ahmet Hoca’dan

Türkiye 21.04.2017; turkiyegazetesi.com.tr/gundem/466692.aspx

11- Görmez, M., “Kutlu Doğum Bidat Değil”, Yeni Akit 22.04.2017 http://www.yeniakit.com.tr/haber/mehmet-gormez-kutlu-dogum-bidat-degil-310209.html

Son Güncelleme: 03.06.2017 01:46
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol