Hurafeci Türkiye Gazetesi'nin Karın Ağrısı!

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Özlem Albayrak, hurafeci ihlas(sız) medyanın karın ağrısını dile getiren bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...

Hurafeci Türkiye Gazetesi'nin Karın Ağrısı!

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Özlem Albayrak, hurafeci ihlas(sız) medyanın karın ağrısını dile getiren bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...

11 Ağustos 2017 Cuma 11:31
Hurafeci Türkiye Gazetesi'nin Karın Ağrısı!
banner221

Eskiden, Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumun kahir ekseriyetini oluşturan dindar kitleler nezdinde pek muteber bir kurum değildi. Bunun nedeni, devlete güven yoktu, katı ve dışlayıcı laiklik ilkeleriyle dizayn edilmiş bir ülkede, din işlerini düzenleyen kurumun devletin uhdesinde bulunması, o kurumun “meşruiyetini” kafadan yaralıyordu. Vakti zamanında alınmış olan, Türkçe ezan kararı ve benzeri uygulamalar da Diyanet’in, ancak ideolojinin çizdiği çerçevede hareket edebilen, sakat bir kurum olarak görülmesine neden olmuştu. Zaten kurumun başına getirilen isimler de, ehli sünnet yolunda olan değerli ilim insanlarından değil; ceberrut devletle barışık, din algısı toplumunkinden farklı olanlar arasından seçilirdi. Bu nedenle, Diyanet’in hedef kitlesi olan insanlardan bazısı Diyanet’i baştan reddediyor, kimisi de “suya sabuna dokunmayan” bir devlet kurumu olarak kodlayarak ciddiye almamayı tercih ediyordu.

Ancak 28 Şubat sürecinden sonra, bu durum ortadan kalktı. Hem devlet dönüştü; sert, katı, Kemalist ideoloji giderek din düşmanı uygulamalardan –el mahkum- vazgeçmek zorunda kaldı, bu da Diyanet kurumunun toplumla iletişiminin yolunu açmış oldu; hem de toplum demokrasiyle ilişkilendikçe, modernizme ayak uydurdukça dönüştü. Bugün artık “Laik bir devlette din işleri kurumunun ne işi var. Din sivil alanda bulunmalı” diyecek kimse pek azdır herhalde...

Bunlar olmasaydı bile, FETÖ tecrübesinden sonra, din işlerini kurala, kaideye bağlayıp resmi bir hüviyet kazandıranların bir bildiğinin olduğu ortaya çıkardı zaten. Nitekim, FETÖ’den ağzı yanmış kitleler, bugünlerde neredeyse diğer cemaatleri bile olağan şüpheli haline getirmiş durumda. Ve böylesi bir atmosferde kimsenin “laiklikle İslam bağdaşmayacağına göre Diyanet’in varoluşu bir paradokstur” diyecek hali olduğunu sanmıyorum. Dolayısıyla Diyanet’in hepimizin gözünde yadsınamaz bir önemi, ağırlığı, yeri var. 15 Temmuz’da minarelerden okunan selaların hiç değilse içimizi ferahlattığını söylemek, herhalde abartı sayılmamalı.

Konuyu geçtiğimiz günlerde görevinden ayrılan Mehmet Görmez’e getirmek istiyorum. Hoca’nın başarılı bir dönem geçirdiği herkesçe malum, O’nun döneminde kurumun saygınlığının arttığı ve müstesna rolünün tescillendiği de doğru. Dolayısıyla hakkında ortaya atılan ve “şu saate kadar ulaşılamadı, bu saate kadar ortaya çıkmadı” şeklinde giderek bir lince dönüşen tartışmalar giderek yakışıksız bir hal alıyor. Sonuç, Görmez Hoca’ya ve Türkiye’ye hayırlı olsun demek, çok zor olmamalı. 

Kaynak: Yenişafak

Son Güncelleme: 11.08.2017 11:52
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.